Kullanıcı girişi

Hudeybiye Seferi


Seferin Tarihi, Mevkii, İsmi ve Sebebi

Sefer, Hicretin 6. yılında Zilkade ayında vuku bulmuş,[1] Peygamberimiz Aleyhisselam, Zilkade ayının başında, Pazartesi günü, devesi Kasvâ´ya binip Müslümanlarla birlikte yola çıkmıştır.[2]

Hudeybiye; ne büyük, ne de küçük, orta büyüklükte bir köy olup, altında Peygamberimiz Aleyhisselama bey´at edilen ağaçtan* dolayı Şecere Mescidi diye anılan mescidin yanındaki kuyunun ismini almıştır.

Hudeybiye ile Mekke arası bir merhaleliktir. Medine ile arası ise dokuz merhaleliktir.

Hudeybiye´nin bir kısmı Harem, bir kısmı da Hıll´dir, yani Harem dışıdır.

Hudeybiye´nin Harem dışı kalan yerleri Beytullah´

a daha uzaktır.[3]

Peygamberimiz Aleyhisselam; bir gece rüyasında ashabıyla birlikte korkusuzca girip Beytullah´ı (Kabe´yi) tavaf ettiklerini, ashabdan bazılarının saçlarını kazuttıklarını.bazılarınında saaçlarını kısalttık­larını görmüştü.[4]

Peygamberimiz Aleyhisselam .rüyasını ashabına:

"Ben rüyada gördüm ki; siz muhakkak Mescid-i Haram´a gireceksiniz, başlarınızı kazıtacak, saçlarınızı kısalttıracaksınız!" diyerek haber verdi.[5]

Peygamberimiz Aleyhisselam, gördüğü bu rüya üzerine, umreye, Kabe´yi tavaf ve ziyaret etmeye niyeti endi.[6]

Ashab çok sevindiler. Hemen o yıl Mekke´ye gireceklerini sandılar ve umdular.[7]

Peygamberimiz Aleyhisselamın bu rüyası, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanır

"Andolsun ki; Allah, Resûlünün gördüğü rüyanın hak ve gerçek olduğunu doğrulamıştır.

İnşaallah, hepiniz, emniyet içinde, kiminiz başlarınızı kazıtarak, kiminiz de saçlarınızı kısaltarak, Mescid-i Haram´a korkusuzca muhakkak gireceksiniz..."[8]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, umre için hazırlanmalarını ashabından bazılarını söyledi.

Onlar da, yola çıkmak üzere, hemen hazırlandılar.[9]

Ashabdan Bazılarının Medine´de Görevlendirilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabdan İbn Ümmi Mektum´u Medine´de yerine vekil bıraktı.[10]

Nümeyle b. Abdullah el-Leysî´nin,[11] Ebu Rühm Külsûm b. Husayn el-Gıfârî´nin vekil bırakıldığı da rivayet edilir.

İbn Ümmi Mektum, namaz kıldırmakla görevlendirilmişti.

Her üçünün vekil bırakıldıkları da söylenmiştir.[12]

Sanıldığına göre; Nümeyle b. Abdullah ile Külsûm b. Husayn, Medine´nin korunma ve idare işlerine bakacaklardı.[13]

Medine´den Yola Çıkış ve Yola Çıkanların Sayısı

Peygamberimiz Aleyhisselam, guslettikten sonra, Yemen işi iki elbise giydi.[14]

Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte yola çıkanların sayısı 1400 idi.[15] 1500,[16] 1525 veya 1600[17] veya 1700 kişi oldukları da rivayet edilir. [18]

Sanıldığına göre; 1400´den fazlası, Bedevî Arapların yolda gelip katılmalarından ileri gelmiştir.[19] Bunlardan 100 kişi, Eşlem kabilesindendi. 70 kişi oldukları da rivayet edilmiştir.

Sefere, kadınlardan da:

1. Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Ümmü Seleme,

2. Ümmü Umâre,

3. Ümmü Meni1,

4. Ümmü Âmirü´l-Eşheliyye de katılmış bulunuyordu.[20]

Hazırlanan Kurbanlık Develerin Sayısı

Kurban edilmek üzere 70 deve hazırlanmıştı .[21]

Ebu Cehil´in Bedir savaşı neticesinde ele geçirilen ve Zülcedr´de yayılan devesi de, kurban edile­cek develer arasında bulunuyordu.

Hz. Ebu Bekir, Abdurrahman b. Avf, Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah ve Sa´d b. Ubâde, kurbanlık develerini kendileri hazırlamış olan zengin sahabiler arasında idiler.

Zülcedr yaylımında yayılmakta bulunan develerin Medine´ye getirilip Zülhuleyfeye kadar sürülerek götürülmesi, Peygamberimiz Aleyhisselam tarafından Naciye b. Cündüb el-Eslemî´ye emredilmişti.[22]

Müslümanların Atlıları ve Yanlarında Taşıdıkları Silahlar

Yola çıkan Müslümanlardan 200´ü atlı idi.[23]

Müslümanların yanlarında, kınlarında sokulu olan kılıçlarından başka silahları da bulunmuyordu.[24]

Bu da, yolcu silahı idi.[25]

Bir Süvari Birliğinin Öncü Olarak Yola Çıkarılışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, Muhacir ve Ensardan 20 kişilik bir süvari birliğini, Sa´c! b. Zeyd el-Eşhelî´nin kumandası altında öncü olarak yola çıkardı.

1. Mikdad b. Amr,

2. Ebu Ayyaş ez-Zürakî,

3. Hubab b. Münzir,

4. Âmir b. Rebia,

5. Saîd b. Zeyd,

6. Ebu Katâde,

7. Muhammed b. Mesleme... yola çıkarılan süvari birliği arasında bulunuyordu. Peygamberimiz Aleyhisselam, Abbâd b. Bişr"i de, 20 kişilik süvari birliği içinde, Kureyş müşriklerinin

tutum ve davranışlarını gözetlemek üzere gönderdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, yola çıkardığı öncü süvari birliğinin arkasından, Naciye b. Cündüb´ü de, yanına Eşlemlerden bazı gençleri katarak, kurbanlık develerle birlikte yola çıkardı. [26]

Medine Çevresindeki Bedevî Arapların Sefere Katılmaktan Kaçınmaları

Medine çevresinde oturan Cüheyne ve Müzeyne bedevîlerinden, sefere katılmaları istenilmişti. [27]

Gerek bunlar, gerek Bekr oğulları, mallarını ve çoluk çocuklarını bahane ettiler ve aralarında da:

"Muhammed, bizi atlar ve silahlarla desteklenmiş düşman bir kuvvetle çarpıştırmak mı istiyor?!

Muhammed´le ashabı, boğazlanacak yemlik develer gibidirler! Onlardan hiçbirisi, bu seferlerinden sağ olarak dönemeyeceklerdir!

Çünkü, kendileri, yanlarında silahlan bulunmayan, sayıca da çok olmayan bir cemaattirler.

Bedir´de öldürülmüş olan adamları için öç almaya and içmiş bir kavmin üzerine gidiyorlar!?" diye konuştular. [28]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına katılarak gitmekten kaçındılar.

Kureyş müşriklerinin, Peygamberimiz Aleyhisselama karşı, ya çarpışmaya, ya da onun Beytullah´ı ziyaretine engel olmaya kalkışacaklarından korktular; Peygamberimiz Aleyhisselamın bu yoldaki daveti karşısında hareketsiz kaldılar.[29]

Yüce Allah, onların bu uygunsuz tutum ve davranışlarını Kur´ân-ı Kerîm´de açıklayıp yerdi.[30]

Hz. Ömer´le Sa´d b. Ubâde´nin Endişeleri

Peygamberimiz Aleyhisselam, Zülhuleyfe´ye geldiği zaman, Hz. Ömer

"Yâ Rasûlallah! Seninle harp halinde bulunan bir kavmin üzerine silahsız ve atsız olarak varıp gire­cek misin?![31] Ebu Süfyan ve adamlarının bize saldırmalarından endişe etmiyor musun? Gerektiğinde onlarla çarpışmak için yanımıza silahlarımızı almayalım mı?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bilmiyorum! Ben, umreye niyetlenmiş iken, silah taşımak istemem!" buyurdu.

Sa´d b. Ubâde de:

"Yâ Rasûlallah!

Keşke yanımızda silah taşısaydık, onların şüpheli bir hareketlerini görürsek, üzerlerine yürürdük!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ben silah taşımam! Ben ancak umreye niyetlenerek yola çıkmışım dır!" buyurdu.[32]

Zülhuleyfe´de İhrama Giriliş

Peygamberimiz Aleyhisselam, Zülhuleyfe´de öğle namazını kıldı.[33] İhrama girdi.[34] İki rekat namaz kıldı. [35]

Kıbleye döndü ve:

"Lebbeyk! Allâhümme lebbeyk!

İnnel hamde ve´n-nîmete leke vel mülke lâ şerîke lek!" diyerek telbiye etti.

