Kullanıcı girişi

Hayber Gazası


Gazanın Tarihi, Mevkii ve Sebepleri

Peygamberimiz Aleyhisselam; Hudeybiye´den döndükten ve Zilhicce ayı ile Muharrem´in bir kısmını Medine´de geçirdikten sonra, Hicretin 7. yılında, Muharrem ayının sonuna doğru Hayber üzerine yürümüştür.[1]

Gazanın mevkii, Hayber´dir.

Hayber; Şam yolu üzerinde, Medine´ye sekiz beridlik,[2]yani 48 millik uzaklıkta,[3] birçok ekinlikleri ve hurma bahçeleri bulunan bir şehirdir.

Hayber; Yahudice, kale demektir.[4]

Amâlik kavminden, Hayber b. Kaniye b. Mehlail adında bir adam Hayber´e gelip yerleştiği için şehre Hayber ismi verildiği ve, yine bunun gibi, Semûd kavminden Vatîh b. Mazin adındaki kimseden dolayı da Vatîh kal

esine Vatfh isminin verildiği rivayet edilir.[5]

Hayber şehri:

Natat,

Şıkk,

Ketibe diye üç bölgeye ayrılır ve her bölge de kalelerden meydana gelir.

Natat bölgesi:

1- Nâim,

2- Sa´b b. Muaz,

3- Zübeyr kalelerinden oluşur.

Şıkk bölgesi:

1- Übeyy (Sümran),

2- Nizar (Beriyy) kalelerinden oluşur.

Ketibe bölgesi:

1- Kamus,

2- Vatîh,

3- Sülalim kalelerinden oluşur.[6]

Hayber gazasının birçok sebepleri vardır

Benî Nadîr Yahudileri aradaki muahedeye rağmen Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine damdan kaya yuvarlamak suretiyle hayatına kasdettikleri için yurtlarından çıkarılıp sürüldükleri zaman, onlardan bir kısmı Şam´a, bir kısmı da Hayber´e gelip yerleşmişlerdi.

Sellâm b. Ebi´l-Hukayk´la Kinane b. Rebi´ b. Ebi´l-Hukayk ve Huyey b. Ahtab, Hayber´deki akra­balarının evlerine inmişlerdi.[7]

Medine´den ayrılacakları sırada, Ebu RâfT Sellâm b. Ebi´l-Hukayk hazinelerini içinde sakladıkları deve tulumunu kaldırarak:

"Bu, bizim dünyayı alçaltmak ve yükseltmek üzere hazırladığımız şeydir! Biz buradaki hurmalık­larımızı bırakıyorsak, Hayber´in hurmalıklarına varıyoruz!" diyerek bağırmıştı.[8]

Hayber´de, hazırlıklı, cesaretli sayıda Yahudi cemaati bulunuyordu.[9]

İçlerinde Benî Nadîr Yahudileri eşrafından Sellâm b. Mişkem ile[10] Benî Nadîr reisi Huyey b. Ahtab ve Kinane b. Rebi´ b. Ebi´l-Hukayk, Vâil oğullarından Hevze b. Kays ve Ebu Ammar,[11] Varr/ah b. Amr ve onun kabilesinden bazıları ile[12] Dubay´a oğullarından Ebu Âmir Abdi Amr b. Sayfî´nin de bulunduğu 19 kişilik bir heyet,[13] Mekke´ye giderek Kuneyş müşriklerini ve onlara bağlı kabileleri Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmaya davet etmişler ve Kureyş müşriklerine:

"Onun işini bitirinceye kadar, biz de sizin yanınızda bulunacak ve sizinle el ve iş birliği yapacağız[14] Muhammed´e düşmanlık ve onunla çarpışmak hususunda sizinle antlaşma yapalım diye geldik!" demişler ve Kabe´nin örtüsü arasına girerek anıtlaşmışlardı.[15]

Bu Yahudi propaganda heyeti; Kays b. Aylanlardan Gatafanlara gitmişler, onları da kendileriyle bir­likte Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmaya davet ve kendilerine Hayber´in bir yıllık hurma mah­sulünü vermeyi taahhüt etmişler,[16] çevredeki bütün Arap kabilelerine uğramışlar, hepsini ayaklandırmışlar,[17] en sonunda müşriklerin on bin kişilik ordular topluluğu ile Mekke´den gelip Medine´yi kuşat­malarını sağlamışlardı.[18]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hendek savaşından boşalır boşalmaz Benî Kurayza Yahudilerini cezalandırması üzerine, Hayber Yahudileri korkmuşlar ve Sellâm b. Mişkem´e gidip bu yolda ne düşündüğünü sormuşlardı.

Sellâm b. Mişkem:

"O bizim üzerimize yürümeden, bütün Hayber Yahudileriyle birlikte, biz onun üzerine yürüyelim! Teymâ, Fedek ve Vâdi´l-kurâ Yahudilerini de yanımıza alalım. Yurdunun ortasında, onunla, eski ve yeni bütün hıncımızla çarpışalım!" demiş, Hayber Yahudileri de:

"İşte, yerinde görüş budur!" demişlerdi.[19]

Ebu Râfi´ öldürülünce, Yahudiler, kendilerine Üseyr b. Zarim´i (veya Büseyr b. Rizam´ı) lider seçmiş bulunuyor! ardı.[20]

Üseyr (veya Büseyr), gözüpek, korkmak bilmez bir adamdı.

Bir gün, Yahudilerin meclisinde ayağa kalkarak:

"Vallahi, Muhammed ashabından her kimi Yahudilerden istediği her kime göndermişse, muhakkak onu öldürmüştür![21] Fakat, ben ona kendisinin adamlarıma yapamadığını yapacağım!" dedi.

Yahudiler

"Onun senin adamlarına yapamadığı ve fakat senin ona yapmayı istediğin şey nedir?" diye sordu­lar.

Üseyr:

"Gatafanların yanına gideceğim. Onları, Muhammed´le çarpışmak için toplayacağım!" dedi.[22]

Üseyr, dediğini yaptı.

Gatafanlara ve daha başkalarına başvurarak, onları Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmak üzere biraraya getirdi.[23]

Gatafanları Hayber´de topladı[24] ve Yahudilere:

"Ey Yahudi cemaati! Yurdunun ortasında bulunduğu bir sırada, Muhammed´in üzerine yürüyeceğiz!

Çünkü, hiç kimse yoktur ki, yurdunun ortasında çarpışılsın da, düşmanı umduklarından bir kısmını elde etmemiş, koparmamış olsun!" dedi.

Yahudiler

"Ne güzel görüşün var!" diyerek Üseyr´i alkışladılar.[25]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayber Yahudilerinin bu hazırlıklarını haber aldı.

Hicretin 6. yılında, Ramazan ayında[26] Abdullah b. Revâha´yı, üç kişinin başında,[27] gözcü olarak Hayber´e gönderdi.

Gönderirken de, Abdullah b. Revâha´ya:

"Hayberl gözetle! Halkın içine gir. Onlar ne yapmak istiyorlar, neler konuşuyorlar, öğren!" buyurdu.

Abdullah b. Revâha, arkadaşlarıyla birlikte Hayber´e gitti.

Arkadaşlarından birini Natat, birini Şıkk, birini de Ketibe kalesine gönderdi.

Üseyr´den ve başkalarından işittikleri şeyleri ezberlediler.

Hayber´de üç gün kaldıktan sonra, Ramazan´ın son gecelerinde Medine´ye dönüp, bütün gördük­lerini, işittiklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdiler.[28]

Daha sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Hârice b. Huseyl el-Eşcâî gelmişti.

Hârice:

"Üseyr b. Zarim´i, Yahudilerin birçok askerî birlikleriyle birlikte senin üzerine yürür bir halde gerimde bırakmış bulunuyorum!" dedi.[29]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, Üseyr´i Hayber´e vali yapmayı ve böylece çarpışmayı durdurup barışı sağlamayı tasarladı ise de,[30] Üseyr buna önce isteklenir gibi olmuş, fakat sonradan hainlik yoluna sapmıştır.[31]

Yine, Hicretin 6. yılında, Sa´d b. Bekr oğulları kabilesinin de Hayber Yahudilerine yardım için Fedek´e geldikleri ve yapacakları yardıma karşılık Hayber´in hurma mahsulünü Hayber Yahudilerinden istedikleri haber alınmış, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali´yi yüz kişilik askerî bir birlikle Fedek´e gönderip onları dağıtmıştı.[32]

Hayber Yahudilerinin Peygamberimiz Aleyhisselamı ve Müslümanları ortadan kaldırmak üzere Mekkelilerle aralarında yapmış oldukları antlaşmalarına göre, Peygamberimiz Aleyhisselam Hayber Yahudilerinin üzerine yürüyecek olursa, Mekke müşrikleri Medine´ye baskın yapacaklar; Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke müşrikleri üzerine yürüyecek olursa, Hayber Yahudileri Medine´ye baskın yapacak­lardı.[33]

Bütün bunlar, Hayber´in gün geçtikçe Müslümanlık ve Müslümanlar için önlenmesi güçleşen bir tehlike teşkil ettiğini gösteriyordu.

Bununla beraber, Kureyş müşrikleriyle barış yapmadan Hayber işini halletmeye kalkmak çok tehlikeli olabilirdi.

Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselam umre seferini düzenleyip Hudeybiye´ye kadar varmış ve Kureyş müşriklerine:

"Muhakkak ki, savaş Kureyşîleri çok yıpratmış, zayıflatmış, birçok zararlara uğratmıştır.

Eğer onlar isterlerse, yine de, kendilerine bir mütareke müddeti bel iri ey ey im .[34]

Bu müddet içinde, kendileri benden emniyet ve selamette bulunsunlar.[35] Benimle sair halk arasına girmesinler. Beni onlarla başbaşa bıraksınlar.[36]

Eğer insanlar beni yenerierse, zaten, kendilerinin istedikleri budur. Eğer Allah beni insanlara galip kılarsa, o zaman, kendileri şu iki şeyden birisini seçerler: Ya hazırlanmış olarak benimle çarpışırlar, ya da topluca selamet dairesine girerler.

Yoksa, vallahi, Yüce Allah şu İslâm dinini yeryüzüne yayacağı hakkındaki va´dini yerine getirinceye ve benim de başım gövdemden ayrılıncaya kadar, onlarla çarpışıp duracağım!"[37] buyurması üzerine, müşriklerle Hudeybiye barışını sağlamıştı.[38]

İşte, Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekkeli müşriklerle muahede yapıp onlardan gelecek tehlikeyi önledikten sonradır ki, Hayber üzerine yürü muştur.[39]

Cihad Hazırlığına Girişilmesi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayber gazası için hazırlanmalarını ve hakkıyla çarpışacak olanları çevresinde toplamalarını ashabına emir buyurdu.[40]

Hudeybiye umresi seferine katılmaktan çekinerek, kaçınarak geri kalmış olanlar ise, Hayber1 in yiye­cek, yağ ürünü ve servet bakımından Hicaz´ın en verimli, bereketli ve ucuzluk bir şehri olduğunu bildik­leri için, ganimet maksadıyla Hayber seferine katılmak istemişler ve:

"Haybefe biz de sizinle birlikte gidelim!" dem işlerdi.[41]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Cihad etmek, Allah yolunda çarpışmak isteyenlerden başkası, bizimle birlikte gidemeyecekler![42]Onlara ganimetten de birşey verilmeyecektir!" buyurdu.

Medine içinde de:

"Allah yolunda çarpışmak isteyenden başkaları, bizimle birlikte gidemeyeceklerdir! Onlara ganimet­ten de hiçbir şey verilmeyecektir!" diyerek nida ettirildi.[43]

Medine Yahudilerinin Telaşlanmaları, Alacakları İçin Müslümanları Sıkıştırmaları

Müslümanların Hayber´e gitmek üzere hazırlanmaları, Peygamberimiz Aleyhisselamla antlaşmalı bulunan Medine Yahudilerini çok kaygılandırdı ve harekete geçirdi.

Bunlar; Peygamberimiz Aleyhisselamın Kaynuka, Naüîr ve Kurayza oğulları Yahudilerini silip süpürdüğü gibi Hayber Yahudilerini de silip süpüreceğini anladılar.

Müslümanlarda az çok alacağı olup da onu tahsil için Müslümanların yakasına sarılmayan Medineli Yahudi kalmadı.

Yahudi Ebu´ş-Şahm´ın, Abdullah b. Ebi Hadrad el-Eslemî´de beş dirhem alacağı vardı. Abdullah, ev halkı için bu Yahudi den arpa satın almıştı.

Ebu´ş-Şahm yakasına sarılınca, Abdullah:

"Bana biraz mühlet ver! Ben inşaallah yanına gelip alacağını sana ödeyeceğimi umuyorum.

Çünkü, Yüce Allah, Peygamberine Hayber ganimetini va´d buyurmuştur.

Ey Ebu´ş-Şahm! Biz, Hicaz´ın, yiyecek ve servetçe en zengin şehrine gidiyoruz" deyince, Ebu´ş-Şahm´ın kıskançlığı ve azgınlığı kabardı ve:

"Sen Hayber savaşını Araplardan karşılaştığınız gibi mi sanıyorsun?! Tevrat üzerine yemin ederim ki; orada savaşçı on bin kişi vardır!" dedi.

Abdullah b. Ebi Hadrad:

"Ey Allah düşmanı! Sen bizim himayemiz altında bulunuyorsun!

Vallahi, seni Resûlullahın huzuruna çıkaracağım!" dedi.

Onu tutup Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna getirdi ve:

"Yâ Rasûlalları! Bu Yahudi neler söylüyor, dinle!" dedi ve Ebu´ş-Şahm´ın söylediklerini haber verdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, ona hiçbir şey söylemedi. Yalnız, dudaklarının kımıldadığı görüldü. Fakat, ne söylediği işitilemedi.

Yahudi:

"Ey Ebu´l-Kâsım! Bu, bana haksızlık etti. Yiyeceğimi aldı, hakkımı tuttu, ödemedi!" dedi.[44]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Ebi Hadrad´a:

"Ver şunun hakkını!" buyurdu.[45]

Abdullah b. Ebi Hadrad:

"Seni hak din ve Kitab´la peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; onu ödeyecek güçte değil­im!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Ebi Hadrad´a tekrar

"Ver şunun hakkını!" buyurdu.

Abdullah b. Ebi Hadrad:

"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; onu ödeyecek güçte değilim!

Senin bizi Hayber´e götüreceğini, bize Hayber ganimetinden birşeyler düşeceğini umduğumu ve dönünce borcumu ödeyeceğimi kendisine haber vermiştim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ver şunun hakkını!" buyurdu.

Bunun üzerine, Abdullah b. Ebi Hadrad, kalkıp çarşıya gitti.

Başından itibaren omuzuna aldığı atkıyı çıkardı. Omuz atkısının yerine, sarığına büründü.

Yahudiye:

"Şu omuz atkısını benden satın al!" dedi.

Yahudi, atkıyı Abdullah´tan dört dirheme satın aldı.[46]

Abdullah, kalan borcunu da bulup buluşturup Yahudiye ödedi.[47]

Sarığına bürünmüş olarak gelirken, yaşlı bir kadın Abdullah b. Ebi Hadrad´a rastladı ve:

"Ey Resûlullahın sahabisi! Bu ne hal?!" diye sordu.

Abdullah b. Ebi Hadrad da, ona durumu haber verdi.

Kadıncağız hemen üzerindeki atkısını çıkarıp ona verdi ve:

"İşte sana omuz atkısı!" dedi.[48]

Abdullah b. Ebi Hadrad´la Ebu Abs b. Cebr´in Hayber Gazasına Nasıl Katılabildikleri

Abdullah b. Ebi Hadrad, Hayber gazasına, Seleme b. Eslem´in verdiği elbise ile gidebildi.

Ebu Abs b. Cebr de, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Yâ Rasûlallah! Elimizde ne çoluk çocuklar için geçimlik, ne yol azığı, ne de yolculuk elbisesi var!?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona bir elbise verdi.

Ebu Abs elbiseyi sekiz dirheme satıp iki dirhemine yol azıklığı için hurma satın aldı. İki dirhemini, geçimlik için ev halkına bıraktı. Dört dirhemine de, kendisine elbise satın aldı.[49]

Medine Yahudilerinin Müslümanların Maneviyatlarını Sarsmaya, Bozmaya Çalışmaları

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hayber´e gitmeye hazırlandığı sırada, Medine´deki Yahudiler, Müslümanlara:

"Vallahi, Hayber´in kalelerini ve savaş erlerini görmüş olsaydınız, daha onların yanlarına varmadan, geri dönerdiniz!

Dağların tepelerinde yükselen kaleler, orada!

Hiç kesilmeyen, sürekli akan sular, orada!

Zırh gömlekli on bin savaş eri orada!

Esed ve Gatafan kabileleri de onları koruyorlar!

Siz Hayber´e nasıl dayanabileceksiniz?!" demekte;

Ashab-ı Kiram da:

"Yüce Allah, Peygamberine, Hayber ganimetini elde edeceğini va´d buyurmuştur" diyerek cevap vermekte idiler.[50]

Hayber Gazasına Katılan Mücahidlerin Sayısı ve İslâm Kadınlarının Adları

Hayber gazasına katılan Mücahidlerin 1400´ü piyade, 200´ü de, atlı idi.[51] Hayber seferine katılan Müslüman kadınları da:

1- Peygam berim iz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Ümmü Seleme,

2- Peygamberimiz Aleyhisselamın halası Hz. Safiyye binti Abdulmuttalib,

3- Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen Bereke,

4- Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlısı Ebu Râfi´in zevcesi Leyla,

5- Asım b. Adiyy´in zevcesi,

6- Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b,

7- Ümmü Meni1 (Ümmü Şübas),

8- Küaybe binti Sa´d el-Eslemiyye,

9- Ümmü Muta el-Eslemiyye,

10- Ümmü Süleym binti Milhan,

11- Ümmü Dahhâk binti Amr b. Haram,

12- Hind binti Amr b. Haram,

13- Ümmü´-A´lâ el-Ensariyye,

14- Ümmü Âmir el-Eşheliyye,

15- Ümmü Atiyye el-Ensariyye,

16- Ümmü Salît,

17- Ümeyye binti Kays,

18- Abdullah b. Uneys´in zevcesi Hubla,

19- Ümmü Sinan,

20- Hazrec b. Ziyad el-Eşcâî´nin babaannesi idi.[52]

Ümeyye binti Kays der ki:

"Gıfâr oğulları kadınlarının arasında, Resûlullah Aleyhisselamın yanına ben de gittim.

