Kullanıcı girişi

Adem Aleyhisselâm


Âdem Aleyhisselâm´ın Yaratılışı:

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı yaratmak istediği zaman[1], yere: "Ben, sen­den bir halk yaratacağım ki, onlardan, bana itaat edenler de olacak, onlardan, bana isyan edenler de olacaktır.

Onlardan, bana itaat eden kimseyi, Cennet´e koyacağım.

Bana isyan eden kimseyi ise, Cehennem´e sokacağım!" diye Vahy etti. Sonra da[2], Cebrail Aleyhisselâmı, yerden[3], bir avuç toprak[4], çamur getirmesi için, gönderdi.

Yer, Cebrail Aleyhisselâma:

"Ben, senin, benden bir şey eksiltmenden, beni, yaramaz hale getirmenden, Allah´a sığınırım![5]

Ben, senin, beni eksiltmeni, istemiyorum!

Çünki, Allah, benden bir halk yaratacak

, bu halk ta, Allah´a âsi olacak.

Allah, onlardan dolayı, beni, bir ceza ile cezalandırır!" dedi.[6]

Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm, ondan, bir şey almaksızın[7] geri döndü.

"Yâ Rabb! Yer, sana sığınınca, onu, sığındırdım.[8]

Onun üzerinde durmayı, kendisini zorlamayı uygun görmedim." dedi.[9]

Yüce Allah, bundan sonra, Mikâil Aleyhisselâmı gönderdi.[10]

Yer, Ona da, Cebrail Aleyhisselâma söylediği gibi söyledi.[11]

Onun yapacağı şeyden dolayı da, Allah´a sığındı.

Mikâil Aleyhisselâm da, onu, sığındırdı.[12]

Yer, böyle, kendisinden bir şey alınmasından. Allah´a sığınınca[13], Mikâil Aley­hisselâm. ondan bir şey almaksızın[14] dönüp Yüce Allah´a, Cebrail Aleyhisselâ-mın söylediği gibi söyledi. Bunun üzerine. Yüce Allan, yere, Ölüm Meleğini gönderdi.[15]

Yer. yine. kendisinden alacağı şeyden dolayı[16], Allah´a sığınınca[17], ölüm me­leği: "Ben de. Allah´ın emrini, yerine getirmemiş olarak dönmemden Allah´a sı­ğınırım!" dedi.[18]

Yer yüzünden alacağını aldı ve tek yerden almadı.[19] Kırmızı, beyaz ve siyah topraktan aldı.[20] ve karıştırdı.[21] Böyle, yer yüzünden alınan topraktan yaratılmış olduğu için, Âdem Aleyhisse­lâma "Âdem" ismi verilmiştir.[22]

Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmı, yaratmağa başladığı zaman, Melekler[23]: "Allah[24], Yüce Rabb´ımız, varsın, istediğini yaratırsın.[25]

Allah, bizden daha bilgili ve kendisi katında bizden daha şerefli bir halk ya­ratmaz![26]

Biz muhakkak, o yaratılacak olandan daha bilgili ve ondan, daha şerefliyizdir!" diyerek[27], aralarında gizlice konuştular.[28]

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın bedenini Cennet´te yaratarak onu, dilediği kadar, kendi halinde bıraktığı sırada, İblis, onun çevresinde dolaşmağa başlayıp çinin boş ve kendisine mâlik olamayacak bir biçimde yaratılmış olduğunu gördü ve anladı da[29] "Ben, bunu kolayca yenebilir, ona, üstün gelebilirim!" dedi.[30]

Melekler, Âdem Aleyhisselâmın, Cennette yerde duran ruhsuz cesedini gör­dükleri zaman korktular.

Onların arasında en çok korkan da, İblis (Şeytan) idi.

iblis, cesedin yanından geçtikçe "Sen, muhakkak, büyük bir iş için yaratılmış-sındır!" derdi.[31]´Ayağıyla, ona vurur ve vurdukça da, cesed, testi gibi ses çı­karırdı.

"Her halde, sen, böyle testi gibi seslenmek için değilsin! Muhakkak yaratıldı­ğın şey içinsin![32] Eğer ben senin üzerine musallat kılınacak, sataştırılacak olur­sam, muhakkak seni, helak edeceğim!

Eğer, sen, benim üzerime musallat kılınacak olursan, sana isyan edeceğim!"

derdi.[33]

İblis, Meleklere de; "Bu, size üstün tutulacak olursa, siz ne yaparsınız?" diye sordu.

Melekler "Biz, Rabb´ımıza itaat ederiz!" dediler.

İblis ise, içinden "Vallahi, bu, bana üstün tutulacak olursa, ona, isyan edece­ğim!" dedi.[34]

Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma, Ruh üfürdüğü zaman, Ruh, Onun cesedi­nin baş tarafından girdi ve cesedin her yerinde eseri ve kan, meydana geldi.

Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, Melekler, Âdem Aleyhisselâma: "Elhamdü lil-iâh (Hamd olsun Allah´a!) de" dediler.

Adem Aleyhisselâm da "Elhamdü lillâh!" dedi.[35]

Başka rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, hamd etmesini, Ona, Yü­ce Allah ilham etti.[36]

Âdem Aleyhisselâm da, Rabb´ına hamd etti.[37] "Elhamdü lillâhi Rabb´il´âle-?nîn = Rabb´ül´âlemîn olan Allah´a hamd olsun" dedi.[38]

Yüce Allah da "Rabb´ın, sana rahmet etsin!" buyurdu.[39]

Yüce Allah;

"Ey Âdem! Ben, kim´im?" diye sordu.

Âdem Aleyhisselâm:

"Sen, senden başka ilâh bulunmayan Allansın!" dedi.

Yüce Allah:

"Doğruyu söyledin!" buyurdu.[40]

Âdem Aleyhisselâmın Yaratıldığı Ve Cennet´e Konulduğu Gün:

Âdem Aleyhisselâmın yaratıldığı[41] ve Cennet´e konulduğu[42] gün, Cuma gü­nü idi.[43]

Meleklerin Âdem Aleyhisselâma Secde Ve İblisin İmtina Edişi:

Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma secde etmelerini Meleklere emr etti.

Meleklerin hepsi, hemen secdeye kapandılar.

İblis ise, secde etmeğe yanaşmadı.

Kendisinin nefsi, ona, kibir ve gurur telkin etti de, büyüklenmek istedi:

"Ben, ona secde etmem! Ben, ondan daha hayırlıyım!

Yaşça, ondan daha büyüğüm.

Yaratılışça da, ondan daha güçlüyüm!

Beni ateşten, onu ise, çamurdan yarattı!" dedi.

Ateş, topraktan daha güçlüdür! demek istedi. [44]

"Ben, yer yüzünde Halifelik vazifesinde çalıştırılmıştım.

Ben, kanadlıyım! Nur göğüslüktü ve keramet taclıyımdır!

Ben, senin yerinde ve göğünde Sana, ibâdet etmişimdir" dedi. [45]

İblis´in Aslı, İyi Ve Kötü Tutumu:

İblis; Cin aslındandı. [46]

Semada, Melekler yanında, Allah´a, öyle ibâdete koyulmuştu ki, kullarından, hiç bir kimse, Allah´a, onun gibi ibâdet edememişti.

Kendisinin, Âdem Aleyhisselâmın yaratılışına kadar böylece ibadet etmekten ayrılmamış olması[47], içinde taşıdığı kibir, gurur, azgınlık ve kıskançlık duygula­rını silemedi. [48]

Yüce Allah´ın, Âdem Aleyhisselâma, sulbünden getireceği Nebîler, Resuller seöebile bahş ettiği şerefi kıskandı da[49], Âdem Aleyhisselâmın balçıktan, ken­esinin ateşten yaratıldığına bakıp "Ben, ondan hayırlıyım ! [50], ben bir çamur ola--ak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç? [51] diyerek kâfirliğini açığa vurdu.

Yüce Allah´ın emrini dinlemedi. [52] Âdem Aleyhisselâma secde etmedi.

Yüce Allah da, onu, isyanının cezası olarak, her hayrdan ümid kesmiş, taşlan- bir Şeytan yaptı! [53]

Âdem Aleyhisselâmın Bilgi Ve Kerametçe Meleklere Üstünlüğünün Gösterilişi:

Yüce Allah; Melekleri, Âdem Aleyhisselâma secde ettirdikten sonra, Ona, her şeyin, hattâ, zürriyetinden geleceklerin isimlerine varıncaya kadar, bütün yara-iPdarın -Meleklerin bile- isimlerini birer birer öğretti.