Müslümanlar da, orada ihrama girdiler.[36]

Zülhuleyfe´de ihrama girememiş olanlar ise, Cuhfe´de ihrama girdiler.[37]

Kurbanlık Develerin Alâmetlenişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, kurbanlık develerden getirtip üzerlerine çul örttü. Onlardan birisinin boynuna, kendisi için, boğmuklarını taktı. Hörgücünü bıçakla çizip kanatarak nişanladı, kalanlarını da nişanlaması, alâmetlemesi için, Naciye b. Cündüb´e emir buyurdu; nişanlandı. Müslümanlarda, kurbanlık develerini böylece nişanladılar.[38]

Büsr b. Süfyan´ın Tecessüs İçin Mekke´ye Gönderilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Büsr b. Süfyan´ı çağındı. Gözcü olarak Mekke´ye gönderdi ve: "Benim umre yapmak istediğimi Kureyşîlere ulaştır. Onlardan elde edebileceğin bilgileri de, dönüp bana bildir!" buyurdu.[39]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Zülhuleyfe´den İtibaren Uğradığı Yerler

Peygamberimiz Aleyhisselam; Zülhuleyfe´den ayrılıp Beyda yolunu tuttu.[40]

Beydâ: Zülhuleyfe ileZâtülceyş arasındadır. Beydâ´nın başlangıcı, Zülhuleyfe´nin sonudur.[41]

Zâtülceyş, Zülhuleyfe´ye 6 mildir. Medine´nin Akik vadisine 10-12 mil kadardır.

Nizar b. Maadd ile oğlu Rebia b. Nizar´ın kabirleri Zatülceyştedir.[42]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Salı günü Melel´de sabahladı. Akşam yemeğini Seyyâle´de yedi.[43]

Melel; Mekke yolunda bir vadidir. Melel´in Medine´ye uzaklığı 28 mildir.[44] Başka rivayete göre; 21-22 mildir.[45]

Seyyâle, sel vadisidir. Seyyâle´nin Medine´ye uzaklığı 30 mildir.[46]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Melerden hareket ederek Revhâ´da sabahladı.[47]

Revhâ; Medine´ye 36-40 mil kadar uzaklıkta bir vadi olup, Mudarb. Nizar´ın kabri buradadır.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ vadisi hakkında:

"Bu vadi, Cennet vadilerindendir!" buyurmuştur.

Musa Aleyhisselam, yetmiş bin kişi ile buraya uğramış, yetmiş peygamber gelip bu vadide namaz kılmıştr.[48]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ´da, Nehd oğulları aşiretinden bir cemaate rastladı, onları İslâmiyete davet etti.

Onlar İslâmiyeti kabul etmekten kaçındılar.

Nehd oğullarının yanlarında deve ve davarları da bulunuyordu.

Onlar, adamlarından birisiyle, Peygamberimiz Aleyhisselam a hediye olarak süt gönderdiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onların hediyelerini kabul etmedi ve:

"Ben müşriklerin hediyesini kabul etmem!" buyurdu. Fakat, onlardan sütün satın alınmasını emret­ti.

Bunun üzerine, bedevî Müslümanlar, sütü satin aldılar.

Nehd oğulları, buna memnun oldular.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Nehd oğullarından birisini yanına çağırdı ve ona:

"Siz nereye gitmek istiyorsunuz?" diye sordu.

O da:

"Yâ Muhammedi Bir aydan beri, Melel otlağına yağmur düştüğü bize haber verilmişti. Adamlarımızdan birisini gönderip yağmurlu ve otlu yerleri arattırdık. Adamımız yanımıza dönüp Melel´de davarların karınlarının doyduğunu, toplanmış su havuzlarından dolayı develerin yürümekte güçlük çek­tiklerini, sulama gölcüklerinin çokluğunu haber verdi. Oraya kavuşmak istiyoruz" dedi.[49]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ´dan sonra, Ebvâya varıp kondu.[50]

Ebv´â, Füru´ ile Cuhfe arasında bir karyedir.

Ebvâ´nın Medine´ye uzaklığı 23 mildir, yani 5 günlüktür.

Peygamberimiz Aleyhisselamın annesi Hz. Âmine´nin kabri Ebvâ´dadır.[51]

Peygamberimiz Aleyhisselamın altı yaşında bulunduğu sırada, Hz. Âmine, Medine´ye gidip eşi Hz. Abdullah´ın kabrini ziyaret ettikten sonra Mekke´ye dönerken Ebvâ´da vefat etmiş ve oraya gömülmüştü.[52]

Ebvâ´da ve Veddan´da Peygamberimiz Aleyhisselama Getirilen Hediyeler

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebvâ´da bulunduğu sırada, İmâ b. Rahasa, iki deveye süt yükleyip, bir miktar deveyi ve yüz kadar da davan hediye olarak oğlu H uf afi a birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdi.

Hufaf, gelince, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Babam şu develeri ve sütü sana göndendi!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hufaf a:

"Siz buralara ne zaman geldiniz?" diye sordu.

Hufaf:

"Yakında geldik! Bulunduğumuz yerde su vardır. Kuraklık olunca hayvanlarımızı oralardaki suya götürüp suluyoruz" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Oralardaki yerler nasıldır?" diye sordu.

Hufaf:

"Develerimizi besliyor; davarlara gelince, anmaya değmez!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hufaf in getirdiği hediyeleri kabul etti. Davarların ashabına dağıl­masını emir buyurdu. Sütü de, tükeninceye kadar, tas tas içtiler. Peygamberimiz Aleyhisselam, Hufaf´a:

"Allah, mallarınızı size mübarek ve hayırlı kılsın!" diyerek dua etti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebvâ´dan sonra, Veddan´a geldi.[53]

Veddan; Damre, Gıfar ve Kinanelere ait Füru1 nahiyelerinden bir karyedir. Veddan´ın Ebvâ´ya uzak­lığı 8 mildir, Cuhfe´ye uzaklığı 1 merhaledir.[54]

Peygamberimiz Aleyhisselama, Veddan´da bulunduğu sırada, üç şey; ekmek, ıtr ve acur hediye edildi.[55]

Itr; dağınık biten, kökü kesilince süt gibi su çıkan bir nebattır.[56] Bu, belki de, ciltlik dediğimiz veya o cinsten bir yeşilliktir.

Peygamberimiz Aleyhisselam, o yeşillik ile acurdan yedi ve hoşlandı. Zevcesi Hz. Ümmü Seleme´ye de götürülmesini emretti. Kendisinin hoşuna giden bu turfanda hediyeyi ona da göstermek, tattırmak istedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Veddan´dan sonra, Cuhfe´ye gelip konakladı.[57]

Cuhfe; ihrama girme yerlerindendir.

Cuhfe´nin Medine´ye uzaklığı 5 merhale ve 2 sülüs merhale kadardır.

Mekke´ye de dört buçuk merhaledir.[58]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Cuhfe´de su bulamayınca, su kırbasıyla Harra^a bir adam gönder­di.[59]

Harrar, Cuhfe yakınında bir sudur.[60]

Adam, gittikten biraz sonra, boş kırba ile geri döndü ve:

"Yâ Rasûl ali ah! Yürüyerek gitmeye güç yetiremedim, korktum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen otur!" buyurdu.

Suya başka bir adam gönderdi.

O adam da, su kırbasıyla gitti. İlk adamın erişip korkuya düştüğü yere varınca, o da geri döndü.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sana ne oldu?" diye sordu.

Adam:

"Seni hak din ve Kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; korktum da, gitmeye güç yetiremedim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen de otur!" buyurdu.

Bundan sonra, başka bir adam gönderdi. O adam da, kendisinden önceki kişilerin erişip korktukları yerde korkuya düşerek geri döndü.

Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabından birisini çağırarak onu su kırbasıyla gön­derdi.

Bazı sucular da onunla birlikte gittiler.

Çünkü, bunlar, daha önceki kişilerin gidip geri döndüklerini görmüşlerdi. Bunun da, onlar gibi geri döneceğinden şüphe etmiyorlardı. Harrar´a vardılar. Su çektiler, kırbalarını doldurup geldiler.[61]

Kureyş Müşriklerinin Kararları ve Bir Süvari Birliğini Kurâu´l-Gamîm´e Göndermeleri

Kureyş müşrikleri, Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke´ye gelmek üzere bulunduğunu işitince, görüş sahibi olan adamlarını topladılar.

Durumu aralarında konuştular ve:

"Araplardan işitildiğine göre; o herhalde umre yapmak bahanesiyle askerlerini Mekke´ye sokmak istiyordur!

Mekke´ye sulhen girse de, onunla aramızda, çarpışmaktan başka birşey olmayacaktır!

Vallahi, kımıldayan gözlerimiz bulundukça, buna imkân verilmeyecektir!

Haydi, reylerinizi, görüşlerinizi ortaya koyunuz!" dediler.

Nihayet, aralarında görüş birliğine vardılar.

Bu işi yönetmeyi de, rey ve görüş sahibi adamlarından Safvan b. Ümeyye, Süheyl b. Amr ve İkrime b. Ebu Cehil´e havale ettiler.

Safvan, Kureyş müşriklerine:

"Biz, size danışmadıkça, hiçbir işi sonuçlandırmayacağız!

Biz, 200 atlıyı Kurâu´l-Gamîm´e göndermeyi ve üzerine de yavuz bir kişiyi kumandan tayin etmeyi uygun görüyoruz!" dedi.

Kureyş müşrikleri:

"Ne güzel görüşün var!" dediler.[62]

Başlarında Halid b.Velid veya İkrime b. Ebu Cehil olmak üzere, süvarileri acele Kurâu´l-Gamîm´e yolladılar.[63]

Kureyş Müşriklerinin Ehâbiş´ten Kendilerine Tâbi Olanlar ile Sakîf´leri Yanlarına Almaları ve
Ehâbiş´e Evlerinde Ziyafet Çekmeleri

Kureyş müşrikleri Ehâbiş´ten kendilerine tâbi olanları ve Sakîf kabilelerini yanlarına aldılar.