´Yâ Rasûlallan! Biz yaralıları tedavi edelim ve gücümüzün yettiği şeyle Müslüman erkeklere yardım­cı olalım diye seninle birlikte bu sefere katılmak istiyoruz1 dedik.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Allah´ın bereketi üzere, gidiniz!1 buyurdu.[53]

Sefere katılan bu Müslüman kadınları yanlarında götürdükleri ilaçlarla yaralıları tedavi etmekle kalmayacaklar, aynı zamanda mücahidlerin yemeklerini pişirecekler, ip eğirecekler.. Allah yolunda ellerinden geleni yaparak onlara yardımcı olmaktan geri durmayacaklardı.[54]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine´de Yerine Siba´ b. Urfuta´yı Vekil Bırakışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabdan Siba1 b. Urfutayı, Medine´de yerine vekil bıraktı.[55] Peygamberimiz Aleyhisselamın Nümeyle b. Abdullah el-Leysîyi vekil bıraktığı da rivayet edilir.[56]

Hayber Ordusunun Sancaktarı, Parolası ve Düzeni

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayber gazasına çıkarken, beyaz sancağını Hz. Ali´ye verdi.[57]

Hayber gazasında kullanılacak parola "Yâ Mansur! Emit! Emit!" sözleri idi.[58]

Ukkâşe b. Mıhsan el-Esedî, ordu öncüsü olarak ileri sürüldü.

Hz. Ömer sağ kol kumandanlığına, ashabdan başka bir zât da sol kol kumandanlığına tayin edil­di.[59]

Hayberyolculuğu için Eşca1 kabilesinden Huseyl b. Hârice ile Abdullah b. Nuaym kılavuz tutuldu.[60]

Huseyl b. Hârice derki:

"Davar satmak üzere Medine´ye gelmiştim. Davarları sattıktan sonra, Resûlullah Aleyhisselamin yanına vardım.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Sana yirmi sa´ hurma vereyim de, ashabıma kılavuz olup Hayber yolunu göster!1 buyurdu.

Öyle yaptım.

Resûlullah Aleyhisselam Hayber´e varıp onu fethettikten sonra da, kendisinin yanına vardım. Bana yirmi sa1 hurmayı verdikten sonra, Müslüman oldum."[61]

Baş Münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün Hayber Yahudilerine Haber Salışı

Baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Hayber Yahudilerine:

"Muhammed size doğru geliyor! Tedbirinizi alınız! Mallarınızı kalelerinize doldurunuz! Onunla çarpışmak için dışarı çıkarsınız.

Ondan hiç korkmayınız! Çünkü, sizin hazırlığınız da, sayınız da çoktur! Muhammed´in cemaati hem az, hem de silahsızdır. Silahlan olsa bile, pek azdır!" diye haber saldı.[62]

Medine´den Sahbâ´ya Kadar Gidiş

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayber´e gitmek üzene Medine´den yola çıktı.

Önce Seniyetü´l-Veda´ya vardı.

Sonra Zegabe üzerini tuttu.

Sonra Nakmâ´ya;

Nakmâ´dan sonra Müstenah´a;

Müstenah´tan sonra Asr´a (Asr veya Asar´a) vardı.[63]

Seniyetü´l-Veda; Medine´ye gelinirken giriş, Medine´den Mekke´ye gidilirken de yolcuların uğurlanış ve çıkış yolu olan yokuştur.[64]

Nakmâ; Medine´nin ağaçlık dene içlerindendir.[65] Uhud dağının yakınındadır.[66]

Isr, Medine ile Füru´ arasında bir dağdır.[67]

Isr´ın Medine´ye uzaklığı bir merhaledir.[68]

Isr´da, Peygamberimiz Aleyhisselam için bir mescid yapıldı.[69]

Isr Mescidi, Peygamberimiz Aleyhisselamın Hayber´e giderken içinde namaz kıldıkları mescidlerin meşhurlarındandır.[70]

Hayber´e Götürecek En Uygun Yolun Araştırılışı

Peygamberimiz Aleyhisselam kılavuzları çağırdı.[71]

Huseyl b. Hârice ile Abdullah b. Nuaym gelince, Huseyl´e:

"Önümüze düş! Bizi öyle vadilere tutup götür ki, Hayber´le Şam arasındaki yoldan Hayber´e varalım; Hayber Yahudileriyle Şam arasına girmiş, onlarla müttefikleri olan Gatafanlar arasına gerilmiş olalım!" buy urdu.[72]

Huseyl:

"Ben seni öyle bir yere götüreceğim, ulaştıracağım ki, orada birçok yollar vardır. Yâ Rasûlallah! Orası yolların kavşağıdır. Bütün yollar oradan gelir geçer" dedi.[73]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"O yolların isimlerini bana söyle!" buyurdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam ismin güzelini arar, sever; kötüsünden ise hoşlanmaz, onu uğurlu saymazdı.[74]

Huseyl:

"Hayberln bir yolu var ki, ona ´H azen1 denilir" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"O yolu tutma!" buyurdu.

Huseyl:

"Hayberln bir yolu daha var ki, ona ´Şaş´ (Şe´s) denilir" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"O yolu da tutma!" buyurdu.

Huseyl:

"Hayberln bir yolu daha var ki, ona ´Hâtıb´ denilir" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"O yolu da tutma!" buyurdu.

Hz. Ömer, Huseyl´e:

"Ben senin Resûlullah Aleyhisselama haber vermek için bu gecede olduğu kadar kötü isimler bul­duğunu görmedim!" dedi.

Huseyl:

"Hayberln bir yolu daha var ki, artık ondan başka yolu kalmamıştır!" deyince, Hz. Ömer:

"İsmini söyle!" dedi.

Huseyl:

"Onun ismi ´Merhab´dır!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Olur! O yolu tut!" buyurdu.

Hz. Ömer, Huseyl´e:

"Bu yolun ismini önce söyleseydin ya!" dedi.[75]

Âmir b. Ekvâ´ya Recez Söylettirilişi

Seleme b. Ekvâ´nın bildirdiğine göre; Seleme´nin amcası Amir b. Ekvâ (Sinan) da, Hayber seferine katılanlar arasında bulunuyordu.[76]

Kendisi, şairdi.[77]

Bir gece, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte giderlerken,[78] İslâm mücahidlerinden birisi, ona:

"Ey Âmir! Bize recezlerinden [kısa vezinli şiirlerinden] bir parça dini etsen ya!" demişti.

Bunun üzerine, Âmir hayvanından indi[79] ve:

"Ey Allah´ım! Sen bize hidayet ve rahmet ihsan etmemiş olsaydın, biz muhakkak dalâlet ve sapkın­lık içinde kalırdık!

Bizim üzerimize yürüyen kâfirler, bizim kaçındığımız fitne ve fesadı [dinden döndürme kötülüğünü] bize yapmak istedikleri ve bizimle karşılaştıkları zaman, kalblerimize sükûnet ve metanet indir, ayak­larımıza sebat ver![80]

Biz bağırışlarla çarpışmaktan korkutulmak istenilsek de, çarpışmaya çağırıldığımız zaman, gelir ve ondan geri kalmayız!

Düşmana arka çevirip kaçmaktan da kaçınınz!"[81] mealli kıt´asını okuyunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Şiir okuyup develeri hızlandıran kimdir?" diye sordu.

Sahabiler.

"Âmir b. Ekvâ´dır!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah ona rahmet etsin!" diye dua etti.[82]

Peygamberimiz Aleyhisselam herkime rahmet ve mağfiretle dua ederse, o muhakkak şehit olurdu.

Hz. Ömer, Peygamberimiz Aleyhisselamın Âmir için rahmet dileğini işitince:[83]

"Vallahi yâ Rasûlallah! Bu duanızla, Âmir´e cennetlik gerçekleşti! Keşke onu bize bağışlasaydın da, kendisinden bir müddet daha yararlansaydık!" dedi.

Gerçekten de, Âmir b. Ekvâ, Hayber´de şehit oldu.[84]

Keşif Birliği Tarafından Yakalanan Casusun Sorguya Çekilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam; bazı süvarileri, Abbâd b. Bişr´in kumandası altında, keşif ve tecessüs için öncü olarak ileri sürmüştü.

Abbâd b. Bişr; Eşca1 kabilesinden olup Yahudiler hesabına casusluk yapan bir bedevî (çöl Arabi) yakaladı ve ona:

"Sen kimsin?" diye sordu.

Bedevî:

"Ben kaybettiğim devemi arayan bir arayıcıyım!" dedi.

Abbâd b. Bişr

"Sende Hayber hakkında bir bilgi var mı?" diye sordu.[85]

Bedevî:

"Sen benden Hayber hakkında mı, yoksa Hayberliler hakkında mı; hangisinden bilgi istiyorsun?" dedi.

Abbâd b. Bişr

"Yahudilerden!" dedi.

Bedevî:

"Olur!

Kinane b. Ebi´l-Hukayk ve Hevze b. Kays, Gatafan´dan olan müttefiklerinin yanına gitti. Onlardan asker toplayıp Hayber´in bir yıllık mahsulünü onlara vermeyi va´d ettiler.