Onları, Meleklere sorup bu husustaki aczlerini, kendilerine itiraf etttrdikten son--3. Âdem Aleyhisselâma emr etti, onları Meleklere, birer birer haber verdirdi.´[54]

Âdem Aleyhisselâmın, bilgice ve kerametçe, Meleklere üstünlüğü, böylece gös-snlmiş ve anlatılmış, kendileri de bu hususta açıkladıkları, gizledikleri sözlerinden dolayı tevbeye sevk edilmiş oldu.[55]

İnsanlık Tarihinde İlk Selamlaşma:

Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:

Haydi, şu Melekler cemâatinin yanına git te, onlara[56] (Esselâmü aleyküm!) derek[57] selâm ver![58]

Senin selamını, onların, nasıl karşılayacaklarına[59], bak![60] Söylediklerine iyi-3e Kulak ver![61]

Çünkü, o, hem senin, hem de, senin zürriyetinin selâmlaşmasıdır!"

=*.yurdu.[62]

Âdem Aleyhisselâm, gidip Meleklere: Esselâmü aleyküm!" dedi. Melekler de: Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh"[63]

Yahut:

"Ve aleykesselâmü ve rahmetullâh!" dediler.[64] Selâmlarına, "Rahmetullâh" sözlerini eklediler.[65]

Hazret-i Havva´nın Yaratılışı:

Âdem Aleyhisselâm, Cennet´te[66] oturup konuşacak bir kimse[67] ve kendisi ile sükûnet bulacağı bir zevce[68] bulunmaksızın tek başına gezip dolaştığı sırada[69], Yüce Allah, ona, bir uyku verdi. [70]Uyudu[71].

Yüce Allah, ona bir elem duyurmadan, sol eğe kemiklerinden birini alıp yerine et doldurdu[72]´

Âdem Aleyhisselâm, daha uykudan uyanmadan, Hz. Havva´yı, ondan yarattı. [73]

Âdem Aleyhisselâm, uyanınca[74], başucunda bir kadının oturduğunu gördü. [75]

"Bir kadın ha!?" dedi,´[76] ve ona:

"Sen, Nesin?´[77], Sen, kimsin?" diye sordu.

Hz. Havva:

"Bir Kadın!" dedi.

Âdem Aleyhisselâm:

"Sen, ne için yaratıldın?" diye sordu.

Hz. Havva:

"Sen, benimle sükûnet bulasın diye yaratıldım!" dedi. [78]

Melekler, Âdem Aleyhisselâmın bilgisinin nerelere kadar ulaşabildiğini anlamak, ilmini sınamak için[79] hz.Havva hakkında ona:

"Bu, nedir?" diye sordular.

Âdem Aleyhisselâm:

"Bir kadın!" dedi.[80]

Melekler:

"Onun ismi nedir?" diye sordular.

Âdem Aleyhisselâm:

"Havva´dır" dedi. [81]

Melekler:

"doğru söyledin!" dediler. [82]

Ona, ne için Havva ismi verildi?" diye sordular.

Âdem Aleyhisselâm:

"Kendisi, canlı bir şeyden yaratıldığı için!" dedi. [83]

İbn. Abbas´a göre: Hz. Havva´ya, her canlının anası olduğu için, Havva ismi verilmiştir.´[84] Melekler:

"O, ne için yaratıldı?" diye sordular.

Âdem Aleyhisselâm:

"O, benimle sükûnet bulsun, ben de, onunla sükûnet bulayım diye!" dedi. [85]

Yüce Allah, böylece, Hz.Havva´yı, Âdem Aleyhisselâma eş yaptı. [86]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, bir Hadîs-i şeriflerinde: "Kadın, ka-rurga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri de, üst kısmıdır. Onu, doğ­rultmağa kalkarsan, kırarsın! Hali üzere bırakırsan, eğrilikte devam eder.

Kadınlar hakkında, biribirinize hayr tavsiye ediniz!" buyurmuştur.[87]

İlk Eşlerin Mutlu Cennet Yaşantıları Ve İblisin Onları Cennetten Uzaklaştırma Tuzağına Düşürüşü: Başa Dön

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´nın Cennet´te yaşamalarına ve ora­da -yaklaşmalarını yasakladığı bir tek ağaç dışında- Cennet meyvalarının hepsin­den ve Cennet´in her nimetinden bol bol yararlanmalarına müsâade etti.[88]

Ayrıca; İblis´in de, kendilerine düşman olduğunu açıklayıp: "O, sakın sizi, Cennetten çıkarmasın!" buyurarak uyardı. [89]

Âdem Aleyhisselâm ile Hz.Havva´ya, Cennet´teki belli bir ağaçtan yararlanma­larının yasaklanması ise, kendileri için, bir imtihan olup bu da, hem kendileri, hem zürriyetleri hakkında, yerine getirilecek İlâhî hükmün bir gereği idi. [90]

İblis; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´yı, tuzağa düşürme işine, önce Ağıt´la başladı. [91]

Öyle bir ağıt ağladı ki, onları hüzün içinde bıraktı.

Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva, İblis´in ağıtını işittikleri zaman[92], ona:

"Sen ne için ağlıyorsun?" diye sordular. [93]

İblis:

"Sizin, öleceğinize ve içinde bulunduğunuz şu nimet ve ikramlardan[94]´ ayrı­lacağınıza ağlıyorum!" dedi. [95]

İblis´in bu sözü, onların kalbine tasa düşürdü. Bundan sonra, İblis, onların yanına tekrar geldi. [96]

Kendilerinin iyiliklerini istediğine yemin edip onları, aldattı. Yasak ağacın mey-vasından yedirerek edep yerlerinin açılmasına, Cennetten çıkarılmalarına sebep oldu. [97]

Âdem Aleyhisselâm, kendilerine yasaklanan ağaçtan yemekten kaçınmış, Hz.Havva ise, hemen varıp ondan yemiş, sonra da "Ey Âdem! Sen de ye! Ben, yedim, bana, zarar vermedi." demişti.[98]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm :

"Havva olmasaydı, kadın, hiçbir zaman kocasına karşı emniyete aykırı davranışta bulunmaz, onu, aldatmazdı![99] Hadis-i şe­rifleri ile, belki, de bu hâdiseye işaret buyurmuşlardır.

Âdem Aleyhisselâm, daha önce, avret mahallini, hiç görmemişti.[100]

Cennet´te avret mahalli açılınca, kaçmağa başladı.[101]

Kaçarken, bir ağaca takılıp kaldı.[102]

Ağaca:

"Sal beni!" dedi.

Ağaç:

"Ben, seni salıcı değilim!" dedi.[103]

O sırada, Rabb´ı:

"Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun!?" diye seslendi.[104]

Âdem Aleyhisselâm:

"Hayır! Kaçmıyorum yâ Rabb![105] fakat senden utanıyorum!" dedi.[106]

Cennetten Yeryüzüne İndiriliş:

Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:

"Sana, Cennet´ten bol bol ihsanda bulunduğum ve oradan, istediğin gibi, ya­rarlanmanı helâl kıldığım nimetler yetmedi mi ki, sana, haram kılmış olduğum şey­den tattın?!" buyurdu.

Âdem Aleyhisselâm:

"Evet! Yâ Rabb! Öyle oldu. fakat, senin izzet sıfatına yemin ederim ki: ben, bir kimsenin, yalan yere, senin ismine yemin edebileceğini sanmıyordum." dedi.

Şeytan´ın, kendilerine ettiği yeminine aldanmış olduklarını söylemek istedi. Yüce Allah:

"İzzet sıfatıma yemin ederim ki: Ben, seni muhakkak yere indireceğim! Orada geçimini, ancak zahmet ve meşakkatle sağlayacaksın!" buyurdu.

Halbuki, onlar, Cennet´te, istedikleri yerden, istedikleri gibi yiyip içerlerken, is­tedikleri gibi yeyip içemeyecekleri yere indirildiler.[107]

Âdem Aleyhisselâm; Cennet´ten, Cuma günü çıkarılıp yer yüzüne indirildi.[108]

Âdem Aleyhisselâm: Hindistana (Hâkim-Müstedrek c.2, s.542), Hindistan´da Nevz veya Bevz dağına´[109] Hz.Havva´da, Cidde´ye indirilmiştir.[110]

Âdem Aleyhisselâmın indirildiği dağın, Hindistan´ın Serendip ceziresinde bu­lunduğu[111]´ ve onun, Bevz (Nevz) dağı olduğu da, açıklanır.´[112]

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı, cennetten çıkardığı zaman, ona her şeyi yapma sanatını da öğretti.[113]

Âdem Aleyhisselâma örs, çekiç, kerpetin ve külünk gibi bazı âletlerle[114], kızıl tüylü bir öküz de verildi.[115]

Âdem Aleyhisselâm, çiftçi oldu.[116]

Ekin ekmesi, kendisine emr edildi.

Âdem Aleyhisselâm, yeri, alnının terini sile sile sürdü.

Sonra, ekini ekti,

Sonra, onu suladı.

Biçme zamanı gelince, onu biçti.

Sonra, onları düvenle sürdü.

Sonra, rüzgârda savurup taneleri, samanından ayırdı.

Sonra, taneleri öğütüp un yaptı.

Sonra, onu, yoğurup hamur, hamuru da pişirip ekmek yaptı.