Ehâbiş´ten kendilerine katılan kabileleri, yedirip içirmek için topladılar.

Dârü´n-NeoVe´de,

Safvan b. Ümeyye´nin evinde,

Süheyl b. Amr´ın evinde,

İkrime b. Ebu Cehil´in evinde,

Huvaytıb b. Abduluzzâ´nın evinde olmak üzere beş evde onlara ziyafet çektiler.[64]

Ehâbiş, Kinane b. Huzeymelerden bir koldur.

Hun b. Huzeyme oğulları ile Mustalık oğulları, Mekke´nin aşağısındaki Hubşi dağının dibinde toplanıp; gecenin karanlığı ve gündüzün aydınlığı devam ettiği ve Hubşi dağı yerinde durduğu müdde­tçe, düşmanlarına karşı el ve iş birliği yapmak üzere, Kureyş müşrikleriyle antlaşmalardı.

Bunun için, onlara, Hubşi dağına izafetle, Ehâbiş adı verilmiştir.[65]

Hubşi dağının Mekke´ye uzaklığı 6 mildir.[66]

Kureyş Müşriklerinin Dağ Başlarına Gözcüler Dikmeleri ve Karargâhlarını Beldah´ta Kurmaları

Kureyş müşrikleri, Mekke dağlarından Vezer(Vir) ve Veza1 dağlarına varıncaya kadar, dağ başları­na gözcüler diktiler.

Bunlar, on kişi idiler.

Gözcülerin başına Hakem b. Abdi Menafi koydular.

Gözcüler

"Muhammed şöyle şöyle yapıyor!" diye, gördüklerini birbirlerine fısıldamakta idiler.

Kureyş müşrikleri, Beldah´a kadar bu şekilde ilerlediler.

Beldah´a gelince, orada çadırlarını ve karargâhlarını kurdular. Kadınlarını ve çocuklarını da oraya götürdüler. [67]

Beldah, Mekke´nin batı tarafında birvadidir.[68]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Gadîrü´l-Eştat´a Gelişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Gadîrü´l-Eştat´a kadar ilerleyip geldi.[69]

Gadîrü´l-Eştat, Usfan´a 3 mil uzaklıktadır.[70] Sel sularından kalma gölcükleri bulunan bir vadidir.[71] Hudeybiye hizasındadır.[72] Kuaykıan dağının yakınındadır.[73]

Büsr b. Süfyan´ın Kureyş Müşrikleri Hakkında Edindiği Bilgiler

İslâm gözcüsü Büsr b. Süfyan, Mekke´ye girip Mekkelilerin konuştuklarını, görüşlerini dinledikten sonra, dönüp Usfan´ın arkasındaki Gadîrü´l-Eştat mevkiinde Peygamberimiz Aleyhisselama kavuştu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu görünce:

"Ey Büsr! Arkandakilerden ne haber var?" diye sordu.

Büsr:

"Yâ Rasûlallah! Senin kavmin olan Ka´b b. Lüeyy ile Âmir b. Lüeyy, senin geldiğini işitmişler.

Üzerlerine zorla gireceğinden korkarak, sana karşı, Ehâbiş ile kendilerine bağlı kabilelerin ittifak­larını sağlamış; Ehâbiş ile kendilerine katılanlara, develer keserek, yüksek binalarda ve evlerinde ziyafetler çekmiş; Halid b. Velid´in kumandası altında ikiyüz atlıyı ileri sürmüşler-ki, onlar şimdi Gamım ´deler.

Dağ başlarına gözcüler ve gözetleyiciler dikmiş; sütlerinden faydalanacakları sağmal ve yavrulu develerini., hâsılı döllerini döşlerini yanlarına almış; seni Mescid-i Haram´dan men için kaplan postu giy­inmiş; Beldah vadisine kadar gidip orada çadırlarını kurmuş oldukları halde, onları gerimde bırakmış bulunuyorum.[74]

Gerimde bıraktığım Ka´b b. Uüeyyve Âmirb. Lüeyyler, senin için Ehâbiş´i toplamışlar. Beytullah´tan men etmek için seninle çarpışacaklar![75]

Müşrikler sana karşı pek çok yığınak yapmışlardır; muhakkak seninle çarpışacak, Beytullahtan, Beytullah´ı ziyaretten seni men edeceklerdir.[76]

Seni Mekke´ye sokmamak için and içmişlerdir!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Eyvah! Kureyş helak oldu!

Zaten harp onları yiyip tüketmiştir.

Ne olurdu, kendileri, benimle öteki Araplar arasından çekilseydiler, beni onlarla başbaşa bıraksay-dılar!

Onlar beni yenecek olurlarsa, zaten kendilerinin de istedikleri bu olduğuna göre, istekleri gerçek­leşmiş olurdu.

Eğer Allah beni onlara galip kılacak olursa, ya onlar akın akın İslâmiyete girerlerdi, yahut savaşır­lardı.

Kureyş müşrikleri ne sanıyorlar?

Vallahi, Allah´ın yaymak üzere beni göndermiş olduğu din için çarpışmaya devamdan geri durmay­acağım!

Allah ya bu dini galip ve üstün kılar, ya da bu yolda şu boynumun yanı gider!" buyurdu.[77]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlara:

"Halid b. Velid, birtakım Kureyş süvarileriyle gözcü olarak Gamîm mevkiinde bulunuyor.

Siz şimdi yolun sağ tarafını tutup gidiniz!" buyurdu.

Halid b. Velid, Peygamberimiz Aleyhisselamla yanındakilerin orada olduklarını anlayamadı. Ancak, kalkan kara tozlan görünce, ayağıyla tepip hayvanını koşturarak, Müslümanların geldiğini Kureyşîlere haber vermeye gitti.

Peygamberimiz Aleyhisselam da, Müslümanlarla biriikte yollarına devam etti.[78]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Gamîm´de Durup Ashabına Hitabda Bulunması ve Durum
Hakkındaki Görüşlerini Sorması

Peygamberimiz Aleyhisselam, Gamîm mevkiine gelip kondu.[79]

Gamîm; Usfan´la Dacnan arasında, Usfan´ın önünde bir vadidir.

Kura da, vadinin Harre tarafında, vadi boyunca uzanan kara bir dağdır.

Gamîm´in Usfan´a uzaklığı 8 mildir.[80]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanların yanına varıp ayakta durdu.[81] Şehadet getirdi, Allah´a hamd etti,[82] O´na lâyık olduğu üzere senada bulundu.

"Emmâ ba´d=İmdi, bundan sonra[83] ey Müslümanlar cemaati!" diyerek söze başladı ve şöyle buyur-du:[84]

"Kureyş müşrikleri Ehâbiş´e (kabileler topluluğuna) tirit yedirerek Beytullah´ı tavaftan bizi alıkoymak istiyorlar?[85]

Bu yoldaki görüşlerinizi bana söyleyiniz?[86]

Doğruca Beytullah´a yönelip ilerlememizi ve bizi ondan alıkoymak isteyenlerle çarpışmamızı mı uygun görüyorsunuz;[87] yoksa bu yolda bize karşı Kureyş´e yardımcı olanları gerimizde bırakıp müşrik­lerin çoluk çocuklarının üzerlerine mi yürüyelim?

Bu takdirde, onlar oldukları yerde oturup kalırlarsa, yağmalanmış, tasalanmış olarak oturup kalmış olurlar.

Eğer bizi takibe kalkarlarsa, zayıf ve bitkin olarak takibe kalkmış olurlar.

Allah da onları rezil ve rüsvay eder" buyurdu.[88]

Hz. Ebu Bekir:

"Allah ve Allah´ın Resûlü daha iyi bilir.[89]

Yâ Rasûlalları! Sen şu Beyt-i Haram´ı tavaf, ziyaret maksadıyla yola çıktın.

Ne bir kimseyi öldürmek, ne bir kimse ile çarpışmak istemezsin.

Hal böyle olunca, sen Kabe´ye doğru yürü![90]

Kim bizi Kabe´den men etmeye kalkarsa, biz de onunla çarpışırız![91]

Yâ Rasûlallah! Biz Mekke´ye, Mekkelilere doğru yürümemizi uygun görüyoruz.

Şüphe yok ki, Yüce Allah sana yardım eder. O, senin yardımcındır" dedi.[92]

Diğer sahabiler de:

"Allah ve Allah´ın Resûlü daha iyi bilir!

Ey Allah´ın Peygamberi! Biz ancak umre için ihrama girip buraya gelmiş bulunuyoruz. Yoksa, hiçbir kimse ile çarpışmaya gelmedik.

Fakat, Beytullah´la aramıza girecek, ziyaretimize engel olmaya kalkışacak olanlar olursa, onlarla çarpışırız!" dediler.[93]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Haydi, öyleyse, Allah´ın ismiyle yürüyünüz!" buyurdu.[94]

Akşam olunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Kureysilerin gözcüleri, casusları, Merru´z-zahran´da veya Dacnan´dadırlar!" buyurdu ve:

"Zâtü´l-Hanzal seniyyesini hanginiz biliyor?" diye sordu.

Büreyde b. Husayb el-Eslemî:

"Yâ Rasûl allah! Ben biliyorum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Düş önümüze!" buyurdu.