Gatafanlar, Utbe b. Bedr´in kumandası altında, atları, silahları ve hazırlıklarıyla gelip Yahudilerin kalelerine girdiler.

Onlar şimdi Yahudilerle birlikte kalelerdedirler.

Kalelerde 10.000 savaş eri bulunuyor.[86] Onlar, Muhammed ve ashabı ile çarpışmak için bekliyor-lar![87]

Onlar, oklarla vurulmaz, başa çıkılmaz kalelilerdir!

Kendilerinin yanlarında da, pek çok silahlan ve yiyecekleri vardır.

Yıllarca kuşatılacak da olsalar, yine, bunlar kendilerine yeterlidir.

Onların kalelerinde içecekleri, devamlı akar sulan davardır.

Onlara hiç kimsenin dayanabileceğini sanmıyorum!" dedi.

Abbâd b. Bişr, kamçısını kaldırıp ona birkaç kamçı vurdu ve:

"Sen ancak onların bir casususundur! Bana doğrusunu söyle! Yoksa boynunu vururum!" dedi.

Bedevî:

"Sana doğrusunu söylersem, bana eman verir, kanımı bağışlar mısın?" diye sordu.

Abbâd b. Bişr

"Evet!" dedi.

Bunun üzerine, Bedevî:

"Onlar, Yesrib Yahudilerine (Benî Kurayza ile Benî Nadîriere) yapmış olduğunuz şeyden korkuya düşmüş bir cemaattirler.

Medine Yahudileri, Medine´ye emtia satın almaya giden amcamın oğlunu buldular. Sizin sayıca az, atlarınızın ve silahlarınızın da az olduğunu haber vermek üzere, onu Kinane b. Ebi´l-Hukayk´a gönder­mişler.

Ona:

´Muhammed, şimdiye kadar sizin gibi iyi çarpışan bir kavimle karşılaşmamıştır.

Muhammed´in; harp malzemelerinizin, sayınızın, silahınızın çokluğunu, kalelerinizin sarplığını bile­meyerek üzerinize yürümesine, Kureyşîler ve Araplar sevinmektedirler.

Kureyşîlerve başkaları, durumu dikkatle izliyorlar.

Kureyşîler

"Hayber Yahudileri Muhammed´i yenecektir! Eğer Muhammed muzaffer olursa, bu temelli horluk olur!´ diyorlar´ demişler.

Ben bütün bunları işitmiş bulunuyorum.

Kinane b. Ebi´l-Hukayk, bana:

´Sen git de, yolda onların önlerine geç!

Onlar senin ne iş üzerinde bulunduğunu anlayamazlar.

Sen onları bizim hesabımıza korkut!

Bir dilenci gibi, yanlarına sokul.

Onlara sayımızın ve yardımcılarımızın çokluğunu anlat!

Kendileri hakkında edineceğin haberlerle yanımıza dönmekte acele et!1 dedi."[88]

Abbâd b. Bişr bedevîyi Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına getirdi ve kendisinden aldığı bilgileri Peygamberimiz Aleyhisselama arzetti.

Hz. Ömer:

"Vurun onun boynunu" dedi.

Abbâd b. Bişr

"Ben ona eman verdim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Abbâd! İş belli oluncaya kadar, sen onu yanında tut!" buyurdu.[89]

Bedevî bir iple bağlandı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayber´e varınca, Bedevîye İslâmiyeti anlattı ve:

"Seni üç kere İslâmiyete davet edeceğim. Müslüman olmazsan, boynundan ip çıkan İm ayacaktır!" buyurunca, bedevî Müslüman oldu.[90]

Hayber Yahudilerinin Gatafanların Desteğini Sağlamaları

Bedevinin dediği doğru idi:

Kinane b. Ebi´l-Hukayk ile Hevze b. Kays, yanlarına Yahudilerden 14 kişi alarak müttefikleri bulunan Gatafanlara gitmişler, Hayberln bir yıllık hurma mahsulünün yarısını vermeyi taahhüt edip onların yardımını sağlamışlardı.

Gatafanlar, Utbe b. Bedr´in kumandası altında hazırlıklı ve atlı olarak Hayber´e gelip Yahudilerle bir­likte kalelere girmişlerdi.[91]

Peygamberimiz Aleyhisselam Hayber´e gelmeden üç gün önce, Uyeyne b. Hısn da, Yahudilere yardım etmek üzere, Gatafanlardan 4.000 kişi ile gelip Natat kalesine girmiş bulunuyordu.[92]

Mücahidlerin Yolda Yüksek Sesle Tekbir Getirmekten Men Edilmeleri

İslâm mücahidleri, bir vadiye erişince:

"Allahuekber! Allahuekber! Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber!" diyerek hep birden yüksek sesle tekbir getirmeye başlamışlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Nefeslerinize acıyınız!

Çünkü, sizin dua ettiğiniz Allah ne sağırdır, ne de gaibdir!

Siz en çok işiten ve en yakın olan Allah´a dua ediyorsunuz"[93] buyurdu.[94]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Varışı ve Allah´a Dua Edişi

Kılavuz; İslâm mücahidlerini Şerir vadisine kadar götürdü.[95]

Şerir; Hayberyakınında bir vadidir.[96]

Karkara vadisine erişilince, namaz vakti girmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, vadiden çıkıncaya kadar namazı kılmadı.[97]

Karkara Hayber´e altı mildir.[98] İslâm mücahidleri, Karkaraya ininceye kadar vadiyi takip ettiler.[99]

Pegyamberimiz Aleyhisselam, Şıkk ile Natat arasında konakladı.

Oradaki böğürtlen, Sincan dikenlik ve çalılığı üzerinde namazını kıldı. Namaz kıldığı yer, çevresi taşla çevrilerek mescid haline getirildi.[100]

Sonra, doğrulup Şıkk kalesiyle Natat kalesi arasından, Hayber´e doğru ilerlediler.[101]

Peygamberimiz Aleyhisselam, o sırada "Durunuz!" buyurarak mücahidleri durdurdu ve Allah´a şöyle dua etti:

"Ey göklerin ve gölgelediklerinin Rabbi olan Allah´ım!

Ey yerlerin ve yüklenip taşıdıklarının Rabbi olan Allah´ım!

Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah´ım!

Ey rüzgârların ve savurduklarının Rabbi olan Allah´ım!

Biz Senden bu kentin hayrını ve iyiliğini, bu kent halkının hayrını ve iyiliğini ve kentte bulunan herşeyin hayrını ve iyiliğini dileriz!

Bu kentin şerrinden, bu kent halkının şerrinden, bu kentte bulunan herşeyin şerrinden de Sana sığınırız!

Haydi ilerleyiniz, Bismillah!"[102]

Hayber Yahudilerinin Zanları, Görüşleri ve Savaşmaya Hazırlanıp Aralarında Anlaşmazlığa Düşmeleri

Hayber Yahudilerinin 10.000 kişilik savaş erleri[103] her gece tanyeri ağarmadan önce silahlarını kuşanıp savaş düzenine göre saf bağlarlar;[104] kalelerine, kalelerinin sarplığına, silahlarının ve sayılarının çokluğuna bakarak Peygamberimiz Aleyhisselamın kendileriyle çarpışamayacağını sanırlar ve:

"Muhammed mi bizimle çarpışacak?! Ne kadar uzak!" diyerek gururlanırlardı.[105]

Peygamberimiz Aleyhisselam geceleyin meydanlarına gelip konuncaya kadar, Hayber Yahudilerinin haberleri olmadı.

Hayber Yahudileri, aralarında anlaşmazlığa da düştüler.

Haris Ebu Zeyneb adındaki Yahudi kaleler dışında karargâh kurmalarını ve Peygamberimiz Aleyhisselamla kaleler dışında çarpışmalarını teklif ve tavsiye etmiş ve:

"Benim gördüğüm, Muhammed tarafından kuşatıldıktan sonra onun emrine boyun eğerek kalelerinden inmek zorunda kalanlar için hayat hakkı kalmamış, onlardan kimisi esir edilmiş, kimisi de sonradan öldürülmüştür!" demişti.

Yahudiler

"Bizim bu kalelerimiz, senin o misal getirdiğin kalelere benzemez! Bu sarp kaleler, dağların tepeleri üzerindedir!" demişler, Hâris´in görüşünü benimsememişler ve kalelerine sığınmışlardı.[106]

Yahudilerin ileri gelenlerinden Sellâm b. Mişkem Hayber´in Sa´b b. Muaz kalesinde idi.

Yahudi casuslarından birtopluluk onun evine gittiler.

Ona, kaleden dışarı çıkıp da mı, yoksa kalelere sığınarak mı çarpışılmasının uygun olacağını danıştılar.

Sellâm, onları kaleden dışarı çıkarak çarpışmaya teşvik etti ve:

"Yerinde olan görüş; Abdullah b. Übeyy´in öğüt yoluyla size işaret eylediğidir!" dedi.