Bu ekmeği, Allah´ın, erişmesini dilediği zaman erişmedikçe, yeyip yuta­madı.[117]

Âdem Aleyhisselâma, demircilik sanatı da öğretildi.[118]

Âdem Aleyhisselâmın, demirden ilk yapıp kullandığı şey, bıçak oldu.[119]

Âdem Aleyhisselâmın Üç Şeyden Seçtiği Birisi İle Üçüne Birden Sahip Oluşu:

Cerail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâm´ın yanına gelip:

"Ben, sana, üç şey getirdim. Birisini seç al!" dedi.

Âdem Aleyhisselâm:

"Ey Cebrail! Nedir onlar?" diye sordu.

Cebrail Aleyhisselâm:

"Akıl, Haya, Din!" dedi.

Âdem Aleyhisselâm:

"Akl´ı seçtim!" dedi.

Cebrail Aleyhisselâm; Haya ile Din´e:

"Akl´ı, size tercih edip seçti. Siz, dönüp gidiniz!" dedi.

Onlar:

Biz, her nerede olursa olsun, akıl ile birlikte bulunmakla emr olunduk!" dedi­ler, akl´ın yanından ayrılmadılar.[120]

Âdem Aleyhisselâmın Cennette Kalış Süresi:

Âdem Aleyhisselâm; Cennet´te, ikindi ile güneşin batışı arasındaki zaman Kadar[121] kalmıştı ki, bu süre, dünya günlerinden 130 yıla eşitti.[122]

Tevbe Ve Âdem Aleyhisselâmın Tevbe Edişi:

Günahlardan dönmek´[123], günah işlemeyi, her bakımdan bırakmak demek aan tevbe[124] ; Şeriat dilinde: yerilen işleri, işlemekten, övülen işleri işlemeye aönmek demektir.[125]

Âdem Aleyhisselâm, tevbe için, Yüce Rabb´ından, bazı kelimeler telakki et­ti.[126]

Nasıl tevbe edeceği, kendisine ilham olundu.[127] Bunun üzerine, kendisi ve zevcesi: "Ey Rabb´imiz! Biz, kendimize zulm ettik!

Eğer, Sen, bizi, yarlıgamaz, bağışlamaz, esirgemezsen, biz, muhakkak maddi, mânevi en büyük) zarara uğrayanlardan olacağız!" diyerek yalvardılar.[128]

Rivayet olunduğuna göre: Âdem Aleyhisselâm; Yüce Allah´a: ?Yâ Rabb! Beni, Sen, Kendi Kudret Elinle, yaratmadın mı?" dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.

Âdem Aleyhisselâm: "Yâ Rabb! Sen, bana, Ruh´undan üfürmedin mi?" dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.

Âdem Aleyhisselâm: "Sen, beni, Cennetine, yerleştirmedin mi?" dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.

Âdem Aleyhisselâm: "Yâ Rabb! Senin Rahmetin, gazabını, geçmiş değil iri1´-dedi.

Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.

Âdem Aleyhisselâm: "Eğer, ben, tevbe eder ve halimi düzeltirsem, Sen, beni, «ne Cennetine döndürür müsün?" dedi.

Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.[129]

Âdem Aleyhisselâm, tevbe etmeye başladı:

´Allâhım! Sen´den başka ilâh yoktur!

Ben, Seni, hamdinle teşbih ederim.

Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim! Sen, beni, bağışla.

Sen, suç bağışlayanların en hayırlısısın!

Allah´ım! Sen´den başka ilâh yoktur!

Biz, Seni, teşbih ve Sana, hamd ederiz!

Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim. Sen, bana merhamet et!

Muhakkak ki, Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın!

Yâ Rabb! Senden başka ilâh yoktur!

Seni, teşbih ve Sana, hamd ederim!

Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim.

Bana, tevbeyi nasip et!

Muhakkak ki, Sen, tevbeyi, çok kabul eden ve çok esirgeyensin!"´[130]

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın hatasını kasıtlı olmayıp kendisine önceden yapılmış bulunan uyarıyı unutmuş olmasından ileri geldiğini bildiği[131]´ ve Kendisi de, Mü´minlerce Rahmeti umulan Gafur, Rahîm[132] ve Tevvâb Mevlâ olduğu için, onların tevbesini kabul buyurdu.[133]

İslamiyette Tevbe Ve İstiğfarın Önemi:

Islamiyette, tevbe ve istiğfara büyük önem verilmiş, Kufân-ı Kerîm´de:

"...Ey Mü´minler! Hepiniz. Allah´a, tevbe ediniz ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız![134]

"Her kim, bir kötülük yapar, yahut, nefsine zulm eder de, sonra, Allah´tan mağfiret (yarlıganmak, bağışlanmak) dilerse, o, Allah´ı, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyici bulur.[135]

"...Ben, tevbeyi, en çok kabul eden´im! ve en çok esirgeyen´im![136] "...Allah, çok tevbe edenleri de, sever, çok temizlenenleri de, sever.[137]

"Tevbe ve iman edip iyi amellerde bulunanlar (var ya) işte, Allah, onların kötülüklerini, iyiliklere çevirir!

Allah, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir!

Kim, (günahlardan) tevbe (ve rûcu´) eder, güzel amellerde bulunursa, muhakkak ki, o, Allah´a -tevbesi makbul ve Allah´ın rızasına erişmiş olarak-döne/[138] buyrulmuştur.

Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da, Hadîs-i şeriflerinde:

"Ey insanlar! Allah´a, tevbe ediniz! Ben de, Ona, günde yüz kerre tevbe ederim![139]

"Vallahi, Allah, kulunun tevbesine, sizden birinizin, çölde yiten hayvanını /de­vesini) buluverince, duyduğu sevincinden daha çok sevinir (hoşnud olur). ´´[140]

"Şüphesiz ki, Yüce Allah, gündüzün günah işleyenin, tevbesini kabul buyur­mak için, geceleyin elini, açar;

"Geceleyin günah işleyenin, tevbesini kabul buyurmak için de, gündüzün, elini açar!

Bu, tâ güneş, battığı yerden doğuncaya kadar devam ecfe/[141]

"Cennet´in sekiz kapısı olup yedisi, kapalı, birisi ise,güneş, batıdan doğun­caya kadar, kulların tevbeleri için, açıktır!´[142]

"Yüce Allah; kulların tevbe edip tevbelerinin kabul olunması için, batı (sema­sında), eni: bir yanından, o bir yanına yetmiş yılda gidilebilecek genişlikte bir kapı yaratmıştır ki, o kapı, güneş, oradan doğuncaya kadar kapanmayacak­tır.[143]

"Her kim, güneş, battığı yerden doğmadan önce, tevbe ederse, Yüce Allah, onun tevbesini, kabul buyurur.[144]

"Kul, günahlarından tevbe edince, Yüce Allah, onun günahlarını (yazan) Hafaza Meleklerine, günahları işlediği azalarına, günahları işlediği yerlere unut­turur!

Kıyamet gününde, o, günahları üzerine aleyhinde şahidlik edecek hiç bir kimse ve hiçbirşey bulunmaksızın, Yüce Allah´ın huzuruna çıkar![145]

"Günahlarından tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş kimse gibidir" buyur­muşlardır.[146]

Âdem Aleyhisselâmın Kabe´yi Bina Ve Tavaf Edişi:

Âdem Aleyhisselâmın, uğradığı ağır ibtilâdan dolayı ağlamasının şiddetlenme­si ve Meleklerin de, onun ağlamasından ağlaşmaları ve tasasından tasalanmala­rı üzerine[147], Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:

"Arş´ımın alt hizasında benim bir Harem´im (Yasak bölgem) vardır.[148] Sen, hemen git te, orada, benim içinv bir Beyt (Mâbed) yap!

Meleklerimin, Arş´ımı tavaf ettiklerini gördüğün gibi, sen de, orayı, tavaf et![149] Ve beni, zikr et![150]

Orada, senin duanı ve tâatımda bulunan çocuklarının dualarını kabul edece­ğim!" diye Vahy[151] ve Mekke´ye gitmesini, ona, emr buyurdu.[152]

Âdem Aleyhisselâm:

"Ey Rabb´ım! Bu, benim için nasıl mümkün olur?

Ben, buna, ne güc yetirebilirim, ne de, oraya varmağa yol bulabilirim?" dedi.

Yüce Allah´ın gönderdiği bir Melek r), kılavuz olup onu, Mekke´ye doğru gö­türdü.[153]

Giderken, yerler, uçsuz bucaksız çöller ve ovalar, onun için, dürüldü.

Geçeceği her yer: çöl, çukurlar, ister su, ister deniz çukurları olsun, onun için, dürülüp bir adımda atlanır, geçilir oldu.[154]

Mekke´ye varıncaya kadar[155], arzdan her nereye ayak bastı[156], her nere­de konakladı ise[157] orası, bir mâmûre[158], bereketli bir yer[159] oldu.[160]

Bir adımda geçtiği her yer ise, boş bir yer oldu.

