Kullanıcı girişi

İsmail Çolak


warning: Creating default object from empty value in /home/tarih/domains/tarihsayfasi.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Tarih, geçmişte kalmış anlamsız hâdiseler yığını mıdır; yoksa bugünü ve yarını inşâ edip zirveleri yakalamayı sağlayan potansiyel bir güç kaynağı mıdır? Mâziye, kendimizi avutup eğlendirecek efsunkâr hikâye ve masallar mecmuası olarak mı bakmalıyız; yoksa ayaklarımızı yere sağlam basıp istikbâlin doruklarına kanat çırpmamızı temin edecek ikmâl kaynağı olarak değerlendirip, keşfedilmeyi bekleyen bereketli bir saha şeklinde mi görmeliyiz?

Kuşkusuz, tarih, geçmiş kuşaklardan mîras kalmış; mutlu ve aydınlık bir yarını kurmada işe yarayacak emsâlsiz bir tecrübeler hazînesi, moral değerler menbağı ve kudret kaynağıdır.

Mâzinin Gücü ve Tarihle Barışmak

Will Durant, tarihin bahsettiğimiz değeri ve özelliği hakkında şu isâbetli tespitleri yapmaktadır: "Tarih, her şeyden önce bir mîrasın işlenmiş şeklidir. Gelişmişlik ise bu mîrâsı muhafaza etme, geliştirme, istifâde etme ve sonra daha zengin bir şekilde gelecek nesle bırakmadır.

Osmanlı’nın, ilmî ve teknolojik gelişiminin durmasında; bu sahadaki gelişmeleri takipte Batıdan geri kalmasının müessir olduğu kısmen doğru olmakla birlikte, büsbütün de gerçeği yansıtmamaktadır. Zirâ, Osmanlı’nın son devirlerinde bile, gücü yettiği nispette Batıdaki ilmî ve teknolojik icat ve keşifleri izlediği bir tarafa; hatta öncülük dâhi ettiğini gösteren hâdiselere şâhit olmaktayız. Bu mevzûda henüz sağlıklı bir yaklaşım sergilediğimiz söylenemez. Bunun en tipik misâllerinden biri de, “Osmanlı’ya matbaanın girişi” meselesidir. Batı karşısında topyekün geri kalışımızın en esaslı gerekçesi olarak hep “matbaanın Osmanlı’ya geç geldiği” tezi öne sürülmüştür.

Tarih ilmi her ne kadar mâziyle ilgilense de asıl maksadı geleceğe ışık tutmaya ve yön vermeye mâtuftur. İnsanlığın varlık ve bekâsının en muhkem istinad direklerinden birisini de daima tarih teşkil etmiştir. Tarihte büyük devletler ve medeniyetler kurmuş milletlerin en mümeyyiz vasıflarının başında hep tecrübeler hazinesi tarihten faydalanmaları gelmiştir. Zira, geçmişteki bütün toplum, devlet ve medeniyetlerin yükseliş ve çöküşlerinin sırrı tarih havzasında toplanmıştır. Burada tarihin yaşanılmış tecrübelerden ders alarak hâl ve müstakbeli doğru bir istikâmete oturtma noktasında kılavuzluk fonksiyonu ortaya çıkmaktadır. Tarih felsefesinin gayesi de zaten yaşadığımız ânı geçmişin ışığında anlamak ve anlamlandırmak değil midir?

İNSANLIĞIN KUTUP YILDIZI

Tarih, tıpkı bir kutup yıldızı gibi çağlar boyunca hep o muâllâ mevkiini korumuş, insanlık için en sağlam, en gür ve en isabetli kaynakların mütemadiyen önünde yer almıştır.

Tarih bizim için ne anlam ifade ediyor? Ferd ve toplum hayatımızda tarih, hakettiği yeri aldı mı?

Tarihi algılama, yorumlama ve değerlendirmede sağlıklı bir bakış açısına ulaşabildik mi?

Eşya ve hâdiselere yaklaşımda, bugünü ve yarını planlamada, tarih ve tarih mantığı zihin dünyamızda ağırlıklı bir mevkîye erişti mi?

Kısacası, tarihi iyi okuyor muyuz?

Bu yazımızda, daha da çoğaltabileceğimiz mezkûr sorulara doğru cevaplar aramaya, tutarlı teşhis ve tahliller getirmeye gayret edeceğiz.

Tarihle Aramızdaki Dertler

İçerik yayınları