Fakat, Hayberliler kalelerden dışarı çıkmaya cesaret edemeyerek kalelerinde kaldılar.[107]

Peygamberimiz Aleyhisselamın İslâm mücahidleriyle birlikte Hayber´e geldiği gece Hayberliler hep uykuya dalmışlar, hiç kımıldamamışlar, horozları bile ötmem işti. Güneş doğunca, tarlalarına gitmek üzere kalelerinin kapılarını açmışlardı.[108]

Enes b. Malik der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam bir kavimle çarpışacağı zaman, sabah olmadıkça onlara ansızın baskın yapmaz, ezan sesi işitirse baskın yapmaktan vazgeçer, ezan sesi işitmezse baskın yapardı.

Hayber´e geceleyin inmiştik.

Resûlullah Aleyhisselam orada geceyi geçirdi.[109]

Sabah namazını Hayber´in yanıbaşında, daha karanlık iken kıldık.[110]

Sabah olup Hayber´den ezan sesi işitmeyince,[111] hayvanına bindi.

Bizler de hayvanlarımıza bindik.

Ben Ebu Talha´nın terkisine bindim.

Giderken, benim dizim Resûlullah Aleyhisselamın dizine değmekte idi.[112]

Sabahleyin, Hayber işçileriyle karşılaştık.[113]

İşçiler, kaleden çıkıp, araçları, zenbilleri, kovaları ile[114] tarlalarına gidiyorlardı.

Resûlullah Aleyhisselamla askerlerini görür görmez:

İşte Muhammed ve Hamîs![115] İşte Muhammed ve Hamîs! Vallahi, Muhammedi İşte Muhammed ve Hamîs!´[116] diyerek bağırıştılar ve hemen arkalarına dönüp kaçtılar.[117]

Resûlullah Aleyhisselam, ellerini kaldırdı [118] ve:

´Allahuekber! Allahuekber! Harab olup gitti Hayber!

Biz düşman bir kavmin yurduna baskın yapıp girdik mi, uyarılmış olan o kâfirlerin hali yaman olur!´ buyurdu [119] ve bunu üç kere tekrarladı ."[120]

Hamîs; ordu,[121] büyük askerî birlik demektir.

Cahiliye çağında da, orduya hamîs denirdi.[122]

Orduya hamîs denilmesi de beş kısımdan; yani öncü, ardcı, orta, sağ ve sol yan birliklerinden oluş­tuğu içindir.[123]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Menzile mevkiine kadar ilerledi, hayvanından indi, yürüyerek orada­ki bir kayaya doğru gitti.[124]

Hayvanın yularını çekmek istediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayvanı kendi haline bırakınız!" buyurdu.

Hayvan kayanın yanına varıp çöktü.[125]

Peygamberimiz Aleyhisselam, ağırlıklarının yanına bırakılmasını, mücahidlerin de oralara inmeleri­ni em retti.[126]

Hayber´e, hurmaların koruk ve ham bulunduğu bir sırada gelinmişti.

Hava ise çok sıcak ve sıcaklık da tehlikeli derecede idi.[127]

Menzile karargâhında, Peygamberimiz Aleyhisselam için bir mescid yapıldı.[128]

Peygamberimiz Aleyhisselam nafile (teheccüd) namazını orada kıldı.

Menzile adını taşıyan bu mescid taştan yapılmıştı.[129]

Menzile Mescidi, içinde bayram namazları da kılınan en büyük ve geniş mesciddir.

Peygamberimiz Aleyhisselamın namaz kılarken yöneldiği kaya da bu mescidin içindedir.[130]

Hubab b. Münzir´in Karargâh Hakkında Arzettiği Görüşünü Peygamberimiz Aleyhisselamın
Benimseyip Muhammed Mesleme´ye Karargâh İçin Elverişli Bir Yer Aratışı

Hubab b. Münzir:

"Yâ Rasûlallah! Burası Natat kalesine çok yakındır. Hem de, Hayber´in bütün savaşçıları orada toplanmıştır.[131]

Ben Natat kalesi halkını çok iyi tanırım.

Onlar kadar uzaklara ok atabilen ve onlar kadar oklarını isabet ettiren bir kavim yoktur.

Bununla birlikte, onlar bizim üst tarafımızda da bulunuyorlar.[132]

Bizim bütün tutum ve davranışlarımızı görebilecek, öğrenebilecek bir mevkidedirler.

Biz ise, onların tutum ve davranışlarını görebilecek, öğrenebilecek mevkide değiliz![133]

Onların okları, yukarıdan aşağı doğru hızla iner,[134] bizim oklarımız ise onlara ulaşmaz![135]

Bununla birlikte, onların evlerinden sık sık çıkıp sık hurma ağaçlan içinde siperlenmeyeceklerinden de emin değilim.[136]

Burası, humna bahçeleri arasında tehlikeli bir yerdir.

Tehlikelerden, bozukluklardan uzak bir yeri karargâh edinmeyi emretseniz olmaz mı?[137]

Hiç değilse, şu kara taşlık, kayalık yeri aramızda bulunduralım.

Yahudilerin atacakları oklar bize erişemesin!" dedi.[138]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hubab b. Münzir´e:

"İşaret ettiğin görüş yerindedir!" buyurdu[139] ve Muhammed b. Mesleme´yi yanına çağırarak, ona:

"Bak! Yahudilerin kalelerinden ve bataklık hastalığından uzak, Yahudi evlerinden yapılabilecek saldırılardan emniyet ve selamette kalabileceğimiz, karargâh edinmeye elverişli bir yer araştır!" buyur­du.

Muhammed b. Mesleme etrafı dolaşarak Reci´e kadar vardıktan sonra, geceleyin Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına döndü ve:

"Senin için, karargâh edinmeye elverişli bir yer buldum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah´ın bereketi onun üzerinde olsun!" buyurdu.[140]

Sellâm b. Mişkem´in Teşviki Üzerine Yahudilerin Savaşmaya Karar Vermeleri

Hayber Yahudileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın ordusu ile birlikte Hayber´e geldiğini görünce, kalelere çekilmişler, Sellâm b. Mişkem´e gidip durumu haber vermişlerdi.

Sellâm b. Mişkem:

"Siz benim sözümü dinlemediniz! Muhammed´in üzerine yürümekte kusur ettiniz!

Bari burada onunla çarpışmakta kusur etmeyiniz!

Onunla çarpışa çarpışa ölmeniz, sizin için, tek başınıza kalmanızdan hayırlıdır" dedi.

Bunun üzerine, Yahudiler, sonuna kadar savaşmaya kararverdiler.

Mallarını, çoluk ve çocuklarını Ketibe kalesine götürdüler.

Erzak ve yiyeceklerini de Nâim kalesinde depoladılar.

Bütün savaş erlerini Natat kalesinde topladılar.

Sellâm b. Mişkem de, hasta olduğu halde, onlarla birlikte Natat´a geldi. Yahudileri savaşmaya kışkırttı durdu ve orada da öldü.[141]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mücahidleri Öğütleyişi ve Cihada Teşvik Buyuruşu

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayber Yahudilerinin savaşmaya hazırlandığını anlayınca, geceleyin mücahidleri Natat kalesinde toplanan Yahudilerle çarpışmak üzere hazırladı.

Sabır ve sebat ettikleri takdirde muhakkak zafere ve ganimete ereceklerini onlara müjdeledi ve kendilerini çarpışmaya teşvik etti.

Yahudiler İslâm karargâhına ok yağdırmaya başladılar.[142]

Yahudilerin attıkları oklar İslâm karargâhının gerisine düşmekte,[143] İslâm mücahidleri de bu okları toplayıp yaylarına yerleştirerek onlara atmakta idiler.[144]

İslâm mücahidleri o gün Natat´taki Yahudi topluluğu ile akşama kadar savaştılar.

İlk günde, Natat Yahudilerinin attıkları oklarla yaralanan mücahidlerin sayısı elliyi buldu.

Hubab b. Münzir:

"Yâ Rasûlallah! Karargâhı hemen değiştirsen iyi olur" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Akşam olunca, inşaallah değiştiririz!" buyurdu.

Akşamleyin, Peygamberimiz Aleyhisselam, yakınlarındaki evlerden gelebilecek tehlikelerden ashabını korumak için, karargâhın yeni yere değiştirilmesini emretti.

Mücahidler karargâhı Reci´e taşıdılar.

Hz. Osman da Reci1 karargâhında görevlendirildi.[145]

Natat ve Nâim Kaleleri Önünde Savaşa Devam Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam; her gün sabahleyin silahlanarak İslâm mücahidleri ile birlikte bayrak­larını çekip gelmekte, Natat´ın üst tarafında akşama kadar Yahudi kuvvetleriyle savaşmakta, akşam olunca da Reci1 karargâhına dönmekte idi.

Yaralanan mücahidler, Reci1 karargâhına götürülüp tedavi edilmekte idiler.

İlk günde yaralananlar da orada tedavi edilmişlerdi.[146]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalanışı ve Savaşa Bazı Sahabilerin Kumandası Altında Devam Edilişi

Büreyde b. Husayb´ın bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, tutulup bir-iki gün süren yanm baş ve yüz ağrısından dolayı Müslümanların yanına çıkamamış,[147] aksancağını Hz. Ebu Bekir´e verip onu Yahudilerle çarpışmaya göndermişti.