Âdem Aleyhisselâm, yolda, ne zaman, bir bahçeye rastlayıp bahçenin yeri ho­şuna gitse, Melek´e:

"Bizi, şuraya kondursan?" demekte,

Melek te:

"Senin konacağın yerin var!" diye cevap vermekte idi.[161]

Nihayet, Mekke´ye gelip eriştiler.[162]

Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, yerin dibindeki berk ve sabit kesimine kadar daldırıp Kabe´nin temelini açtı.

Melekler de, otuz kişinin kaldıramayacağı kadar ağır kayaları, temellere bırak­tılar.[163]

Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi, beş dağdan:

1) Tûr-i Seynâ,

2) Tûr-i Zeytun (Zeyta),

3) Lübnan,

4) Cûdî,

5) Hıra

dağlarından getirilen taşlarla yaptı.[164]

Kabe´nin, yer yüzüne çıkıncaya kadar[165] temellerini[166] Hıra dağından geti­rilen taşlarla yaptı.[167]

Kabe´nin yapısı işinden boşalınca, Âdem Aleyhisselâmı, Cebrail Aleyhisselâm, Arafat´a götürdü.

Halkın, bu gün yapmakta oldukları Hacc amellerinin hepsini, ona gösterdi.[168]

Âdem Aleyhisselâm, Hz. Havva´yı, arıyor[169], Hz. Havva da, Âdem Aleyhis-selâm´ı arıyordu.[170]

Nihayet, Arafat´ta buluştular, orada, birbirlerini görüp tanıdılar.

Müzdelife´de birleştiler ve bundan dolayı, oralara Arafat, Cemi´ ve Müzdelife isimleri verildi.[171]

Cebrail Aleyhisselâmın, İbrahim Aleyhisselâma, Hacc amellerini birer birer gös­terip "Öğrendin mi?" diye tekrar tekrar sorarak onun da "Evet!" dediği ve bu­nun için Arafat´a, Arafat denildiği de, rivayet edilir.[172]

Cebrail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâmı, Mekke´ye getirdi.

Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf etti.[173]

Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf ettiği sırada[174] veya Me´ze

meyn´de Meleklerle karşılaştı[175] Melekler, Âdem Aleyhisselâmın Haccını tebrik ettiler ve: "Biz, bu Beyt´i, senden iki bin yıl önce tavaf ve Hacc etmişizdir." dediler.[176] Âdem Aleyhisselâm, onlara: "Siz, tavaf ederken, ne derdiniz?" diye sordu. Melekler:

(Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhu vallâhu ekber) derdik." dediler. Âdem Aleyhisselâm, buna (velâ havle velâ kuvvete illâ billâh) cümlesini ekledi. Bunun üzerine, Melekler, tavafda, bu cümleyi ekleyerek okumaya başladılar. Âdem Aleyhisselâm, Hacc amellerini yerine getirdiği zaman: "Ey Rabb´ım! Her amel sahibi için bir ecir olur!?" dedi. Yüce Allah:

"Ey Âdem! Senin de, vardır. Ben, seni, afv etmiş, yarlıgamışımdır.

Senin zürriyetine gelince, onlardan, bu Beyt´e günahı ile gelen kimsenin de, günahını afv edeceğim!" buyurdu.[177]

Âdem Aleyhisselâmın tevbesi de, bir Cuma günü kabul buyrulmuştur.[178]

Âdem Aleyhisselâm, Hacc´dan sonra, Hz. Havva ile birlikte Hindistan´a dön­dü.[179]

Gecelerinde ve gündüzlerinde içinde barınmak üzre[180], bir Mağarayı, barı­nak edindiler.[181]

Âdem Aleyhisselâm; Hindistan´dan yaya olarak gelip Kabe´yi[182] kırk[183] ve­ya yetmiş kerre[184] Hacc etti.[185]

Mekke Hareminin Sınırı:

Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Şeytanın şerrinden korkmağa başlayıp Al­lah´a sığınınca, Yüce Allah, onu, Koruyucu Melekler, göndermiş ve bu Melekler, Mekke´yi, her tarafından kuşatmışlardı.

Melekler, Mekke´nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, oraları, Mekke´nin Harem Sınırı olmuştur.[186]

Kur´ân-ı Kerimin Âdem Aleyhisselâmla İlgili Açıklaması:

Âdem Aleyhisselâm hakkında Kur´an-ı kerimde şöyle buyrulur: "Muhakkak ki, İsa´nın hâli de, Allah katında Âdem´in hâli gibidir. (Allah), Onu (Ademi) topraktan yarattı. Sonra, ona: ol! dedi. O da, oluverdi."[187]

"Hanı, Rabb´ın, Meleklere: muhakkak, ben, yeryüzünde (Benim emirlerimi teb­liğ ve infaza memur) bir Halîfe yaratacağım! demişti.

Onlar (Melekler) de: Biz, Seni, hamdinle teşbih ve takdis edip dururken, orada bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?! demişlerdi.

Allâh(da): Sizin bilemeyeceğinizi, her halde, ben, bilirim! buyurmuştu.[188]

Hatırla o vakti ki, Rabb´ın, Meleklere: ben, demişti, kuru bir çamurdan, sûretlen-miş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!

O halde, ben, onun yaratılışını bitirdiğim, ona, Ruhumdan üfürdüğüm zaman, siz, hemen ona secdeye[189] kapanınız![190]

Hanı, Meleklere: Âdeme, secde ediniz! demiştik te, İblis´den başkası, hemen secde etmişlerdi.[191]

Fakat, İblis, bu secde edenlerle beraber olmaktan kaçınarak[192] dayattı.[193]´ Kibirlenmek istedi. (Zâten de) o, kâfirlerdendi.[194]

...Çin´den olduğu için, Rabb´ının emrinden dışarı çıkmıştı.....[195]

(Allah): Ey İblis! Sen, ne diye secde edenlerle beraber olmadın?![196] İki Elimle varattığıma, secde etmenden seni hangi şey men etti? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa, yücelerden mi oldun?[197]´ Sana emr ettiğim zaman, ona, secde etmemeni gerektiren, seni, secde etmek­ten men eden sebep ne idi? diye sordu.[198]

(İblis): Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yarattığın beşer için secde edeyim diye (var) olmadım![199]

Ben, ondan (Âdemden) hayırlıyım.

Çünki, beni, ateşten yarattın, onu ise, çamurdan yarattın[200]

....Ben, bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç?[201]

Benden şerefli kıldığın bu (Âdem) de, kim oluyormuş? Haber ver bana?" dedi.[202]

(Allah): Hemen in oradan!

Artık, senin orada kibirlenmen, kafa tutman, sana yaraşmaz![203]

Hemen çık git buradan![204]

Çünki, sen, artık koğulmuşsundur[205]

Çünki, artık, sen, taşlanan (İlâhî Rahmetten kovulan bir mel´un)sun.[206]

Hiç şüphesiz, Ceza gününe kadar[207]´ lânei[208], lânetim[209], senin üstünde, te­pendedir! Buyurdu.[210]

(İblis): Ey Rabb´ım[211] Öyle ise, bana[212] (İnsanların tekrar diriltilecekler![213] kabirlerinden kalkacaklar![214], dirilip kaldırılacaklar![215]´ güne kadar bana möhlet ver! dedi.[216]

Eğer, beni, Kıyamet gününe kadar geciktirirsen, and olsun ki: onun (Âdemin) zürriyetini -birazı müstesna olmak üzre- kendime bend ederim! dedi.[217]

(Allah): Haydi, sen, malum olan (bir zamanın gününe kadar[218] möhlet verilmiş­lerden[219] geciktirilenlerdensin.[220]

Git, artık, onlardan, kim sana uyarsa, şüphesiz ki, Cehennem, hepinizin ceza-sıdrır, tas tamam bir ceza![221]

Onların içinden, gücünün yettiği kimseleri, seninle yerinden oynat! Onlara kar­şı, süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkar.

Onların mallarına, evladlarına ortak ol!

Onlara, va´d et!

Şeytan, onlara, bir aldatıştan başka ne va´d eder kif[222]

Benim gerçek kullarım (yok mu?) Senin, onlar üzerinde hiç bir hâkimiyetin yoktur.

(Onlara) Vekil olarak Rabb´ın, yeterdir!" buyurdu.[223]

(İblis): Ey Rabb´ım[224] (Mâdâm ki) sen, beni, azgınlığa mahkûm ettin.[225]

Senin, beni azdırdığın şeye (Rahmetinden tard etmene) mukabi[226] ben de, and olsun ki:[227] (onları saptırmak için) Senin doğru yolunda (pusu kurup) otu-racağım[228]

And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım).

And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım)..

Sen de, onların çoğunu, şükr edici (kimse)ler bulmayacaksın.[229]

Yine, and olsun ki: yer (yüzünjde, onlarfın mâsiyetlerini) herhalda süsleyeceğim (kendilerine hoş göstereceğim}[230]

Senin İzzetine (mutlak kudretine) and ederim ki: onların hepsini, toptan, muhak­kak, azdıracağım!