Büreyde b. Husayb, akşamdan önce, süvari dağlarının önündeki Asal´ı tuttu.[95]

Biraz daha gidince, ayakları taştan yarıldı ve cerahatlandı. Kendisi, çalılara çırpılara takıldı kaldı.

Hararetten, hiçbir şeyi anlamaz hale geldi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onun, böyle yürümekten kaldığını görünce:

"Haydi, sen hayvanına bin!" buyurdu.

Büreyde b. Husayb, hayvanına bindi.[96]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bizi müşriklerin bulunduğu yoldan başka bir yola çıkaracak kim var?[97] Bize Zâtü´l-Hanzal yolunu kim gösterir?" diye sordu.

Amr b. Abdi Nühm el-Eslemî, hayvanından inip:

"Yâ Rasûl ali ah! Orayı sana ben göstereyim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Haydi, önümüzden yürüyüp git!" buyurdu.

Amr öne düşüp gitti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir tepecik görünce:

"Yoksa, Zâtü´l-Hanzal tepeciği bu mu?" diye sordu.

Amr:

"Evet, yâ Rasûlallah!" dedi.

Zâtü´l-Hanzal tepesini aşmak için bir müddet durup dinlendiler.

Kılavuz Amr, içinde yürünmesi güç olan dağlar arasında, çukurluklar arasında, yürüyenler için çok meşakkatli taşlık bir yoldan götürdü.

Vadinin kesintisinde bir düzlüğe indiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"´Allah´tan yarlıganmak dileriz ve O´na tevbe ederiz!´ deyiniz" buyurdu.

Müslümanlarda, bunu söylediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Vallahi, bu söz Hıtta´dır ki, Allah tarafından İsrail oğullarına, "Ey Allah´ım! Bizden sâdır olan günahlarımızı bağışla´ deyiniz1 sözü olup, İsrail oğullarına teklif edildi de, onlar bunu söylememişlerdi" buy urdu.[98]

Zâtü´l-Hanzal Tepesinin Fazileti ve Kızıl Develiden Başkalarının Yarlıganışı

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; Yüce Allah´ın İsrail oğullarına "...Kapıdan secde ederek giriniz ve Dileğimiz, günahlarımızın dökülüp düşmesidir´ deyiniz!´ [Bakara: 58] diye haber verdiği kapı müstesna olmak üzere, bu tepedeki gecenin bir benzeri daha yoktur! Bu gece bu tepeyi aşa­cak olan kimseyi, Allah muhakkak yarlıgayaçaktır!" buyurdu.[99]

İsrail oğullarının secde ederek girecekleri kapı, Beytü´l-Makdis´in kapısı idi.[100]

Ebu Saîd el-Hudrî, tepenin üzerine dikilip:

"Resûlullah Aleyhisselam:

´Hiçbir kimse, yarlıganmadıkça, bu tepeyi geçmeyecektir!´ buyuruyor" diyerek seslendi.

Bunun üzerine, Müslümanlar seğirterek tepeden aşağı inmeye başladılar.

Tepeyi halkın en sonunda geçeni, Ebu Saîd el-Hudrî´nin ana bir kardeşi olan Katâde b. Numan idi.

Tepeden inince, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Kimin yanında yol azığı varsa, onu pişirsin!" buyurdu.

Hemen herkesin yol azığı hurma idi. Peygamberimiz Aleyhisselamın azıktan maksadı, un idi.

"Yâ Rasûlallah! Ateş yakarsak Kureyş müşrikleri tarafından görülmekten korkarız!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onlar sizi göremezler! Yüce Allah, onlara karşı size yardım edecektir!" buyurunca, beşyüzden fazla ateş yakülar.

Ekmek, yemek yapmak isteyenler, istediklerini yaptılar.

Sabaha çıkılınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, sabah namazını kıldıktan sonra:

"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; Yüce Allah, kızıl develi tek kişi müstesna olmak üzere, bütün binitlileri yariıgamiştir!" buyurdu.

İslâm cemaati arasında ve karargâhta böyle bir kişi arandı ise de, bulunamadı.

Zera nahiyesine varıldığı zaman, Sîfü´l-Bahr halkından Saîd b.Zeyd adında bir adama rastlandı.

Ona:

"Resûlullah Aleyhisselam şöyle şöyle buyurdu" denildi.

Saîd b. Zeyd, bunu kendisine söyleyene:

"Yazıklar olsun sana! Resûlullaha sen git de, senin için yarlıganmak dilesin!

Benim devem, vallahi, benim için yariıganmak dilenmesinden daha önemlidir!" dedi.

Meğer, adam devesini yitirmiş, onu oralara kadar aramaya gitmiş imiş!

Adam;

"Devem sizin karargâhınızda bulunuyordu. Onu bulup bana veriniz! Benim başıma gelenin, büyük bir felâketten başka birşey olduğunu sanmıyor ve bilmiyorum!" dedi.

Karargâhta hacetini giderdikten sonra, tekrar, devesini aramaya gitti.

Sürâvi´ dağlarında bulunduğu sırada, ayakkabısı kayarak yere düştü ve öldü.

Cesedi vahşi ve yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanıp yenilinceye kadar, kendisi hakkında bilgi alı­namadı.[101]

Cabir b. Abdullah da, bu hadiseyi şöyle anlatmıştır

"Resûlullah Aleyhisselam:

´Kim şu Seniyyetü´l-mirar´a çıkarsa, İsrail oğullarından düşürülen günahlar, ondan da düşürülür!´ buyurdu.

Bunun üzerine oraya ilk çıkanlar, bizim süvarilerimiz, yani Hazrec oğullarının süvarileri oldu.

Sonra, herkes çıkıp orada tamamlandılar.

Resûlullah Aleyhisselam:

´Şu kızıl devenin sahibinden başka, hepiniz yarlıganmıştır!1 buyurdu.

Biz hemen o kızıl devenin sahibine gittik.

Kendisine:

´Gel de, Resûlullah Aleyhisselam senin için yarlıganmak dilesin!´ dedik.

Adam:

´Vallahi, benim yitirmiş olduğum devemi bulm aklığı m, bana, sizin sahibinizin benim için yarlıganma dilemesinden daha sevimlidir!´ dedi.

Kendisi, bunu söylerken, yitirdiği devesini soruşturuyor ve arıyordu."[102]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hamd´ın iki sırtı arasındaki sağ taraf yolunu tutmalarını emretti ki, bu yol Mekke´nin aşağı kısmından Hudeybiyeye inen yer, Seniyyetü´l-mirar´a (Mirar´a) çıkan yoldur.[103]

Kasvâ´nın Çöküşü ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Kureyş Müşrikleri Hakkındaki Va´di

Mekke Haremi hududuna ve hudut taşlarına erişilmiş,[104] Seniyetü´l-mirar´a (Mirar´a) gelinmişti ki, oradan Kureyş müşriklerinin karargâhları üzerine inilirdi.

Orada, Peygamberimiz Aleyhisselamın bindiği Kasvâ adlı devesi çöktü!

Müslümanlar

"Kasvâ harınlaştı! Kasvâ harınlaştı!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Kasvâ harınlaşmaz! Onun böyle çökme huyu da yoktur! Fakat, vaktiyle Fil´i (yaptırılmak istenilen şeyden) tutup alıkoyan, şimdi de Kasvâyı tutup alıkoydu!

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; Kureyş müşrikleri Allah´ın Harem´inde* işlenmesini yasakladığı** şeylere tazim maksadıyla benden ne kadar müşkil talepte bulunurlarsa, muhakkak, ben onu kabul edeceğim, onların bu yoldaki isteklerini yerine getireceğim!" buyurdu.[105]

Bundan sonra, Kasvâ, kaldırılmak istenilince, sıçrayıp kalktı.[106] Sonra, geri dönüp, başladığı yere kadar gitti.[107]

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu Kureyşîlerden başka yana doğru sürdü.[108]

Sahabilerine de, gidecekleri yeri eliyle işaret ederek:

"Oraya geliniz!" buyurdu. [109]

Pek az sulu olan Semed çukuru yolu üzerindeki, Hudeybiye´nin en son, en uzak noktasına indi.[110] Müslümanlara da:

"Siz de hayvanlarınızdan ininiz!" buyurdu.

"Yâ Rasûlallah! Susuz bir vadiye iniyoruz!?" denildi.[111]

Müslümanlar, Semed kuyusundaki birikmiş azıcık suyu da alıp tükettiler.[112]

Kasvâ´nın Çöküşündeki Hikmet

İlerlemeye devam edilip Mekke´ye zorla girilseydi, muhakkak, Müslümanlarla müşrikler arasında çarpışmalar olacak, kanlar dökülecek, mallar yağmalanacaktı.[113]

Bundan başka, Mekke´de, Müslümanların henüz tanımadıkları, Müslümanlıklarını gizli tutan, erkek kadın birçok Müslüman da vardı. Onlardan birçokları, çarpışma sırasında, bilinmeden öloürülelecekler­di.[114] Bunun için, Yüce Allah, vaktiyle Fil´i çöktürüp Kabe üzerine yürütmediği gibi, Kasvâyı da Mekke´ye girmekten alıkoymuştu.[115]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Namazlarını Hudeybiye´nin Harem Hududu İçine Giren Yerinde Kılışı

Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırı, Hudeybiye´de Mekke Haremi dışında kalan bir yerde kurulmuştu.

Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselam, Hudeybiye´de bulunduğu müddetçe, bütün namazlarını, Mekke Haremi sınırlarının içine giren yere giderek orada kılardı.[116]

Susuz Kuyudan Su Fışkırtılması Mucizesi

Müslümanlar, Hudeybiye´de, Peygamberimiz Aleyhisselama su darlığından şikâyetlendiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ok çantasından bir ok çıkarıp onun Semed kuyusunun dibine saplan­masını emretti.[117]

Oku ashabdan birisi alıp kuyunun içine indi.[118] Ok kuyunun dibine saplanır saplanmaz, su fışkır­maya başladı ![119]

Müslümanlar, kuyunun kıyısına oturarak, su kaplarını doldurdular.[120] Develerini de çöktürüp suvardılar.

Kuyunun içine okla inen sahabi, kurbanlık develerin sürücüsü Naciye b. Cündüb idi.

Naciye b. Cündüb´ün kuyunun içinde halkın salınan kovalarını doldurmakla uğraştığı sırada, bir kadın elinde bir kova ile kuyunun başına gelip:

"Ey kovalan dolduran kişi! Benim kovam öndedir. Onu da dolduruver! Görüyorum ki; halk seni övüy­orlar, seni hayırla anıyorlar, sana tazimde bulunuyorlar" demişti.

Naciye b. Cündüb de, kuyunun içinde halkın kovalarını doldururken:

"Yemenli kadın, benim kovaları doldurduğumu ve adımın da Naciye olduğunu öğrenmiştir.

Ben oku düşmanların göğüslerine hızla sapladığım gibi saplayıp su sızma yerini genişletmişimdir!" diyerek şiir söylem iştir. [121]

Berâ1 b. Azib´in.[122] Halid b. Abbâd el-Gıfârî´nin* de o gün kuyuya okla girmiş oldukları söylen­miştir.[123]

Bunların üçü de, gerek bu kuyudan, gerek başka kuyulardan su çıkarma işinde bir tek kişi başa çıkamayacağına göre, herhalde, birbirlerine yardımcı olmuşlardır.[124]

Berâ1 b. Âzib´in bildirdiğine göre; Hudeybiye kuyusunun suyu çekilmiş, içinde bir damla bile su kalmamıştı.

Durum Peygamberimiz Aleyhisselama arzedildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, kuyunun başına gelip oturdu. İçinde biraz su bulunan bir kab istedi. Getirilen su ile abdest aldıktan sonra, ağzını çalkaladı ve içinden, dua etti. Abdest aldığı ve ağzında çal­kaladığı suyu kuyunun içine döktü.

Peygamberimiz Aleyhisselamın emriyle, kuyu, biraz kendi haline bırakıldı.

Sonra, kuyu sulandı.

Müslümanlar da, Müslümanların hayvanları da, ondan kana kana içtiler.[125]

Kuyunun suyundan içenler, 1400 kişi idi.[126]

Seleme b. Ekvâ da der ki:

"Biz, Resûlullah Aleyhisselamın maiyyetinde Hudeybiye´ye geldik.

Biz, o gün, yüzer kişilik ondört bölüktük.

Kuyunun yanında, henüz suvarılacak elli koyun da vardı ki, kuyu onları bile sulayamıyor, suya kandı ramıyordu.

Resûlullah Aleyhisselam, kuyunun kıyısına oturup dua etti ve ağzına alıp çalkaladığı suyu kuyuya bırakınca, kuyunun suyu yükseldi.

Biz ondan hem hayvanları suladık, hem de kendimiz su aldık."[127]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Parmağından Pınar Gibi Su Akıtması

Cabir b. Abdullah´ın bildirdiğine göre; Hudeybiye günü halk susuz kalmış, Resûlullah Aleyhisselamın önünde bulunan su ibriğinden abdest aldığı sırada ona doğru varmışlardı.

Resûlullah Aleyhisselam, onlara:

"Size ne oluyor!" diye sordu.[128]

"Mahvoldukyâ Rasûlallah! Mahvoldukyâ Rasûlallah!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ben sizin aranızda iken, siz mahvolmayacaksınız!" buyurdu.[129]

"Yâ Rasûlallah! Yanımızda, senin ibriğindekinden başka, ne abdest alacağımız, ne de içeceğimiz suvar!?" dediler.[130]

Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam elini ibriğin üzerine koydu.[131]

"Alınız, Bismillah=Allah´ın ismiyle" buyurdu.[132]

Kaynaklardan kaynar gibi, hemen parmaklarının arasından su akmaya başladı!

Müslümanlar, ondan hem su içtiler, hem de abdest aldılar. [133]

Cabir b. Abdullah´a:

"O zaman siz kaç kişi idiniz?" diye soruldu.

Cabir:

"Onbeş yüz kişi idik!" dedi.[134]

Hudeybiye´de Peygamberimiz Aleyhisselamın Duasıyla Yağmur da Yağışı ve Yağmuru Yıldızın
Yağdırdığını Söylemenin İmansızlık Oluşu

Müslümanlar, Hudeybiye´de, Peygamberimiz Aleyhisselamın duasının bereketiyle, yağmura da kavuştular. [135]

Ebu´l-Müleyh el-Hüzelî´nin babası Üsâme´den rivayetine göre; Hudeybiye´de yağmura tutulunca, Resûlullah Aleyhisselamın emriyle, münadi:

"Namazlarınızı, ağırlığınızın yanında kılınız!" diyerek seslenmişti.[136]

"Hudeybiye´de bir gece üzerimize yağmur yağmış,[137] geceleyin yağmış olan yağmurdan sonra, Resûlullah Aleyhisselam bize sabah namazını ki İdi rm işti.

Sonra, halka yüzünü döndürüp:

´Bilir misiniz, Rabbiniz ne buyurdu?´ diye sordu.

´Allah ve Allah´ın Resûlü daha iyi bilir!´ dediler.

Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam:

´Allah; ´Kullarımdan kimisi bana iman etmiş, kimisi de kâfir olarak sabaha çıkmıştır! Kim ki, Allah´ın fazlve rahm etiyle üzerimize yağmur yağdı, dediyse o Bana iman etmiş; kim de, şöyle şöyle oldu da bize yıldız sayesinde yağmur yağdı, dedi ise, işte o, Beni inkâr, yıldızlara iman etmiştir!´ buyurdu´ dedi."[138]

Ebu Katâde de:

"Biz Hudeybiye´de bulunduğumuz ve üzerimize yağmur yağdığı sırada, Abdullah b. Übeyy´in, ´Bu, güz mevsimi yıldızının işidir! Şi´râ yıldızından dolayı bize yağmur yağdı!1 dediğini işittim" demiştir. [139]

Büdeyl ile Arkadaşlarının Peygamberimiz Aleyhisselama Kureyş Müşriklerinin Hazırlıkları ve
Maksatları Hakkında Bilgi Vermeleri ve Peygamberimizin Söylediklerini Müşriklere Aktarmaları

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hudeybiye´de bulunduğu sırada, Huzâa kabilesinden Büdeyl b. Verka1, Huzâalardan bazı adamlarla birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi.

Mekke ve çevresindeki Tihâme kabileleri arasında, Huzâalar-Müslüman olsun, olmasın; hepsi-öte-den beri, Mekke´de olup biten herşeyi Peygamberimiz Aleyhisselamdan saklamazlar, onları Peygamberimiz Aleyhisselama gizlice bildirirlerdi.[140]

Büdeyl ile arkadaşları, develerini ıhdırdıktan, çöktürdükten sonra, gelip Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler. [141] Oturdular, Peygamberimiz Aleyhisselamla konuştular.

Hudeybiye´ye ne için geldiğini sordular.[142]

Büdeyl:

"Biz, sana, kavmin olan Ka´b b. Lüeyy ile Âmirb. Lüeyy kabilelerinin yanlarından gelmiş bulunuy­oruz.[143]

Onları; Ehâbiş ile kendilerine bağlı bulunan birçok kabileleri sana karşı çağırıp toplamış, sütlü ve yavrulu develeri, kadınları ve çocukları da yanlarında bulundukları,[144] Hudeybiye´nin hiç kesilmeyen sularının başlarına konmuş oldukları halde geride bıraktım, geliyorum! [145]

Onlar, muhakkak, seninle çarpışacaklar![146]

Cemaatleri dağılıncaya kadar, Beytullah ile senin arana gerilmeye and içmişlendir![147] Beytullah´ı ziyaretten seni alıkoyacaklardır!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Biz, hiç kimse ile çarpışmak için gelmiş değiliz.

Ancak, umre yapmak, Beytullah´ı tavaf ve ziyaret etmek üzere gelmiş bulunuyoruz! [148]

Bununla beraber, kim Beytullah´ı ziyaretten bizi men etmeye kalkışırsa, onunla çarpışınz![149]

Muhakkak ki, harpler Kureyşîleri çok yıpratmış, zayıflatmış, birçok zararlara uğratmıştır.