Hz. Ebu Bekir mücahidi erle gitti, şiddetle çarpıştı. Fakat, kaleyi ele geçiremedi.[148] Bozguna uğradı, geri döndü.[149]

Ertesi günü, mücahidlerle birlikte Hz. Ömer gönderildi. O da, Hayber Yahudileriyle şiddetle çarpıştı. Fakat, ona da kaleyi fethetmek nasip olmadı.[150] Mücahidlerle birlikte bozulup geri döndüler ve birbir­lerini korkaklıkla suçladılar.[151]

Hz. Ömer tekrar gitti. Yine zafer elde edemedi.[152]

Peygamberimiz Aleyhisselam, sancağını Ensardan bir zâta (Sa´d b. Ubâde´ye) verdi.

O da, gitti, bir iş yapamadan geri döndü.[153]

Yahudilerin Saldırıya Geçişi ve Mücahidleri Bozguna Uğratışı

Yahudilerin hücum birlikleri, önlerinde Haris Ebu Zeyneb olduğu halde, yerleri sarsa sarsa ilerlem­eye başladılar.

Ensar sancaktarı, İslâm mücahidleriyle birlikte onları karşıladı, kalelerine girinceye kadar, onları geriletti.

Fakat, Merhab´ın kardeşi Üseyr, kaleden askerleriyle çıkıp Ensar sancaktarının kumandası altında­ki Müslümanları bozguna uğrattı. Peygamberimiz Aleyhisselamın bulunduğu yere kadar gelip dayandılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam, mücahidlere kızdı, Allah´ın Müslümanlara dünyadaki ve ahiretteki vaadlerini hatırlattı. Üzgün olarak akşamladı.

Ensar sancaktarı Sa´d b. Ubâde de yaralandı.

Ensar ve Muhacir sancaktarlanyla arkadaşları, birbirlerini geç ve ağır davranmakla suçlamakta ve:

"Hep sizin yüzünüzden!" demekte idiler. [154]

Yedi gün, Reci1 karargâhından gelinip, Natat´a üst tarafından hücumlar yapıldı.[155]

Mahmud b. Mesleme´nin Üzerine Bırakılan Taşla Şehit Edilişi

Yazın en sıcak bir günü idi. Mahmud b. Mesleme, hararetten ve çarpışmaktan yorgun ve bitkin düşmüştü. Silahlarının hepsi de üzerinde bulunuyordu. Gölgelenmek ve dinlenmek için Nâim kalesinin dibine oturmuştu.

Nâim kalesinde savaşçı bulunmadığını, orada ancak erzak ve eşya bulundurulduğunu sanıyordu.

Merhab[156] yukarıdan Mahmud b. Mesleme´nin üzerine el değirmeni taşını bıraktı.

Taş, onun başına düşünce, miğferini ezdi, alnının derisini yüzüne kadar yüzüp indirdi.

Mahmud b. Mesleme, Reci´deki İslâm karargâhına götürüldü. Aldığı yaradan, üç gün sonra, Merhab´ın öldürüldüğü gün, dünyaya gözlerini yumdu.[157]

Âmir b. Ekvâ´nın Merhab´la Çarpışırken Kendi Kılıcıyla Yaralanıp Şehit Oluşu

Hayberli Yahudilerin kumandanlarından ve ünlü kahramanlarından Merhab, kılıcını sallaya sallaya kaleden dışarı çıktı.[158]

Merhab´ın kılıcında:

"Bu kılıç Merhab´ın kılıcıdır ki, onu kim tadarsa helak olur!" diye yazılı idi.[159]

Merhab, dışarı çıkınca:

"Hayber halkı iyi bilir ki; ben gelip çatan harplerin tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden tımağa kadar silahlanan, cesareti ve kahramanlığı denenip durmuş olan Merhab´ımdır!" diye övünerek, ken­disiyle çarpışacak er diledi.

İslâm mücahidlerinden Âmir b. Ekvâ da, onunla çarpışmak için ortaya çıkıp:

"Hayber halkı iyi bilir ki; ben de, tepeden tımağa kadar silahlı, kendisini savaşın dehşetleri ve şid­detleri içine atmaktan çekinmeyen Âmir´imdir!" dedi.

Hemen birbirleriyle vuruştular.[160]

Önce, Merhab Âmir´e kılıçla saldırdı.

Âmir kalkanı ile korundu.

Merhab´ın kılıcı kalkana saplandı.

Âmir kılıcını kaldırıp Merhab´ın bacağına, aşağıdan yukarıya doğru olanca hızıyla çaldı[161]

Âmir b. Ekvâ´nın kılıcı kısa idi.[162]

Âmir, Merhab´ın bacağına kılıcını hızla vurduğu zaman, kılıcın ağzı kendisine yönelip kendi bacağının orta damarını kesiverdi![163]

Bu yara, kendisinin şehit olmasına sebep oldu.[164]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Reci´den Menzileye döndüğü zaman, Âmir b. Ekvâ yaralanmış bulunuyordu.

Kendisi hemen Reci´e götürüldü.[165]

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu Reci´deki bir mağaraya Mahmud b. Mesleme ile birlikte gömdü.[166]

Yüce Allah, ikisinden de razı olsun![167]

Hayber Yahudilerinin İslâmiyete Davet Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Yahudilere bir şeytan gelmiş de:

´Muhammed, ancak, mallarınızı ele geçirmek için sizinle çarpışıyor!1 demiş.

Onlara:

´Öyle ise, Lâ ilahe illallah deyiniz de, mallarınızı, canlarınızı koruyunuz! Ahiretteki hesabınız ise Allah´a aittir!1 diye sesleniniz!" buyurdu.

Yahudilere seslendiler.

Yahudiler

"Musa´nın aramızdaki Kitabı olan Tevrafa yemin ederiz ki; biz ne istediğiniz şeyi yaparız, ne de din­imizi bırakırız!" diyerek karşılık verdiler.[168]

Natat Çevresindeki Hurma Ağaçlarının Kesilişi

İslâm mücahidi eriyle Yahudi kuvvetlen arasında sık ağaçlı hurma bahçeleri bulunuyor ve Yahudilerin bunlar arasında siperleneceklerinden endişe ediliyordu.[169]

Yahudilerin yegâne iktisadî güçleri de, Medine´de yitirip Hayber´de buldukları hurma bahçeleri idi.

Nitekim, Medine´den ayrıldıkları sırada, Sellâm b. Ebil-Hukayk:

"Biz, buradaki hurmalıklarımızı bırakıyorsak, Hayber´in hurmalıklarına varıyoruz!" diyerek bağır-mışti.[170]

Bunlar, onlara, evlatlarından daha sevgili idi.[171]

Hayberliler Gatafanları ne zaman kendilerine yardıma çağımnışlarsa, onlara hep Hayber´in hurma mahsulünden vermeyi taahhüt etmişlerdi .[172]

Düşmanın iktisadî gücünü sarsmak, ona indirilecek darbenin en etkilisi ve en yenicisi idi.

Bunun için, Hubab b. Münzir, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Yâ Rasûlallah! Hurma ağaçları, Yahudilere evlatlarından daha sevgilidir. Onların hurma ağaçlarını kes de, ümitleri ve direnme güçleri kırılsın!" demişti.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, hurma ağaçlarının kesilmesini emretti.

Müslümanlar, Natat hurma bahçelerinden, dört yüz ağaçtan başka ağaç kesmediler.[173]

Yahudilerden Ayrılıp Gitmesi İçin Uyeyne b. Hısn´la Konuşulması

Gatafanların başkanı Uyeyne b. Hısn´ın Gatafan savaş erleriyle gelip Hayber kalesine girdiği ve Yahudilerin yanında bulunduğu sıralarda, Peygamberi m iz Aleyhisselam ona Sa´d b. Ubâde´yi gönderdi.

Sa´d b. Ubâde, kalenin dibine kadar varıp:

"Ben Uyeyne b. Hısn´la konuşmak istiyorum!" diyerek onlara seslendi.

Uyeyne b. Hısn Sa´d b. Ubâde´yi içeri almak isteyince, Merhab:

"Onu içeri sokma!

O, kalemizin bozuk yerlerini görür, gelinecek köşelerini öğrenir!

Fakat, sen onun yanına git!" dedi .[174]

Merhab´ın köşkü ile kardeşi Yâsir´in konağı da Natat´ta idi.[175]

Uyeyne b. Hısn:

"Kalenin sarplığını, çetinliğini ve kaledeki savaş erlerinin çokluğunu görsün diye onu içeri sokmak isterdim" dedi.

Merhab, Sa´d b. Ubâde´nin içeri sokulmasına yanaşmadı.

Bunun üzerine, Uyeyne b. Hısn, kalenin kapısına vardı.

Sa´d b. Ubâde, ona:

"Resûlullah Aleyhisselam beni sana gönderdi.

´Yüce Allah bana Hayberln fethini va´d buyurdu. Siz geri dönüp gidiniz! HayberYahudilerine galebe çaldığımız zaman, Hayberln bir yıllık hurma mahsulü sizin olsun!´ buyuruyor" dedi.

Uyeyne b. Hısn:

"Biz, vallahi, müttefiklerimizi hiçbir şey için geri bırakmayız!

Biz, senin de, senin yanında bulunan kimselerin de şuracıktaki gücünün ne olduğunu çok iyi biliy­oruz.

Şu Yahudi kavminin müstahkem kaleler halkı olduğunu, savaş erlerinin sayılarının ve silahlarının çokluğunu da biliyoruz.