Onlardan, Ihlasa erdirilmiş kulların müstesna!" dedi.[231]

(Allah): İşte, bu, doğrudur! buyurdu, ben şu hakikati söyleyeyim: and olsun ki, ben de, senden (senin cinsinden) ve onların (insanların) içinden sana uyanların hepsi ite Cehennemi dolduracağım[232]

Benim (İhlaslı) kullarımın üzerinde senin hiç bir tehakkümün yoktur.

Meğer ki, azıp sapanlardan sana uyanlar olsun.[233]

Hiç şüphesiz, onların topuna va´d olunan yer, Cehennemdir.[234]

Onun yedi kapısı, onlardan her kapının da, (onlara) ayrılmış birer nasîbi vardır."[235]

"Hani (Allah), Âdem´e, bütün isimleri öğretmişti,

Sonra, onları, Meleklere gösterip: doğruculardan iseniz, bunları, adları ile, bana haber veriniz! buyurmuştu.[236]

Onlar (Melekler)de: Seni, tenzih ederiz. Senin, bize öğrettiğinden başka, bizim hiç bir bilgimiz yoktur.

(Her şeyi) hakkıyle bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan, şüphesiz ki, Sen´sin Sen! Demişlerdir.[237]

(Allah): Ey Âdem! Onları, adları ile kendilerine haber ver! buyurup ta, o da, onla­rı, isimlerile söyleyiverince, (Allah): size demedim mi ki, göklerin ve yerin gaybını, hiç şüphesiz, ben, bilirim?

Neyi açıklarsanız, neyi de, gizlemişseniz, ben, biliyorumdur.[238]

Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmı yarattıktan, ondan da, gönlü, kendisine yatıp ısınsın diye, zevcesini (Hz. Havva´yı) yarattıktan[239] sonra şöyle buyurdu:

"Ey Âdem! Sen, zevcenle birlikte Cennet´te yerleş de, ikiniz de ondan (Cennef-in yiyeceklerinden) dilediğiniz yerden bol bol yeyiniz!

Ancak, şu ağaca, yaklaşmayınız!

Yoksa, ikiniz de, kendilerine yazık etmişlerden olursunuz![240]

Ey Âdem! Hiç şüphesiz, bu (İblis), senin de, zevcenin de, düşmanıdır.

Bundan dolayı, o, sakın sizi Cennetten çıkarmasın!

Sonra, zahmete düşersin.[241]

Çünkü, senin acıkmaman, çıplak kalmaman, hep oradadır.[242]

Ve sen, hakikatan burada susmayacaksın. Güneş(in sıcağı altında)de de, kal­mayacaksın!" buyurdu.[243]

Nihayet, Şeytan, onu, fitledi:

Ey Âdem! Seni, Ebedîlik ağacına, zeval bulmayacak bir Devlete (ulaştırmağa) delâlet edeyim mi? dedi.[244]

Onlardan, gizli bırakılmış o çirkin yerlerini, kendilerine açıklamak (göstermek) için, ikisine de, vesvese verdi.:

Rabb´ınız, size, bu ağacı, başka bir şey için değil, ancak, iki Melek olacağınız, yahut (ölümden âzâde ve) ebedî kalıcılardan olacağınız için (yâni, böyle olmayası­nız diye) yasak etti!" dedi.[245]

Bir de, onlara: şüphesiz ki, ben, sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim!" diyerek yemin

etti.[246]

İşte, böylece, ikisini de, aldatarak (o ağaçtan yemeye) tenezzül ettirdi.

(Onlar), ağacı(n meyvasını), tattıkları anda ise, o çirkin yerleri, kendilerine açılı-verdi ve üzerlerine, Cennet yaprağından üst üste yamayıp örtmeğe başladılar.

Rabb´ları da: "Ben, size, bu ağacı, yasak etmedim mi?. Şeytan, size, muhakkak, apaçık bir düşmandır! "demedim mi?" diye nida buyurdu.

(Onlar): Ey Rabb´ımız! Kendimize yazık ettik.

Eğer, sen, bizi bağışlamaz, bizi esirgemezsen, her halde (maddî manevî en bü­yük) zarara uğrayanlardan olacağız!" dediler.[247]

Şeytan, böylece, onları(n ayağını) oradan kaydırıp içinde bulunduklarından (onun nimetlerinden) onları, çıkarıvermiş (mahrum edivermiş)ti..

Âdem, Rabbı´ndan, bazı kelimeler belleyip aldı (Ona, o kelimelerle yalvardı)

O da, onun tevbesini kabul etti.

Çünki, tevbeyi en çok kabul eden, asıl esirgeyen O´dur.[248]

En sonra, Rabb´ı, (yine) onu seçti de, tevbesini kabul etti.[249]

Ona, doğru yolu gösterdi.[250]

Ve şöyle buyurdu.[251]

Kiminiz, kiminize düşman olarak hepiniz, oradan (Cennetten) ininizi[252]

Yer yüzünde, sizin için, bir zamana kadar durak ve yararlanacak şey vardır.[253]

Orada yaşayacaksınız! Orada öleceksiniz! Yine, oradan (dirilip) çıkanla-caksınız.[254]

Artık, ne zaman, benden, size, bir hidâyet gelir de, kim bu hidâyetime uyarsa, o (dünyada) sapmaz, (Âhirette de) mutsuz olmaz.[255]

Onlara, hiç bir korku ve tehlike yoktur.

Onlar, mahzun da, olacak değillerdir.[256]

Kim de, benim bu zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı da, dar bir geçimdir ve biz, onu, Kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz!" buyurdu.[257]

Âdem Aleyhisselâmın Hz. Havva´dan Doğan Çocukları:

Âdem Aleyhisselâm, yüz yıldan sonra Hz. Havva´ya yaklaştı.[258] İlk batında Kabil ile kız kardeşi Lubud (Lübüz)[259] ikiz olarak doğdu.[260] İkinci batında Hâbil ile kız kardeşi Iklima[261] doğdu. Yüce Allah; birinci batında doğanı, ikinci batında doğanla;

İkinci batında doğanı da, birinci batında doğanla- iki batın arasındaki evlenme­de birbirine muhalefet korunmak sureti ile- evlendirmesini, Âdem Aleyhisselâma emr etti.[262]

Âdem Aleyhisselâmın; Hz.Havva´dan, her batında biri erkek, diğeri kız olarak yirmi batında ikiz kırk çocuğu doğdu.[263]

Bu batınlardan, bir erkek çocuk -kendisiyle birlikte ikiz olarak doğmuş olup ken­disine helal olmayan kız dışında- diğer batınlarda doğmuş bulunan istediği kızla evlenebilirdi.

Bu da, o zaman, Hz.Havva anadan doğan öteki kız kardeşlerden başka kadın bulunmamış olmasından ileri geliyordu.[264]

Âdem Aleyhisselâm; Hâbil´in ikiz kız kardeşiyle evlenmesini oğlu Kabil´e; Kabil´in kız kardeşiyle evlenmesini de, oğlu Hâbil´e emr etti. Hâbil; Kabil´in kız kardeşiie evlenmeğe razı oldu.

Kabil ise, Hâbil´in kız kardeşiie evlenmekten kaçındı ve kendi ikiz kız kardeşiy­le evlenmeğe özendi.[265]

Hâbil, Kabil´e başvurup kız kardeşini, kendisiyle evlendirmesini istedi.

Kabil, Hâbil´in dileğini kabul etmedi ve:

"O, benimle birlikte doğan kız kardeşimdir.

Kendisi, senin kız kardeşinden daha güzeldir.

Onunla evlenmeğe, ben, senden daha lâyık ve müstahıkkım!" dedi.[266]

Gerçekten de, Kabil´in kız kardeşi çok güzel, Hâbil´in kız kardeşi ise, arkindi.[267]

Âdem Aleyhisselâm, yüce Allah tarafından, kendisine emr olunanı, Hz. Hav­va´ya da haber verip[268]

"Kabil´e emr et: Hâbil ile doğan kızla evlensin!

Hâbile de, emr et: Kabil ile doğan kızla evlensin!" dedi.[269]

Hz.Havva, bunu, oğullarına söyledi.

Hâbil, razı oldu.

Kabil ise, kızdı.[270]

"Bu, ancak, onun (Âdem Aleyhisselâmın) re´yidir![271]

Hayır! Vallahi, Allah, bunu, hiç bir zaman emr etmez!" dedi.

Babasına da:

"Ey âdem! Bu, senin işlerindendir!" dedi.[272]

Âdem Aleyhisselâm, Kabil´e, kız kardeşini, Hâbil ile evlendirmesini emr etti.

Fakat, Kabil, kabul etmeğe yanaşmadı.[273]

Âdem Aleyhisselâm:

"O, sana helal değildir!" dedi,[274] ve kızdı:

"Gidiniz![275] ikiniz, Allah´a, birer kurban takdim ediniz![276]

Muhakeme olununuz![277]

Hanginizin kurbanı kabul olunursa, o, bununla evlenmeğe, diğerinden daha lâyık ve müstahık olur![278]

Hanginiz, onunla evlenmeğe lâyık ise, Allah, semâdan bir ateş indirir, onun kurbanını yakar!" dedi.