Eğer onlar isterlerse, yine de, taraflarca bir mütâreke, silahları bırakma müddeti belirleyeyim.[150]

Bu müddet içinde, kendileri benden emniyet ve selamette bulunsunlar.[151]

Kendileri, benimle sair halk arasına girmesinler, beni onlarla başbaşa bıraksınlar![152]

Benimle karşılaşacak olan insan toplulukları, kendilerinden daha kal abalı ktırlar.[153]

Eğer ben o insan topluluklarına üstün gelir, kendilerini İslâm dinine sokarsam, eğer Kureyş müşrik­leri de, halkın girdikleri dine girmeyi arzu ederlerse, girebilirler.[154]

Şayet ben, zannettikleri gibi, insan topluluklarına üstün gelemez, yenilirsem, o halde, kendileri de rahata kavuşmuş, güçlenmiş bulunurlar, benimle çarpışırlar Zaten, çarpışmak için toplanmışlardır [155]

Eğer Kureyş müşrikleri böyle bir mütârekeden kaçınırlar, beni kendilerinin dışındaki insan topluluk­larıyla başbaşa bırakmaya yanaşmazlar, benimle çarpışmaya kalkışırlarsa, varlığım Kudret Elinde bulu­nan Allah´a yemin ederim ki; şu yaymaya çalıştığım din uğrunda, başım gövdemden ayrılıncaya kadar, onlarla çarpışacağım!

O zaman, Allah da, bana yardım edeceği hakkındaki va´dini muhakkak yerine getirecektir!" buyur­du.[156]

Büdeyl b. Verka1:

"Ben, senin söylediğin şeyleri onlara ulaştıracağım!" dedi.[157]

Kureyş Müşriklerinin Büdeyl ve Arkadaşlarına Karşı Kötü ve Sert Davranışları

Büdeyl b. Verka´, Peygamberimiz Aleyhisselamın söylediklerini ezberleyip hayvanına bindi ve arkadaşlarıyla birlikte Kureyş müşriklerine doğru yollandılar.

Amr b. Salim de bunların yanlarında bulunuyor ve kendi kendine:

"Vallahi, bu zâtın üzerine yürüyecek olanlar, hiçbir zaman yardım göremezler ve başarıya ereme­zler!" diye söyleniyordu.

Bunlar, Kureyş müşriklerinin yanına vardılar.

Müşriklerden bazıları:

"Bu gelenler, Büdeyl ve adamlarıdır.

Onlar ancak sizden haber sormak, toplamak maksadıyla gelmişlerdir.

Siz, onlardan tek harf bile sormayınız!" dediler.

Büdeyl ile arkadaşları, Kureyş müşriklerinin kendilerinden birşey sormak istemediklerini görünce, Büdeyl:

"Biz Muhammed´in yanından geldik. Size ondan haber vermemizi istemiyor musunuz?" diye sordu.

İkrime b. Ebu Cehil ile Hakem b. Âs:

"Hayır! Vallahi, senin ondan haber vermeni istemiyoruz! Bize ondan haber verilmesine bizim ihtiy­acımız yoktur!

Fakat, sen bizden ona haber ver ki; o ne bu yıl, hatta ne de hiçbir zaman, bizden tek kişi sağ kalmayıncaya kadar, sakın yanımıza uğramasın! Mekke´ye girmesin!" dediler.

Urve b. Mes´ud:

"Vallahi, ben bugünkü kadar şaşılacak bir görüş görmedim!

Siz ne diye Büdeyl ve arkadaşlarını dinlemek istemiyorsunuz?

Onların söyleyecekleri şeyi, eğer hoşunuza gider, işinize gelirse, kabul edersiniz. Hoşunuza gitmez, işinize gelmezse, bırakırsınız!

Böyle dikkafalılık eden kavim, hiçbir zaman felah bulmaz!" dedi.[158]

Bunun üzerine, Büdeyl, Kureyş müşriklerine:

"Biz şimdi o zâtın yanından çıkıp sizin yanınıza geldik.

Onun söylediğini işittiğimiz sözünü size arzetmemizi isterseniz, arzedelim?" dedi.

Kureyşflerin beyinsizleri tekrar atıldılar ve:

"Bizim ondan birşey haber verilmesine ihtiyacımız yoktur!" dediler.

Fakat, içlerinden görüş sahibi olanlardan birisi:[159]

"Haydi, ondan işittiğin ne ise, söyle bakalım?" dedi.

Büdeyl:

"Onun şöyle şöyle söylediğini işittim" diyerek, Peygamberimiz Aleyhisselamın söylediklerini birer birer nakletti.[160] Kureyş müşriklerine, Peygamberimiz Aleyhisselamın bir müddet için mütâreke yapıl­ması teklifini de anlattı. [161]

Urve b. Mes´ud´un Konuşması

Urve b. Mes´ud, ayağa kalktı ve:

"Ey kavmim! Ben sizin evladınız değil miyim?"[162] diye sordu.

Kureyş müşrikleri:

"Evet!" dediler.

"Ben sizin babanız yerinde değil miyim?" diye sordu.

"Evet" dediler. [163]

Urve b. Mes´ud:

"Ey kavmim! Siz benim babam (yerinde) değil misiniz?" diye sordu.

Müşrikler:

"Evet!" dediler. [164]

Urve b. Mes´ud:

"Siz beni herhangi bir kötülükle suçlar mısınız?" diye sordu.

Kureyş müşrikleri:

"Hayır!" dediler.

Urve b. Mes´ud:

"Ukâz panayırı halkını kitle halinde size yardıma çağırdığımı ve onların bundan kaçınmaları üzer­ine kendi ailem, çocuklarım ve sözümü dinleyenlerle birlikte size yardıma koşup geldiğimi de biliyor­sunuz, değil mi?" diye sordu.

Kureyş müşrikleri:

"Evet! Öyle yapmıştın!" dediler.[165]

Bunun üzerine, Urve b. Mes´ud:

"Ben sizin için öğütçüyüm ve size çok şefkat] iyim di r. Sizden, hiçbir öğüdü esirgememişimdir.

Doğrusu, Büdeyl size iyilik ve barış yolunu göstermek üzere gelmiştir ki, kötülük yolunu tutandan başka hiçbir kimse, hiçbirzaman onu reddetmez [166]

Siz onun tekliflerini kabul ediniz!

Beni de bırakınız, gidip onunla [Peygamberimiz Aleyhisselamla demek istiyor] bir konuşayım.[167]

Ey kavmim! Ben hükümdarlar görmüş ve onlarla konuşmuşumdur.

Siz beni Muhammed´e gönderiniz.[168]

Size onun yanından en doğru haberi getireyim.

Onun yanındakilere de bakayım.

Sizin için bir casus olup onun haberini size getireyim?" dedi.[169]

Kureyş müşrikleri Urveye, "Muhammed´e git! Fakat, kendi görüşünü bize haber verme!" dediler.[170]

Urve b. Mes´ud Peygamberimiz Aleyhisselamın Huzurunda

Urve b. Mes´ud, kalkıp Peygatn berim iz Aleyhisselamın karargâhına doğru geldi. Devesini ıhdırdık-tan, çöktürdükten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi.[171] Önüne oturdu.[172]

"Yâ Muhammedi Sen birtakım derme, devşirme insanları başına toplamış, sonra da onları kavim ve kabilenin yanına kadar getirmişsin!?[173]

Yâ Muhammedi Ben senin kavmin olan Ka´b b. Lüeyy ve Âmir b. Lüeyy kabilelerini, Hudeybiye´nin hiç kesilmeyen sularının başlarına konmuş; sütlü ve yavrulu develeri, kadın ve çocukları da yanlarında bulundurdukları, sana karşı Ehâbiş ile kendilerine bağlı bulunan birçok kabileleri de davet edip toplamış oldukları halde gerimde bıraktım geldim.[174] Onlar kaplan postu giymişler; [175] seninle Beytullah arası­na gerilip ölmedikçe, seni oraya,[176] hiçbir zaman yanlarına sokmamak,[177] bırakmamak için and içmiş bulunuyorlar!" dedi.[178]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Urve´ye Cevabı ve Teklifleri

Urve b. Mes´ud, sözlerini söyleyip bitirince, [179] Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Urve! Allah için söyle! Şu kurbanlık develerin kurban edilmelerine, şu Beytullah´ı ziyaret ve tavafa engel olunur mu?![180]

Biz savaşmak için gelmedik!

Biz ancak umremizi eda edip kurbanlarımızı kesmek için geldik.

Sen kavmine git! Onlar benim de kavim ve kabilemdir.

Harp onları korkutmuştur.

Onlar şunu iyi bilsinler ki, harpte bir hayır yoktur. Harp ancak onlardan yiyip tüketeceğini yiyip tüke­tir!

Onlarla benim aramda çarpışmayı bırakmak için bir müddet belirleyelim.

Böylelikle nesiller çoğalır, kötülüklerden de emniyet ve selamette kalınır.

Onlar benimle Beytullah arasından çekilsinler, umremizi eda edelim ve kurbanlık develerimizi kese­lim!

Sonra, onlar sair insanlarla benim arama girmekten de vazgeçsinler.

Eğer insanlar bana galip gelirlerse, zaten kendilerinin istedikleri de budur.

Eğer Allah beni insanlara galip kılarsa, o zaman, kendileri şu iki şeyden birisini seçerler: Ya hazır­lanmış olarak benimle çarpışırlar, ya da toptan İslâmiyet dairesine katılırlar.