Eğer sen ve yanındakiler burada daha fazla kalırsanız, mahvolacaksınız.

Eğer çarpışmak isterseniz, savaş erlerini ve silahlarını üzerinize çekmekte acele etmiş olacaksınız!

Hayır! Vallahi, şu Hayberliler ansızın baskın yapıp sizi mağlup eünek maksadıyla üzerinize yürümüş ve bunu başaramayarak geri dönüp gitmiş olan Kureyş kavmi gibi değillerdir.

Bunlar savaşta size öyle tuzaklar kuracaklar ve onu öyle uzatıp duracaklar ki, en sonunda onlara eğilmek zorunda kalacaksınız!" dedi.

Sa´d b. Ubâde:

"Ben şüphesiz olarak bilir ve sana da bildiririm ki; sana teklif ettiğimiz şeyi içinde bulunduğun şu kalede bir gün dilemek zorunda kalacaksın da, sana kılıçtan başka karşılık vermeyeceğiz

Ey Uyeyne! Yesrib Yahudilerinden yurtları yanıbaşımızda olanların neye uğradıklarını, nasıl dar­madağın olduklarını görmüşsündür" dedi ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına dönüp Uyeyne´nin söylediklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber vererek, şunları söyledi:

"Yâ Rasûlallah! Yüce Allah sana olan va´dini yerine getirecek ve sana yardım edecektir! Sen şu çöl Arabına bir tek hurma bile verme!

Yâ Rasûlallah! Onlar, kendilerine kılıçların sıyrıldığını görecek olurlarsa, daha önce Hendek´te yap­tıkları gibi, yurtlarına kadar kaçarlar!" dedi.[176]

Gatafanlardan Benî Fezâre cemaatine de, Hayber Yahudilerine yardım etmekten vazgeçtikleri, dönüp yurtlarına gittikleri takdirde Hayber´in bir yıllık hurma mahsulünden verileceği teklif edilmiş, bun­lar da Peygamberimiz Aleyhisselamın bu teklifine-Uyeyne b. Hısn gibi-yanaşmamışlardır.[177]

Gatafanların Acele Yurtlarına Dönüşü ve Yahudilerin Hayal Kırıklığına Uğrayışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, mücahidlerin hücumlarını Gatafanların bulundukları kaleye yönelt­melerini emir buyurdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam bu emri zeval vakti ile akşam vakti arasında ve Gatafanların Natat, Nâim kalesinde bulundukları sırada vermişti.

Peygamberimiz Aleyhisselamın seslenicisi:

"Gatafanların içinde bulundukları Nâim kalesi yanında bayraklarınızı çekip sabahlayacaksınız!" diy­erek seslenince, Gatafanlaro gecelerini korku içinde geçirdiler.

Bu geceden sonra, gökten mi, yoksa yerden mi geldiğini pek anlayamadıkları bir bağırıcının:

"Ey Gatafan cemaatı! Hayfâ´da bulunan ev halkınız! Ev halkınız! İmdad! İmdad! Ne dere kaldı, ne mal!" diyerek üç kere bağırdığını işittiler, acele Hayber´den ayrılıp yurtlarına gittiler.

Sabaha çıkılınca, Ketibe kalesinde bulunan Kinane b. Ebi´l-Hukayk´a, Gatafanların gittikleri haber verildi.

Kinane´nin elleri yanlarına düştü, zelil oldu. Yok olunacağını anladı ve:

"Biz, şu çöl Araplanyla hep boşuna biraraya geldik durduk.

Biz onların yanına vardık. Bize yardım va´d etmemiş olsalardı, biz Muhammed´le savaşıcı olmazdık.

Sellâm b. Ebi´l-Hukayk´ın:

´Şu çöl Araplarından hiçbir zaman yardım istemeyiniz!

Biz onlan hep denemiş dumnuşuzdur.

Onlar Benî Kurayzalara yardım için çağırılmışlardı. Onları aldattılar.

Biz onlarda bize karşı hiçbir vefakârlık göremedik.

Huyey b. Ahtab da, onların yanına kadar gitmişti.

Fakat, onlar Muhammed´den barış dileğinde bulundular.

Sonra Muhammed BenîKurayzalar üzerine yürüyünce, Gatafanlar dağılarak ev halklarının yanları­na döndüler1 dediğini unutmamalı idik" dedi.[178]

Gatafanların Hayber´den Döndüklerine Üzülmeleri

Gatafanlar, Hayfâ´daki halklarına gelip kavuştukları zaman, onları eskiden oldukları durumda bul­dular ve onlara:

"Sizi herhangi bir sürükleyici oldu mu?" diye sordular.

"Hayır! Vallahi, biz sizin ganimet alıp getirdiğinizi sanmıştık.

Halbuki, yanınızda ne bir ganimet, ne de bir hayır görüyoruz!?" dediler.

Uyuyne b. Hısn, adamlarına:

"Vallahi, bu, Muhammed ve ashabının aldatmalarındandır!

Vallahi, biz aldatıldık!" dedi.

Haris b. Avf:

"Siz hangi şeyle aldatıldınız?" diye sordu.

Uyeyne b. Hısn:

"Natat kalesinde iken, gecenin ilk üçte biri sıralarında, bir bağırıcının:

´Hayfâ´daki ev halkınız! Ev halkınız! Ne dere kaldı, ne mal!´ diyerek üç kere bağırdığını işittik.

Sesin gökten mi, yoksa yerden mi geldiğini anlayamadık!" dedi.

Haris b. Avf:

"Ey Uyeyne! Vallahi, sağlığında bundan yararlanabilirsin!

Vallahi, işitmiş olduğun ses, gökten gelmiştir!

Vallahi, Muhammed herkesi yenecek; dağların başında olanlara bile, dilerse, erişecektir!" dedi.

Uyeyne b. Hısn, ev halkının yanında birkaç gün oturduktan sonra, adamlarını Yahudilerin yardımı­na gitmek için yanına çağırdı.

Haris b. Avf, gelip:

"Ey Uyeyne! Sen beni dinle de, evinde otur! Yahudilere yardımı bırak!

Bununla birlikte, sanıyorum ki; Hayber´e döndüğünde, Muhammed orayı fethetmiş, ele geçirmiş bulunacaktır!

Senin bu tutum ve davranışınla, hakkında iyi davranılacağından emin değilim!" dedi.

Uyeyne, Hâris´in sözlerini kabulden kaçındı ve:

"Ben müttefiklerimi hiçbir şey için geri bırakmam!" dedi.[179]

İki Mülteci Yahudinin Hayber ve Hayberliler Hakkında Bilgiler Vermeleri

Ka´b b. Malik der ki:

"Reci´deki karargâhımızda bulunduğumuz sırada, Natat halkından Simâk adlı bir Yahudi:

´Eğer bana eman verirseniz, yanınıza geleyim1 diyerek seslendi.

Biz:

´Olur!1 dedik, hemen onun yanına koştuk.

Kendisinin yanına ilk varan, bendim.

Ona:

´Sen kimsin?1 diye sordum.

´Yahudilerden bir adamım´ dedi.

Kendisini alıp Resûlullah Aleyhisselamın yanına koyduk.

Yahudi:

´Ey Ebu´l-Kasım! Yahudilerin sakıncalı, gizli, önemli yerlerinden bazılarını sana göstermek şartıyla bana ve ev halkıma eman verir misin?´ diye sordu.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Evet!´ buyurdu.

Yahudi Simâk, Yahudilerin kalelerini ele geçirmeye elverişli yerlerini Resûlullah Aleyhisselama haber verdi.

Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam ashabını yanına çağırdı, onları Yahudilerle çarpışmaya teşvik etti.

Yahudilerin aralarında anlaşmazlık çıktığını ve müttefikleri olan Gatafanların da kaçtıklarını bildir­di."[180]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Reci1 karargâhında kaldığı yedi günde, geceleri ashabı arasında sıra ile karargâhı bekleme nöbeti tutturdu.

Altıncı gecede, nöbet sırası Hz. Ömer´de idi.

Hz. Ömer´in arkadaşlarıyla birlikte gece yarısı ordugâh çevresinde dolaştığı sırada, Yahudilerden bir adam bulunup getirildi.

Hz. Ömer, onun boynunun vurulmasını emretti.

Yahudi:

"Beni Peygamberinizin yanına götürünüz! Onunla konuşacağım!" deyince, Hz. Ömer onu öldürmek­ten vazgeçti.

Yahudi ile birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırına kadar gittiler. Peygamberimiz Aleyhisselamı namazda buldular.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ömer´in geldiğini işitince, selam verdi.

Hz. Ömer, Yahudi ile birlikte içeri girdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Yahudiye:

"Gerinde ne haber var ve sen kimsin?" diye sordu.

Yahudi:

"Ey Ebu´l-Kasım! Bana eman ver, sana doğrusunu söyleyeyim?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Olur!" buyurdu.

Yahudi:

"Ben Natat halkının yanından geliyorum. Onların hiç düzenleri kalmamıştır.

Onları bu gece kaleden çıkıyor oldukları halde geride bıraktım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onlar nereye gidiyorlar?" diye sordu.

Yahudi:

"Öteden beri içinde bulundukları Şıkk kalesine zelil olarak gidiyorlar!