İkisi de, bu teklifi kabul ettiler.[279]

Hâbil, davar sahibi idi.[280]

Bir çok davarı vardı.

Kurban için, davarının süt ve kaymak gibi en nefîs gıdasını hazırladı.[281]

Kabil, çiftçi idi.[282]

Kurban için, ekininin en kötüsü olanından aldı.[283]

Kurbanlarını yaklaştırmaları, kendilerine emr olununca, davar sahibi, davarı­nın en değerlisini, semizini ve güzelini, gönlünden koparak[284]; çiftçi olan ise, pek çok buğday başağı bulunduğu halde, elinde onları ufalayıp yemiş, ancak, bir avuc[285] kötüsünü, karamuklusunu, hem de, gönülsüz olarak takdim etmek üzere[286], Nevz dağına çıktılar.

Âdem Aleyhisselâm da, yanlarında idi.

Hâbil ile Kabil, kurbanlarını oraya koydular.[287]

Kabil, Hâbil´e:

"Ben, senden büyüğüm! Ebeveynimin de, Vasîsiyim.

O, benimle birlikte doğan kız kardeşimdir.

Ben, onunla evlenmeğe senden daha lâyıkım!" diyerek övünüyordu.[288]

O zaman, Hâbil, yirmi yaşında[289], Kabil de, yirmi beş yaşında idi.[290]

Âdem Aleyhisselâm, Rabb´ına dua etti.[291]

Hâbil, kalbinde Allanın takdirine rızâ ve emrine boyun eğme duygusu taşımak­ta idi.[292]

Çünki, o temiz kalbli idi.[293]

Kabil ise, içinden "Benim kurbanım, ister kabul olunsun, ister kabul olunma­sın, umurumda değildir.

Hâbil, hiç bir zaman, benim kız kardeşimle evlenemeyecektir!" dedi;[294]

O sırada, gökten bir ateş inip Hâbil´in kurbanını yaktı.[295] Onun kurbanı, ka­bul olundu.[296]

Kabil´in kurbanı ise, uzaklaştırıldı. [297] Kabul olunmadı. [298]

Çünki, o, temiz kalbli değildi. [299]

Dağdan indiler ve dağıldılar.

Kabil, Kurbanının, Allah tarafından reddedilişine kızdı. Kendisinin kalbindeki «oskançlığı ve azgınlığı kabardı.[300]

Hâbil, davarının başına gitmişti.

Kabil, onun yanına varıp[301]

"Ben, seni, muhakkak öldüreceğim!" dedi.

Hâbil:

"Beni, ne için öldüreceksin?" diye sordu. [302]

Kabil:

"Çünki, Allah, senden, kurbanını kabul etti. Benim kurbanını kabul etmeyip mana geri çevirdi.

Demek sen, benim güzel kız kardeşimle evleneceksin! Ben ise, senin çirkin kız kardeşinle evleneceğim, hâ!?

Sonra da, herkes, senin, benden daha hayırlı ve üstün olduğunu söyleyecek-er hâ!? [303] Bundan sonrada, senin çocukların, benim çocuklarıma karşı, övünecekler hâ!? [304]

Demek, sen, halkın içine gideceksin. Onlar, senin takdim ettiğin kurbanının caüul olunduğunu, benim kurbanımın ise, geri çevirildiğini öğrenecekler hâ!?

Hayır! Vallahi, halk, ne beni, ne de, seni, senin, benden daha hayırlı olduğunu göremeyecektir!´[305]

Ben, seni, muhakkak öldüreceğim!" dedi.

Hâbil:

"Benim günahım nedir?

Allah, ancak, kendisinden korkanların kurbanını kabul eder." dedi. [306]

Dağların başlarından aşağı kayıp Kabil´in elinden kurtuldu ise de[307], Kabil, anu, öldürmek için fırsat kollamağa devam etti.

Hâbil; günlerden bir gün, dağda davarlarını otlattığı[308] ve kendisi de, orada «atıp uyuduğu sırada, Kabil, onun yanına vardı. Yerden kaldırıp başına vurduğu :>r kaya parçasile Hâbil´i, öldürdü. [309]

Kabil, Hâbil´i, akşamleyin öldürmüştü.

Ertesi günü, sabahleyin "Ne yapıyor?" diye ona bakmak için gitti.[310]

Hâbil; yer yüzünde Âdem oğullarından ilk ölen kimse olduğu için, Kabil, onun ölüsüne, ne yapacağını bilemiyordu.[311]

O sırada, Yüce Allah iki karga gönderdi. Onlar, birbirleriyle kavga ettiler. Biri, diğerini öldürdü.

Sonra, gagası ve iki ayağı ile bir çukur kazıp öldürdüğü kargayı onun içine itip bıraktı ve üzerini toprakla örttü. Kabil, onun yaptığını gördü. [312]

Kurban Hâdisesi ve sonucu, Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır: "Onlara, Âdem´in iki oğlunun gerçek haberini oku!

Hanı, onlar, (Allah´a yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de, ikisinden birininki kabul olunmuş, o birininki kabul olunmamıştı.

O (evvelkisi, kardeşine):

"Seni, elbette öldüreceğim!" demişti.

(Beriki de, şöyle) söylemişti:

"Allah, ancak (Kendisinden) korkanlar(ınkini) kabul eder.

And olsun ki: sen, beni öldürmen için, elini bana uzatırsan, ben seni öldürmem için, elimi, sana uzatıcı değilim!

Çünki, ben, âlemlerin Rabb´ı olan Allahdan korkarım.

Şüphesiz dilerim ki: Sen, kendi günahınla birlikte benim günahımı da, yüklene-sin de, o ateşin yaranından olasın!

İşte, zâlimlerin cezası, budur."

Nihayet, nefsi, ona kardeşini öldürmeyi kolay göstermişti. O da, onu öldürmüştü.

Bu yüzden, (maddî, manevî) ziyana uğrayanlardan olmuştu.

Sonra, Allah, bir karga gönderdi.

O, eşiyordu ki, ona, kardeşinin ölü cesedini, nasıl örteceğini (gömeceğini) gös­tersin.

"Yazıklar olsun bana! dedi, ben, şu karga gibi bile olup ta, kardeşimin cesedini örtmekten (gömmekten) âciz mi oldum?"

Artık, o, (ettiğine) peşimanlığa düşenlerden olmuştu. "[313]

Âdem Aleyhisselâmın Kabili Kovuşu:

Âdem Aleyhisselâm, Kabil´e:

"Git! Artık, sen, hiç bir zaman korkutulmaktan uzak kalmayacak, gördüğün hiç bir kimseden de, güvenlikte ve selâmette olmayacaksın!" dedi.

Kabil; kendisiyle birlikte doğan kızın elinden tutarak Nevz dağından inip[314] Yemen topraklarından Aden´e gitti. [315]

Âdem Aleyhisselâmla Hz.Havva, Hâbil için, uzun zaman ağladılar.´[316]

Kabil´in Âkibeti:

Kabil´in oğullarından Kabil´e rastlayıp ta, onu, taşa tutmayan bir kimse yoktu.

Kabil´in âmâ olan oğlu, bir gün, Kabil´in yanına kendi oğlu ile birlikte gelip oğ­lu: "İşte, bu, baban Kabil!" deyince, âmâ, hemen bir taş atarak babası Kabil´i öldürdü!

Âmâ´nın oğlu: "Babacığım! Sen, babanı, öldürdün!" dedi. Âmâ, hemen elini kaldırıp oğluna bir şamar indirdi. O da, öldü!

Bunun üzerine, âmâ "Yazıklar olsun bana! Attığım taşla babamı, öldürdüm! İndirdiğim şamarla da, oğlumu, öldürdüm!" diyerek acındı. [317]

Âdem Aleyhisselâmın İlk Nebi (Peygamber) Oluşu

insanlara gönderilen Peygamberlerin ilki, Âdem Aleyhisselâmdır. [318]

Eshab-ı kiramdan Ebû Zerr´ül ´gıfârî der ki[319]: "Nebî Aleyhisselâm´a[320] (Yâ Resûlallâh! [321] Nebîlerin evveli, ilki hangisidir?) diye sordum.

(Âdem´dir!) buyurdu.

(O, Nebî mi idi?) diye sordum.