Vallahi, ben, bu din uğrunda, başım gövdemden ayrılıncaya (ölünceye), Allah´ın bu husustaki hükmü yerine gelinceye kadar, insanların aklarına, karalarına karşı savaşacağım!" buyurdu.[181]

Urve b. Mes´ud´un Tekrar Konuşmaya Başlaması

Urve b. Mes´ud:

"Sen onlarla çarpışmaya kalkışırsan, iki şey arasında bulunacak, muhakkak onlardan birisiyle karşılaşacaksın.[182]

Söyle bakayım:

Sen kendi kavmini yok etmeni uygun görür müsün?! Sen, senden önce, Araplardan böyle kendi aslını, kökünü kazıyan bir kimse çıktığını hiç işittin mi?[183] Biz işitmedik[184] Eğer ikinci durum ile karşılaşılacak olunursa,[185] yani senin yanında görünenlerin seni bırakıp dağılmaları gibi bir durumla karşılaşacak olursan,[186] hal nice olur?!

Gerçi, senin yanında Mekkeli ve Medineli bazı önemli kişiler görüyorum.

Fakat, her biri bir başka yerden gelmiş, derme, devşirme, karmakarışık, başları dara gelince başın­dan dağılıp kaçışıverecek, seni yapayalnız bırakacak, ayaktakımı sayılabilecek insanlar da görüyo­rum [187] ki, ben onların ne eşraftan olduklarını, ne de soylarını biliyor değilim.[188]

Allah´a yemin ederim ki; bunlar yarın başından dağılacaklardır!" dedi.[189]

Urve b. Mes´ud konuşurken, Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz Aleyhisselamın arkasında ayakta dik­ilmiş, duruyordu.[190] Urve´nin sözüne çok kızdı [191] ve ona:

"Ashaba dil uzatmayı bırak! Sen Lât putunun* bilmemneresini emmene bak!

Biz mi onun başından kaçıp dağılacak ve onu yapayalnız bırakacağız?!" diyerek Urveye çıkıştı.[192]

Urve b. Mes´ud:

"Yâ Muhammedi Bu da kim?!" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bu, Ebu Kuhâfe´nin oğludur!" buyurdu.[193]

Orada bulunan sahabiler de:

"Bu, Ebu Bekir´dir!" dediler.

Urve b. Mes´ud:

"Varlığım Kudret Elinde Bulunana yemin ederim ki; eğer senin üzerimde bulunup da henüz ödeyemediğim yardım elin, iyiliğin olmasaydı* elbette sana cevap verir, sözünün altında kalmaz,[194] bu hususta sana yeterdim!

Fakat, ne yapayım ki, o iyiliğin boynumu büküyor!" dedi .[195]

Urve b. Mes´ud´u Yeğeni Mugîre´nin Tehdit Edişi

Urve b. Mes´ud, Peygatm berim iz Aleyhisselamla konuşmaya devam ettiği sırada eliyle Peygamberimiz Aleyhisselamın sakalını okşuyor,** Muğîre b. Şube de, yanında kılıç, başında miğfer bulunduğu halde, Peygamberimiz Aleyhisselamın başucunda dikilip nöbet tutuyordu.

Urve b. Mes´ud´un Peygamberimiz Aleyhisselamın sakalına her dokunuşunda, Muğîre hemen kılıç kınının ucu ile Urve´nın elini itip:

"Çek elini! Resûlullah´ın sakalından elin kesilip senden ayrılmadan önce![196] Müşrik elinin ona dokunması lâyık değildir" demekte idi.[197]

Urve b. Mes´ud ise, Muğîre´nin bu hareketine sinirlenip duruyordu.[198]

En sonunda, başını kaldırıp ona baktı [199] ve:

"Yazıklar olsun sana! Sen ne kötü huylu, ne kaba adamsın!" dedi.[200] Sonra da:

"Yâ Muhammedi Ashabının arasında beni incitip duran bu adam kim?! Vallahi, içinizde, ondan daha yergin, daha üzücü, ondan daha kötü bir kimse bulunabileceğini sanmıyorum! [201] Onun kim olduğunu öğrenebilir miyim?" dedi.[202]

Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi ve:

"Bu, senin kardeşinin oğlu Muğîre b. Şûbe´dir!" buyurdu.[203]

Urve, Muğîre´nin babası Şûbe´nin amcası idi.[204]

Urve büsbütün sinirlendi ve Muğîre´ye:

"Sensin hâ bunu bana yapan?![205] Ey hain![206] Ben hâlâ senin işlediğin cinayetin zararını ödem­eye çalışıp duruyor değil miyim?" dedi.[207]

Urve´nin Peygamberimiz ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Ashabı Hakkındaki Müşahedelerini
Müşriklere Anlatışı

Urve b. Mes´ud; ashabın Peygamberimiz Aleyhisselama nasıl davrandıklarını, ne yaptıklarını gözu-cuyla süzmeye, inceleyip durmaya başladı.[208]

Ashabın Peygamberimiz Aleyhisselama bağlılıklarını, davranışlarını gözleriyle gördükten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrıldı,[209] hayvanına bindi,[210] Kureyş müşriklerinin yanına döndü ve onlara:

"Ey Kureyş cemaati![211] Bilirsiniz ki; sizler benim dayılarım ve kabilem olursunuz ve bana halkın en sevgili olanısınız.

Halkı toplantı yerlerinde sizin için toplamaya çalışmış, onlar yardıma gelmedikleri zaman da, ev halkımla yanınıza gelmiş, size yardım etmek arzusu ile aranızda oturmuş durmuşumdur. Bilirsiniz ki; siz öldükten sonra, ben de yaşamak istemem![212]

Ey kavmi m! Vallahi, ben vaktiyle birçok hükümdarın; Kayser´in, Kisrâ´nın, Necaşî´nin huzurlarına elçi olarak çıkmışımdır.[213]

Vallahi, ben bunlardan hiçbir hükümdarın adamlarının onları Muhammed´in ashabının Muhammed´i saydıkları, ululadıkları gibi saydıklarını, ululadıklarını görmedim! [214]

Vallahi, ben kavmi arasında Muhammed´in ashabı arasındaki itibarı gibi itibarlı olan hiçbir hüküm­dar görmedim [215]

Bilirsiniz ki; ben birçok ulu kişiler görmüş, hükümdarların yanlarına varmışı m dır.

Allah´a yemin ederim ki; ashabı arasında Muhammed´den daha büyük sayılan ne bir hükümdar, ne de bir ulu kişi görmüşümdür!

Muhammed´in ashabından herhangi birisi, konuşacağı zaman ondan izin istemekte; kendisine izin verilirse konuşmakta, izin verilmezse susmaktadır.[216]

Vallahi, aksınr, öksürürken onun tükrüğü sıçrasa, ashabı hemen onu elleriyle yüzlerine ve deriler­ine sürüyorlar![217]

Muhammed´in başından bir kıl parçası düşse, hemen onu alıp saklıyorlar![218]

Muhammed onlara birşey buyurduğu, işaret ettiği zaman, onlar hemen onu yerine getirmek için üşüşüyorlar!

Abdest aldığı zaman, abdest suyunu, birbirlerine girercesine, birbirleriyle yarışırcasına kapışıyorlar!

Ashabı, onun yanında konuşurlarken, seslerini yükseltmiyor, kısıyorlar. Ona besledikleri derin saygılarından dolayı, onun yüzüne dikkatlice bakmıyorlar, gözlerini önlerine eğiyorlar![219]

Ben bu kavmi iyice ölçtüm biçtim.

Siz isterseniz ona karşı kılıçlarınıza el atabilirsiniz.

Fakat, ben öyle bir kavim gördüm ki, ne yapılsa, onlar onu koruyacaklar ve ona hiçbir zararın erişmesine meydan vermeyeceklerdir![220] Ben öyle bir kavim gördüm ki, onlar hiçbir zaman onu bırak­mayacaklar, onun bir kılını bile teslim etmeyecekler, kimseyi onun tenine dokundurmayacakları^.

Artık siz iyice düşününüz![221]

Görüşlerinizde zaafa ve gevşekliğe düşmekten sakınınız![222]

Muhammed size güzel bir barış ve iyilik yolu, mütâreke teklif etmiş bulunuyor.

Siz bunu hemen kabul ediniz.[223]

Ey kavmim! Size yaptığım öğüdümü kabul ediniz!

Ben sizin için hayırlı bir öğütçüyüm.

Bununla beraber, ben bu hususta halk tarafından size değil ona yardım olunacağından korkarım.

Adamcağız şu Beytullah´ı tazim için gelmiştir, kendisinin yanındaki kurbanlık develeri kesecek ve dönecektir" dedi.[224]

Bütün gördüklerini ve Peygamberimiz Aleyhisselamın söylediklerini, onlara birer birer anlattı. [225]

Kureyş müşrikleri, Urveye:

"Sen bir daha böyle konuşma ey Ebu Yâfur!

Eğer bunu senden başkası söyleseydi, onu kınar, rezil ve rüsvay ederdik! [226]

Biz onu bu yılımızda Beytullah´ı ziyaretten alıkoyacağız!

Gelecek yıl, dönebilir ve Mekke´ye girip Kabe´yi tavaf edebilir" dediler. [227]

Urve b. Mes´ud, Kureyş müşriklerine:

"Benim görüşüme göre, siz felâketten başka birşeye uğramayacaksınız!" dedi ve yanındakilerle bir­likte dönüp Taife gitti. [228]

Hıraş b. Ümeyyetü´l-Huzâî´nin Müşriklere Elçi Olarak Gönderilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hıraş b. Ümeyyetü´l-Huzâî´yi, Sâleb adındaki devesine bindirip, ne için geldiklerini Kureyş eşrafına tebliğ etmek üzere elçi olarak gönderdi.