Kendileri senden son derecede korkmuş bulunuyorlar!

Onların yürekleri, korkularından duracak gibi çarpıyor!

Yahudilerin silah, erzak ve yağlan bu kalede depolanmıştır.

Birbirleriyle çarpışırlarken kullanmış oldukları kale araçlarını içinde sakladıkları yeraltındaki ev de bu Natat kalelerindedir" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Nedir o araçlar?" diye sordu.

Yahudi:

"Bir adet mancınık[181]

İki aded debbabe (kale yapım ve yıkımında kullanılan araç),[182]

Birçok zırh gömlek,

Miğferler,

Kılıçlar., gibi silahlardır.

Yarın, kaleye girdiğinde, oraya da girersin!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İnşaallah!" buyurdu.

Yahudi:

"İnşaallah, seni onun üzerine kadar götürüp durduracağım.

Orayı, Yahudilerden, benden başka hiç kimse bilmez!

Dahası da var!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Nedir o dahası da?" diye sordu.

Yahudi:

"Araçları çıkardıktan sonra, onu Şıkk kalesine dikmedir!

Debbabenin de altına adamlar girip kalenin dibini kazar ve delerler! Orayı bir günde fetheder, ele geçirirsin!

Ketibe kalesinde de böyle yaparsın!" dedi.

Hz. Ömer:

"Yâ Rasûlallah! Sanırım ki, bu adam doğru söylüyor" dedi.

Yahudi:

"Ey Ebu´l-Kasım! Bana eman verecek, kanımı dökmeyeceksin, değil mi?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sen emniyet ve selamettesin" buyurdu.

Yahudi:

"Nizar kalesindeki karımı da bana bağışla!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onu da sana bağışladım!" buyurdu ve ona:

"Yahudiler çoluk çocuklarını Natat kalesinden ne için ayırdılar?" diye sordu.

Yahudi:

"Serbestçe çarpışabilmek için onları yanlarından ayırdılar, çoluk çocukları Şıkk ve Ketibe kalelerine gönderdiler" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Yahudiyi İslâmiyete davet etti.

Yahudi:

"Bana birkaç gün mühlet ver!" dedi.[183]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hayber´in Fethedileceğini Müjdeleyişi ve Onu Fethedecek Yiğidin
Vasıflarını Bildirişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabına:

"Yarın sancağı öyle bir yiğide vereceğim ki, Allah ve Allah´ın Resûlü onu sever,[184] o da Allah´ı ve Allah´ın Resûlünü sever![185]

O, Hayber´i fethetmedikçe, arkasına dönmeyecektir[186]

O, Hayber´i zorla alacaktır![187] Allah, fethi onun eli ile gerçekleştirecektir. [188] Kendisi düşmandan yüz çevirici, kaçıcı kişi de değildir!" buyurdu.[189]

Sancağın Kime Verileceğinin Ümit ve Merakla Beklenişi

Sehl b. Sa´d´ın bildirdiğine göre; sahabiler geceyi sancağın kime verileceğini konuşarak geçirmişler, hemen hepsi de sancağın kendilerine verileceğini ummuş durmuşlardı.[190]

Büreyde b. Husayb der ki:

"Yarın Hayber´in fethi nasip ve müyesser olacak diye geceyi gönül rahatlığı ve ferahlığı içinde geçirdik.

Sabah namazı vakti olunca, Resûlullah Aleyhisselam sabah namazını kıldırdıktan sonra ayağa kalktı ve sancağın getirilmesini istedi.

Mücahidler Resûlullah Aleyhisselamın karşısında saf bağlamışlardı.[191]

Resûlullah Aleyhisselam, getirilen sancağı eline alıp salladı, sonra da:

"Bunu, hakkını yerine getirmek üzere, kim alır?" diye sordu.

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve hemen bütün Kureyş Muhacirleri, sancağı almak için boyunlarını uza­tıp durdular.

Sa´d b. Ebi Vakkas, önce, Peygamberimiz Aleyhisselamın hizasına çöktü. Sonra da, kalkıp önünde durdu.[192]

Büreyde b. Husayb da sancağa uzananlar arasında idi.[193]

Zübeyr b. Avvam, gelip:

"Sancağı ben alır, onun hakkını yerine getiririm!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Geç!" buyurdu.

Sonra, başka birisi geldi ve:

"Ben alır, onun hakkını yerine getiririm!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona da:

"Geç!" buyurdu.

Daha başka birisi kalkıp:

"Ben alır, onun hakkını yerine getiririm!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona da:

"Geç!" buyurduktan sonra:

"Muhammed´in zâtını peygamberlikle şereflendiren Allah´a andolsun ki; ben bu sancağı öyle birer kişiye vereceğim ki, o, düşmandan kaçmak nedir bilmez!" buyurdu.[194]

Hz. Ömer;

"Benim, kumandanlığı o günkü kadar arzuladığım hiç olmamıştır!" demiştir.[195]

Hayber Fatihliğinin Hz. Ali Üzerinde Gerçekleşmesi

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir müddet bekledikten sonra: "Ali nerededir?" diye sordu. "Yâ Rasûlallah! Onun gözleri ağrıyor!" dediler.[196] Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu bana çağırınız?" buyurdu.[197]

Seleme b. Ekvâ kalkıp gitti, Hz. Ali´yi elinden tutarak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına getir­di.[198]

Hayber"in tozundan, Hz. Ali´nin gözleri ağrımakta idi.[199]

Ashab-ı Kiram, onun gelebileceğini hiç beklemiyorlardı. Birdenbire onunla karşılaşınca:

"İşte, Ali geldi!" dediler.[200]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İşte, bununla fetih gerçekleşecek!" buyurdu.[201]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali İçin Duası

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali´ye:

"Yanıma yaklaş!" buyurdu.[202]

Hz. Ali:

"Yâ Rasûlallah! Görüyorsun ki; ayaklarımın bastığı yeri bile göremeyecek bir haldeyim!" dedi.[203]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali´nin ağrıyan gözlerine puf diyerek püskürdü.[204] Elleri ile de gözlerini meshedip sığadı.[205]

Şifa vermesi için de, Yüce Allah´a dua etti.

Ağrı, sızı birden geçti!

Hz. Ali´nin gözleri, hiç ağrımamış gibi oluverdi![206]

Hz. Ali derki:

"Resûlullah Aleyhisselam, gözlerim ağrıdığı ve adam salıp beni getirttiği zaman:

´Yâ Rasûlallah! Gözlerim ağrıyor!1 dedim.

Gözlerime puf diyerek püskürdükten sonra:

´Ey Allah´ım! Sıcağın, soğuğun sıkıntısını bundan gider!´ diyerek dua etti.

O günden beri, sıcaktan da, soğuktan da hiç rahatsız olmadım!"[207]

Gerçekten de, Hz. Ali en sıcak günde en kalın elbise giyer, sıcaktan bunalmazdı. En soğuk günde de en ince elbise giyer, soğuktan üşümezdi.

Bunun sebebi sorulunca, Peygamberimiz Aleyhisselamın Hayber´de kendisi için bu hususta dua etmiş olduğunu söylem iştir.[208]

Hz. Ali´nin Giydirilip Kuşattırılışı ve Görevinin Kendisine Bildirilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali´ye zırh gömlek giydirdi.

Zülfikah onun beline bağladı.

Ak sancağını ona uzatarak:[209]

"Al bu sancağı ![210]

Allah sana fethi nasip edinceye kadar,[211] git, çarpış![212] Arkana bakınma!" buyurdu.[213]

Hz. Ali biraz gittikten sonra durdu, ama arkasına bakmadı ve:

"Yâ Rasûlalları! Ben insanlarla ne üzerine çarpışacağım?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onlar ´Allahtan başka hiçbir ilah yoktur ve Muhammed Allah´ın kulu ve resûlüdür!1 diye şehadet getirinceye kadar, onlarla çarpış!

Onlar bunu yaptılar mı, kanlarını ve mallarını senden korudular demektir!

Ancak, hakkıyla olursa, o başka!

Kendilerinin hesaplan da Allah´a kalmıştır!" buyurdu.[214]

Hz. Ali:

"Yâ Rasûlallah! Onlarla, bizim gibi Müslüman oluncaya kadar mı çarpışacağım?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"(Kalelerine) yavaşça gir! Tâ onların sahasına in! Sonra, kendilerini İslâmiyete davet et!

İslâm´da, kendilerine vâcib olan Allah hakkını, İslâmî umdeleri onlara haberver!

Vallahi, senin sayende Allah´ın bir adama hidayet vermesi, senin için, kırmızı tüylü develerin [dünya nimetlerinin en kıymetlilerinin] sana bahşolunmasından daha hayırlıdır!" buyurdu.[215]

Hz. Ali´ye ve arkadaşlarına yardım etmesi için de, Allah´a yalvardı.[216]

Hz. Ali´nin Sancağı Kalenin Dibine Dikişi ve Yahudilerle Kale Dışında Çarpışılışı

Seleme b. Ekvâ der ki:

"Vallahi, Ali sancağı alınca, silkelene silkelene gitti.

Biz de, onun ardına, izine düşüp gittik!

Ali b. Ebu Talib, sancağını kalenin dibindeki bir taş yığınına dikti.

Kalenin üzerinden bir Yahudi, ona:


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.