(Evet! Mükellem (Allah´la konuşan) bir Nebî idi.) buyurdu." [322]

Âdem Aleyhisselâm, çocuklarına, Peygamber olarak gönderildi ve Kendisine, yirmi bir Sahife indirildi.[323]´´

Cebrail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâma yazı yazmayı öğrettiği için, Âdem Aleyhisselâm, inen sahifeleri kendi el yazısı ile yazdı. [324]

Yüce Allah´ın, Âdem Aleyhisselâma indirdiği hükümler arasında, ölü hayvan eti, kan ve domuz eti de, haram kılınmıştı. [325]

Peygamberimizin Miraç Gecesinde Birinci Kat Semada Âdem Aleyhisselâmla Selamlaşması: Başa Dön

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mîrac gecesinde, Cebrail Aleyhisselâmla dünya semasının üzerine çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda bir takım karaltılar bulunan, sağına baktıkça, gülen, soluna baktıkça da, ağlayan bir Zat ile karşılaş­malardı.[326]

Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize:

"Selâm ver Ona!" dedi.

Peygamberimiz, selâm verdi.

O da, Peygamberimizin selâmına mukabele etti. [327] ve:

"Hoş geldin, safa geldim sâlih Peygamber! Salih oğlum!" dedi.

Peygamberimiz, Cebrail Aleyhisselâma:

"Kim bu?" diye sordu. [328]

Cebrail Aleyhisselâm:

"Bu, atan Âdem (Aleyhisselam)dır! [329]

Sağında ve solunda olan şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruh­larıdır!

Onlardan, sağında olanlar, Cennetlik; solunda olan karaltılar da, Cehennemliktirler! Sağına bakınca, güler, soluna bakınca da, ağlar!" dedi. [330]

Âdem Aleyhisselâma Kıyamete Kadar Gelecek Zürriyetinin Arz Edilişi Ve Onlardan Ve Peygamberlerden Ahdü Mîsak Alınışı

Âdem Aleyhisselâm; yaratıldığı[331], veya semâda bulunduğu[332] veya Cen­netten, yer yüzüne indirildiğ[333], ya da,

Mekke´de Arafat arkasındaki Na´man mevkiinde bulunduğu sırada[334], Yüce Allah; onun sırtını sıvazladı da, sırtından, Kıyamete kadar yaratacağı zürriyetinin her canlı kişisi düştü.

Sonra, onlardan, her insanın iki gözü arasında nurdan bir parıltı yaratıp onları, Âdem Aleyhisselâma arz etti.

Âdem Aleyhisselâm:

"Ey Rabb´ım! Kim bunlar?" diye sordu.

Yüce Allah:

"Bunlar, senin zürriyetindir!" buyurdu. [335]

Âdem Aleyhisselâm:

Yâ Rabb! Şu, Nurlar ile insanlara üstün geldiklerini gördüğüm kimlerdir?" aye sordu.

Yüce Allah:

"Ey Âdem! Onlar, zürriyetinden gelecek Peygamberlerdir!" buyurdu.[336]

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın belinden bütün zürriyetini çıkarıp onları, akıl sahibi yaptı da, kendilerine hitapta bulundu: İman ile emr ve imansızlıktan nehy

etti. [337]

Kendilerinden Ahd ve Mîsak aldı ve onları, kendilerine şâhid tutup Kıyamet günü Biz, bunu, bilmiyorduk! demeyesiniz diye, size, yedi kat gökleri şâhid tuttum ve sze Babanız Âdemi de, şâhid tuttum.

Şunu, iyi biliniz ki: Benden başka Rabb yoktur. Bana, hiç bir şeyi, ortak tutmayınız!

Bu Ahd´ü Mîsakımı, size hatırlatacak Peygamberlerimi de, göndereceğim ve sze Kitablarımı da, indireceğim! [338]

Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim?" buyurdu. Evet! Sen, bizim Rabb´ımızsın! [339]

Senin, bizim Rabb´ımız ve İlâhımız olduğuna, bizim için, Senden başka Rabb bulunmadığına şâhid olduk!" dediler, ve bunu, ikrar ettiler. [340]

Bu hâdise, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

´Hani, Rabb´ın, Âdem oğullarından, onların sırtlarından (sulblerinden) zürriyet-erini çıkarıp kendilerini, nefslerine şâhid tutmuş:

Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim? (demişti)

Onlar da:

"Evet! (Rabb´ımızsın!) şâhid olduk!" demişlerdi.

(İşte, bu şâhidlendirme) Kıyamet günü; Bizim, bundan haberimiz yoktu!" deme-"neniz içindi.

Yâhud: daha önce, ancak, Atalarımız, şirk koşmuştu. Biz ise, onların ardından (gelen) bir nesliz.

Şimdi, o bâtılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden, bizi, helak mı edeceksin" dememeniz içindi.´[341]

Yüce Allah; ayrıca, bütün Peygamberlerden de, Risâlet ve Nübüvvet Mîsakı aldı.[342]

Bu da, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

"AJlân; (geçmiş) Peygamberler(in)den - And olsun ki: size, Kitab ve hikmet ver-dim. Sonra da, size, nezdinizdeki (o kitab ve hikmeti) tasdik eden bir Peygamber gelmiştir (getecektir)

Ona, mut/aka imân ve Kendisine herhalde yardım edeceksiniz diye (ahd ve) Mî-sak aldığı zaman: İkrar ettiniz ve üzerinize, bu ağır yükümü alıp kabul eylediniz mi? buyurdu.

Onlar (cevaben) İkrar ettik! dediler.

(Allah da): Öyle ise, birbirinize ve ümmetlerinize karşı, şâhid olunuz! Ben de, sizinle beraber (bu ikrarınıza) şâhidlik edenlerdenim! buy urdu. [343] Kadı lyaz´a göre: Yüce Allah, bu Mîsakı, Vahy ile almıştır.

Hiç bir Peygamber göndermemiştir ki, ona, Muhammed Aleyhisselâmı veya vasıflarını anmış ve ona eriştiği takdirde, kesin olarak iman edeceksin! diye ken­disinden ahd ve Mîsak almış olmasın.

Deniliyor ki: Yüce Allah, Peygamberlerinden, bunu, kendi kavmlarına da, ha­ber vermeleri ve onların, kendilerinden sonra gelecek kavmlara da, haber ver­meleri hususunda dahi kesin söz almıştır... "[344]

Hz. Ali de demiştir ki:

"Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâm´dan ve ondan sonra gelen her Peygam­berden:

Eğer, Muhammed Aleyhisselâm, gönderildiği zaman, kendileri, sağ olurlarsa, ona, iman ve dinine yardım etmeleri ve aynı surette Ümmetlerinden de kesin söz almaları hususunda kesin söz almıştır." [345]

Âdem Aleyhisselâma Peygamber Resimlerinin İndirilişi:

Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın dileği üzerine, zürriyetinden gelen (bazı) Pey­gamberlerin suretlerini´[346] Cennet ipeklerinden kumaşlara[347] çıkarttırıp´[348]´ Adem Aleyhisselâma indirmişti. [349]

Bunlar, Âdem Aleyhisselâmın; güneşin battığı yerin yanındaki Mahzeninde saklı ulunuyordu.[350]

Zülkarneyn Aleyhisselâm, onları Mahzenden cıkarıp[351] Danyal Aleyhisselâ-ia vermiş[352] Danyal Aleyhisselâm da, onları[353] ipek kumaşlara geçirmiş[354], ozmişti´[355].

Âdem Aleyhisselâmdan Muhammed Aleyhisselâma kadar olan Peygamberler­den bir kısmına aid bulunan bu resimler[356], Kıraldan kirala geçe geçe Kayser Herakliüs´e kadar gelip erişmiş[357], o da, Hz.Ebû Bekr´in İstanbul´a giden Elçi-erine, Sandığından, birer birer çıkarıp göstermiş. İslâm Elçileri, Peygamberimi­zin Resmiyle karşılaşınca, ağlamışlardır´[358]

Âdem Aleyhisselâmın Sağlığında Gördüğü Oğul Ve Torunlarının Sayısı Ve Vefatı:

Âdem Aleyhisselâm; Nevz dağında, oğulları ve oğullarının oğulları, kırk bine doluncaya kadar yaşadı. [359]

Âdem Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğullarına: "Oğulcuklarım! Ben, Cennet meyvalarından yemeyi özlüyorum!" dedi.

Oğulları, onu, Babaları için aramağa, elde etmeğe gittiler. Meleklerle karşı-aştılar.

Meleklerin yanlarında, Âdem Aleyhisselâm için, kefen ve koku ile kazma, kü­rek ve zenbil vardı.

Melekler:

"Ey Âdem´in oğulları! Nereye gidiyorsunuz ve ne aramak istiyorsunuz?" diye sordular.

Onlar da:

"Babamız, hastadır. Cennet meyvalarından yemeği arzuluyor, onu, toplamak îçin, bizi gönderdi." dediler.

Melekler:

"Geri dönünüz/ Babanızın eceli geldi!" dediler.

Âdem Aleyhisselâmın oğulları, Meleklerle birlikte geri döndüler.

Melekler, Âdem Aleyhisselâmın yanına girince, Hz.Havva, korktu ve Âdem Aley-hisselâma yapıştı.

Âdem Aleyhisselâm, ona:

"Sen, Yüce Rabb´ımın Melekleri ile benim aramdan çekil!" dedi.