Hıraş, Peygamberimiz Aleyhisselamın Kureyş müşriklerine gönderdiği ilk elçi idi.[229]

Hıraş, Kureyş müşriklerinin yanına varıp:

"Biz buraya ancak umre yapmak maksadıyla ihrama girmiş olarak geldik.

Yanımızda da, kurban için alıkonulmuş develer bulunuyor.

Beytullah´ı tavaf edeceğiz, ihramdan çıkıp geri döneceğiz!" dedi.[230]

Kureyş müşrikleri, elçi Hıraş´ın bindiği deveyi boğazladılar.[231]

Bunu yapan da, İkrime b. Ebu Cehil´di. Hıraş´ı da öldürmek istedi ise de, Hıraş´ın kavminden orada bulunan bir adam onu himayesine alarak serbest bıraktırdı.[232]

Başka rivayete göre; Hıraş´ı himayelerine alarak serbest bıraktıranlar, Ehâbiş idi.[233]

Hıraş, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına güçbela dönebildi ve başına gelenleri haber verip:

"Yâ Rasûlallah! Sen onlara oradaki koruyucuları benimkinden daha çok olan birisini gönder!" dedi.[234]

Huleys b. Alkame´nin Müşrikler Adına Peygamberimiz Aleyhisselamla Konuşmaya Gelişi

Kinanelenden Huleys b. Al kame, Kureyş müşriklerine:

"Bırakınız, onun yanına bir de ben gideyim!" dedi.

Kureyş müşrikleri:

"Haydi, kalk git!" dediler.[235]

Huleys, o zaman Ehâbiş´in başkanı idi.[236]

Huleys, Peygamberimiz Aleyhisselamla ashabına doğru gelirken,[237] Peygamberimiz Aleyhisselam, onu görünce:[238]

"Bu gelen, filan kişidir!

Kendisi, kurbanlık develere saygı gösteren,[239] ibadete ve Allah´ın emirlerini yerine getirmeye özenen bir kavimdendir.[240]

Kurbanlık develerin hepsini ona doğru sürünüz de, görsün!" buyurdu.[241]

Müslümanlar, kurbanlık develeri ona doğru sürdüler. Huleys´i de:

"Lebbeyk! Allahümme lebbeyk!.." diyerek karşıladılar.[242]

Huleys, Harem´de kurban edilmek üzere nişan vurulmuş, boyunlarına boğmukları takılmış, uzun müddet tutulmaktan, yünlerini yiyip tüketmiş, vadiye doğru akıp giden kurbanlık develere bakınca,[243] gözleri yaşardı[244] ve:

"Sübhânallah! Bunların Beytullah´ı tavaf ve ziyaretten alıkonulmaları hiç de lâyık ve yerinde bir hareket değildir![245]

Lahm, Cüzam, Kinde ve Himyer kabileleri halkının haccına engel olunmuyor da, Abdulmuttalib´in oğlunun haccına engel olunuyor!?[246]

Kabe´nin Rabbine andolsun ki; Kureyşîler, bu uygunsuz tutum ve davranışlarıyla helak olacaklardır!

Halbuki, bunlar umre yapmaktan başka bir maksatla gelmemişlerdir!" diyerek bağırmaktan kendisi­ni alamadı.[247]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Huleys´in söylediği sözü uzaktan işitince:

"Evet! Öyledir ey Kinane oğullarından olan kardeş!" buyurdu.[248]

Huleys, bütün bunları gördükten sonra, duyduğu saygıdan dolayı, Peygamberimiz Aleyhisselam m yanına kadar varmadı, varmaya gerek görmedi.[249]

Peygamberimiz Aleyhisselama ve ashabına tek kelime bile söylemedi.[250]

Olduğu yerden, adamlarının (Kureyş müşriklerinin) yanına döndü.[251]

Kureyş müşriklerine:

"Ey Kureyş cemaati! Ben onu Beytullah´tan alıkoymanın helâl olmadığı görüşündeyim![252]

Ben, kurban develerini, boyunlarına boğmuklar takılmış, hörgüçleri çizilip kanatılarak alâmetlen-miş,[253] kurban yerinde kurban edilmek üzere uzun müddet tutulmaktan yünlerini yiyip tüketmiş,[254] adamları da şu Beytullah´ı tavaf etmek maksadıyla koku sürünmeyi bırakmış, üstleri başlan kirlenmiş bir halde gördüm" dedi.[255]

Huleys böyle konuşunca, Kureyş müşrikleri ona hakaret ettiler:

"Biz senden hoşnut değiliz! Seni tarafımızdan nereye gönderdikse, senden memnun olmadık![256]

Sen hele bir otur, yerinde dur! Sen nihayet bir çöl Arabısın! Cahilsin, bilgisizsin! Senin böyle şeylere aklın ermez!" dediler.[257]

Huleys kızdı ve:

"Ey Kureyş cemaati! Vallahi, biz, Beytullah´ın Haremliğini gözeterek ona tazimde bulunmak ve onun hakkını yerine getirmek maksadıyla gelecek olanlara engel olalım diye sizinle ne antlaşmısızdır, ne de bu hususta bir bağlantı kurmuşuzdur!

Beytullah´a tazimde bulunmak üzere gelen bir kimse nasıl ondan alıkonabilir?! Huleys´in varlığını Elinde Bulundurana yemin ederim ki; ya Muhammed´le yapmak için geldiği şey arasına girilmeyecek, kendisinin Beytullah´ı tavaf ve ziyaretine engel olunmayacaktır; ya da bütün Ehâbiş´i, tek kişi bırakma­mak üzere, buradan dağıtacağım, alıp götüreceğim!" dedi.[258]

Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri:

"Senin Muhammed´le ashabından görmüş oldukların, bir tuzaktan, bir aldatmadan başka birşey değildir![259]

Ey Huleys! Sen şimdi böyle birşey yapmaktan vazgeç!

Kendimiz için kabul edebileceğimiz bir anlaşma sağlayıncaya kadar, bizi kendi halimize bırak!" dediler.[260]

Müşriklerin Mikrez b. Hafs´ı Elçi Olarak Göndermeleri

Mikrez b. Hafs, Kureyş müşriklerine:

"Bırakınız, Muhammed´e bir de ben gideyim" dedi.

Müşrikler:

"Haydi, ona sen de git bakalım!" dediler,[261] Mikrez´i Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdiler.[262]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Mikrez b. Hafs´ın geldiğini görünce:

"Bu, Mikrez´dir; kötü ve gaddar bir adamdır!" buyurdu.[263]

Mikrez gelince; Peygamberimiz Aleyhisselam, ona da, ötekilere söylediklerine benzer sözler söyle­di.

Mikrez kendisine söylenenleri müşriklere anlattı.[264]

Hz. Ömer´in Kureyş Müşriklerine Elçi Olarak Gönderilmek İstenilişi ve Onun Yerine Hz.
Osman´ın Gönderilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekke´ye gelmekteki maksatlarının ne olduğunu Kureyş müşrikler­ine gidip eriştirsin, açıklasın diye, önce Hz. Ömer´i yanına çağırdı.[265]

Hz. Ömer:

"Yâ Rasûlalları! Ben hayatım hakkında Kureyş müşriklerinden korkarım.

Mekke´de, Adiyy b. Ka´b oğullarından olup beni koruyabilecek hiç kimsem yoktur.

Kureyş müşrikleri ise, benim kendilerine ne kadar düşman olduğumu,[266] ne kadar kat ve sert davrandığımı bilirler.[267]

Bununla beraber, yâ Rasûlallah! Muhakkak benim gitmemi istiyorsan, onların yanlarına gideyim" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam hiçbir şey söylemedi, sustu.

Hz. Ömer:

"Bu işe, elçiliğe, Mekke´de benden daha sayılır, Mekkeliler yanında benden daha nüfuzlu, orada ailesi ve koruyucusu benden daha çok olan[268] bir kimseyi sana gösterebilirim ki; Osman b. Affan´dır!" dedi.

Hz. Ömer´in böyle mazeretini arz ve elçiliğe Hz. Osman´ı tavsiye etmesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Osman´ı yanına çağırttı, Ebu Süfyan´a ve Kureyş eşrafına elçi olarak onu gönderdi.

Gönderirken de:

"Kureyşîlere git! Onlara haber ver ki; biz buraya hiç kimse ile çarpışmak için gelmedik!

Biz ancak şu Beytullah´ı ziyaret ve onun Haremliğine riayet ve tazim edici olarak gelmiş bulunuy­oruz.[269]

Yanımızdaki kurbanlık develeri kesecek ve döneceğiz![270]

Sonra, onları İslâmiyete de davet et!" buyurdu.

Mekke´deki erkek kadın mü´minlerie görüşmesini, Mekke´nin yakında fethedileceğini kendilerine müjdelemesini, Yüce Allah´ın dinine yardımcı olduğunu, Mekke´de imanın gizlenmeyip açığa vurulacağı günün yakın olduğunu haber vermesini de emir buyurdu.[271]

Hz. Osman kalkıp Beldah´a kadar gitti. Kureyş müşriklerini orada buldu.

Kureyş müşrikleri, ona:

"Sen nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun?" diye sordular.

Hz. Osman:

"Resûlullah Aleyhisselam beni size gönderdi. Sizi Allah´a ve İslâmiyete davet ediyor.

Hepiniz İslâm dinine


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.