Kullanıcı girişi

Tarihte, tıbbi araştırmalara dinler farklı bir şekilde yaklaşmışlardır. Ortaçağda Hıristiyanlığın bu noktada menü bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Bu husus için Robert Brifault’un “Making of Humanity” isimli eserine (s: 190–202) bakalım. “Roger Bacon, Arapça öğrenmiş ve Arap ilimlerini tahsil etmiştir. Fakat gerek Bacon, gerek daha sonra gelen adaşı, tecrübe usulünü, dünyaya sunmuş olmak şerefini kazanmağa layık değillerdir. Çünkü Roger Bacon, İslam ilim ve usulünü, Hıristiyan Avrupa’ya nakleden havarilerden biri sayılmaktan daha ileri sayılamaz. Hatta kendisi, Arapça öğrenmenin ve Arap ilmini tahsil etmenin hakiki ilme kavuşmak için biricik çare olduğunu çağdaşlarına anlatmak zahmetini dahi düşünmemiştir. Müslümanların tecrübe usulü, Bacon’un zamanında Avrupa’da iyiden iyiye yayılmış ve sağlamca yerleşmiş bulunuyordu. Roger Bacon Oxford’da bir iki ufak ilmi deney yapmağa kalkışınca bütün Oxford hocaları öğrencileriyle birlikte ayaklandı.

İnsanın yeryüzünde varlığını sürdürebilmesinin şartı da, tek başına bile kalmış olsa, bu gezegen üzerinde “Allah” ile ünsiyeti olan son bir kalbin var olmasıdır. Ve sonra bu dünyanın ve evrenin varlık sebebi ortadan kalkmış olacaktır.

Tarih bilincimiz, kimliğimizi inşa eden değerlerin ne kadar farkında olduğumuzla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Yeryüzünde “Allah” diyen tek bir insan var oldukça kıyametin kopmayacağına dair bilgimiz, tarihî ve güncel olaylara yaklaşımımızda bize bir rehberdir. Bu bilgiyi tarih bilincimizi yapılandırmak için kullandığımızda karşımıza çıkan sonuç, dünya tarihinin merkezinde bir başkasının değil, kesinlikle müslümanların olduğu gerçeğidir.

Yeryüzünde “Allah” diyen bir tek insanın kalmamasıyla kıyametin kopması arasındaki ilişki, bizlere öncelikle insan denen türün yeryüzündeki varlığının anlamını kavratır. Allah insanı kendisi için yaratmıştır ve diğer yarattıklarını da insan için... Böylece Allah’ın kudretinin ayetleri olarak her tarafımızı kuşatmış varlıkların biz var olduğumuz için var olduklarını, yaratıcılarından verdikleri haberi kavrama yeteneğine sahip olduğumuz için etrafımızda konumlandırıldıklarını anlarız.

Tarih yapmak kadar, tarih yazmak da önemli bir iştir. Tarihe nasıl baktığımız, geçmiş ve gelecek tasavvurumuzun önemli bir parçasıdır. İslâm dünyası uzun bir süredir Avrupa-merkezci bir bakış açısıyla tarihe bakıyor. Bu yüzden tarihimizi genç nesillere zengin bir birikim değil, ancak nostalji olarak anlatıyoruz. Dünya tarihinin başlıca aktörü olan İslâm ve Müslümanlar, adeta tarihin kıyısında yaşıyor. Kendilerini merkezde görme cesaretine sahip değiller. Yeni nesillere güçlü bir tarih bilinci aşılamak, önce tarihi doğru okuyup anlamakla mümkün.

Tarih konusunda iki temel yanlışa sıkça rastlıyoruz. Birincisi tarihe salt bir nostalji olarak bakmak. Geçmişte her şeyin iyi, güzel, doğru, mükemmel olduğu inancı, kendi tarihimizi eleştirel bir gözle ele almamıza engel oluyor. Tarihe güven adı altında aslında kendi tarihimizi işlevsiz hale getiriyoruz. Nostaljiye dönüştürülmüş bir tarihten bugüne ilişkin dersler çıkarmak mümkün değil.

5000 yıllık tıp tarihi içinde Hipokrat (460-375), Galen (129-200) ve İbn Sina (980-1037), erleri ve tıbbi anlayışlarıyla günümüz modern tıbbının oluşmasında başlıca rolü oynamışlardır.

Yüzyıllardır, tıp dünyasında bir sacayağı oluşturan bu üç hekimden İbn Sina, Batı dünyasında diğerlerine nazaran daha bilgili ve etkili olduğu düşüncesiyle, Ortaçağ’dan buyana Tıbbın Prensi” olarak vasıflandırılmış, ressamların tablolarında başında bir taç, sağında ve solunda Hipokrat ve Galen’le birlikte resmedilmiştir. Bu düşünce, asında tarihi bir gerçeği yansıtmakla beraber, İbn Sina’yı eşsiz yapan şeyin temelinde geçmiş büyük hekimlerin eserlerinin ve fikirlerinin olduğunu unutmamak gerekir.

Bilindiği gibi, M.Ö. V. yüzyılda Batı Anadolu’da yaşamış olan Hipokrat, tıbbı sihirden, mitolojiden kurtarmış, müşahede ve tecrübeye dayanan günümüz tıbbının temellerini atmıştır. O’nun ve öğrencilerinin eserleriyle Akdeniz çevresinde yerleşmiş olan tıbbi anlayışla yerişmiş olan Bergamalı Galen, bilhassa anatomi ve fizyoloji gibi temel bilimler alanındaki çalışmaları ve yazdığı beş yüze yakın eseriyle bütün Ortaçağ boyunca yetişmiş hekimlerin hocası durumunda olmuştur.

Tarih bizim için ne anlam ifade ediyor? Ferd ve toplum hayatımızda tarih, hakettiği yeri aldı mı?

Tarihi algılama, yorumlama ve değerlendirmede sağlıklı bir bakış açısına ulaşabildik mi?

Eşya ve hâdiselere yaklaşımda, bugünü ve yarını planlamada, tarih ve tarih mantığı zihin dünyamızda ağırlıklı bir mevkîye erişti mi?

Kısacası, tarihi iyi okuyor muyuz?

Bu yazımızda, daha da çoğaltabileceğimiz mezkûr sorulara doğru cevaplar aramaya, tutarlı teşhis ve tahliller getirmeye gayret edeceğiz.

Tarihle Aramızdaki Dertler

İçerik yayınları