Bunun üzerine, Melekler, Âdem Aleyhisselâmın ruhunu kabz ettiler.

Sonra, onu, yıkadılar, kefenlediler, kokuladılar.

Kabrini, kazdılar.

Meleklerden birisi, öne geçti.

Öteki Melekler de onun arkasına durdular.

Âdem Aleyhisselâmın oğulları da, onların arkasında sıralandılar.

Cenaze namazını kıldılar.

Melekler, kabrin içine girip Âdem Aleyhisselâmı, kabre indirdiler.

Üzerini, kerpiçle kapattılar. Kabrin üzerine, toprak çektikten sonra "Ey Âde-moğulları! İşte, ölüleriniz hakkında tutacağınız yol, budur!" dediler.[360]

Âdem Aleyhisselâmın Vefat Günü, Yaşı Ve Kabri:

Âdem Aleyhisselâmın vefat ettiği gün, cuma günü idi.[361] Ömrü de, bin yıldı[362] Selâm olsun Ona!

Âdem Aleyhisselâmın kabri hakkında müteaddid ve muhtelif rivayetler olup bun­lara göre:

1) Âdem Aleyhisselâmın cesedi, Hindistan´ın Nevz dağındaki mağarada idi.[363]

2) Âdem Aleyhisselâmın cesedi, mekke dağlarıdan Ebû Kubeys dağındaki kenz mağarasında idi.

3) Âdem Aleyhisselâmdan bir yıl sonra, Hz.Havva da, vefat edince, Kenz ma­ğarasına gömülmüştü.[364]

4) Sâm b.Nuh, Âdem Aleyhisselâmın cesedini, Mekkedeki Hayf mescidinin yanına gömülmüştü..[365]

5) Nuh Aleyhisselâmın, hem Âdem Aleyhisselâmın, hem de hz. Havva? nın Ebû Kubeys dağındaki

kenz mağarasından alıp tabut içinde gemide taşıdığı cesetlerini Tufandan sonra, eski yerlerine iade etmiştir.[366]

6) Nuh Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâmın gemide taşıdığı cesedini , gemiden indiği zaman götürüp Beytülmaktis (Kudüs) e gömmüştür.[367]

Âdem Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemali:

Âdem Aleyhisselâm:

Uzun hurma ağacı gibi[368], upuzun boylu[369], kıvırcık[370] ve çok saçlı[371] kırmızı benizli, büyük gözlü, kalın baldırlı , uzun boyunlu[372], yassı yağırnılı idi.[373]

Sakalsızdı.[374]

Âdem Aleyhisselâmın başının saçı, iki bölük halinde örgülü idi.[375]

Kendisi yaratıklar içinde en güzeli idi.[376]

Onun güzelliği Yusuf Aleyhisselâmdan başka hiçkimsede toplanmamıştı.[377]

Gerekli Bir Açıklama:

Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşer?liği, Yüce Allah tarafından, müteaddid sure ve ayetlerde insanlara, ? Ey Adem oğulları!? diye hitab buyurması ile [378],

?Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan, ondan da, yine, onun zevcesini vücuda getiren ve ikisindende, bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbınıza karşı gelmekten sakınınz.!?[379]

?Ey Âdem oğulları ! Şeytan Ana ve Babanızı , fena yerlerine kendilerine göstermek için , elbiselerini soyarak. Nasıl cennetten çıkardı ise, sakın sizi de bir fitne yapmasın!?[380]

Nasslarile sabit iken,

Hattâ, son nass´a göre: yalnız Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşerliği´nin değil, zevcesinin de Ümmülbeşerliğinin kabul edilmesi gerekirken,

Bazı, ilim ve din adamlarının, Kur´ân-ı kerimde, Âdem Aleyhisselâmın, Ebül-beşer olduğu hakkında açık ve kesin bir Nass bulunmadığını ve hattâ, Âdem Aley­hisselâmın, insanların Atası olduğu hakkındaki Hadîs-i şeriflerin bile, bu husus­taki âyetin tefsir ve izahı sayılamayacaklarını söyleyecek kadar ileri gitmelerine şaşmamak, elde değildir!

Halbuki; o Hadîs-i şeriflerde, Kıyamet gününde Mahşer halkının, şefaat için Âdem Aleyhisselâma baş vurarak:

"Ey Âdem! Sen, Ebülbeşer´sin!" diye hitab edecekleri[381] ve Mekke´nin fethin­de îrad buyrulan hutbe´de de:

"Bütün insanlar, Adem´dendir!

Âdem de, topraktandır, topraktan yaratılmıştır!" diye açıklanmış bulun-maktadır.[382]

Mübarek ağzından, hak ve gerçek olandan başkası çıkmayan[383], Kendi rey ve hevâsından söz söylemeyen[384] Peygamberimiz Aleyhisselâmın konumuzdaki açık ve kesin beyanlarını bir yana itebilmek cesaretini kendimizde nasıl bulabili­yoruz bilmem? Cenab-ı Hakk, hepimizi afvetsin!

Kendilerinden, hiç beklenmeyen bazı zatların kitaplarında görülen ve insanın, maymun cinsinden tekâmül ederek meydana geldiğini açıklayan ve binnetice, Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşer´liğini inkâra varan sözleri karşısındaki hayreti­miz de, evvelkisinden aşağı değildir.

Bir Hadîs-i şerifde: Âdem Aleyhisselâmın, kendisine mahsus olan suret üzere yaratılmış olduğu açıklandığı gibi[385]; Kur´ân-ı kerimde de, insanların, Yüce Al­lah´a ibadet etmek üzre yaratıldıkları açıklanmıştır.[386]

Yüce Allah;

İnsanları yaratmağa da, Âdem Aleyhisselâmın yaratılışiyle başlayacağını ve Me­leklere:

"Ben, yer yüzünde bir Halîfe yaratacağım!" buyurduğu zaman, Melekler:

"Biz, Seni, hamd´inle teşbih ve takdis edip dururken, orada, bozgunculuk ede­cek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?!" demişler,

Yüce Allah da:

"Sizin bilemeyeceğiniz şeyleri, ben, bilirim!" buyurmuş.

Âdem Aleyhisselâma, tüm Esmâ´yı öğretmiş, sonra, onları, Meleklere gösterip:

"Doğrucular iseniz, bunları, isimlerile, haydi, bana, haber veriniz!" buyurmuş.

Melekler de:

"Seni, tenzih ederiz. Senin, bize öğrettiğinden başka, bizim hiç bir bilgimiz yok!

Her şeyi, hakkıyle bilen ve her yaptığını yerli yerince yapan Sen´sin Sen!" de­mişlerdir.

Bunun üzerine, Yüce Allah:

"Ey Âdem! Onları, isimleriyle kendilerine haber ver!" buyurup o da, onları, isim­leriyle söyleyivermişti.[387]

Yüce Allah , Âdem Aleyhisselâmı, yaratmadan önce, onu, bir beşer, bir insan olarak yaratacağını da, açıklamış:

"An o vakti ki: Rabb´ın, Meleklere:

Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!

O halde, ben, onun yaratılışını bitirdiğim, ona, Ruhum´dan üfürdüğüm zaman, siz, derhal, onun için secdeye kapanınız!" buyurmuş.

Bunun üzerine, Meleklerin hepsi, toptan secde etmiştir,[388]

Yaratılış bitirilip Ruh üfürülür üfürülmez, Melekler, her hangi bir yaratığa değil, kendisine, yüce Allah tarafından her şeyin ismi öğretilen Âdem Aleyhisselâma secde etmişlerdir.

Yüce Allah, insanı, evvel ve âhir, insan olarak ve en güzel bir biçimde yarattığını açıkladığı gibi[389], hayvanları da, hayvan olarak yarattığını açıklamış:

"Allah, her hayvanı, sudan yarattı.

İşte, bunlardan kimi, karnı üstünde yürüyor, kimi, iki ayağı üstünde yürüyor, ki­mi de, dört ayağı üstünde yürüyordun

Allah, ne dilerse, yaratır.

Çünkü, Allah, her şeye hakkıyle kadirdir." Buyurmuştur.[390]

Durum; ilk insan olan Âdem Aleyhisselâm için olduğu kadar, onun zürriyeti bu­lunan bütün insanlar için de aynıdır.

Nitekim, Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmın bütün zürriyetini -onlar daha dün­yaya gelmeden önce- onun belinden çıkarıp kendilerine:

"Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim?" diye hitapta bulunduğunu ve onların da:

"Evet! Sen, bizim Rabb´ımız´sın!" ikrarında bulunduklarını açıklamıştır.[391]

Kur´ân-ı Kerim´in Meryem sûresinde, insanlar arasından:

Zekeriyyâ, Yahya, İsâ, İbrahim, İshak, Yâkub, Mûsâ, İsmail ve İdris Aleyhisse-lâmlar anıldıktan sonra:

"İşte, bunlar, Allah´ın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerden, Âdem´in zürriyetinden, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsmail´in neslinden hi­dayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir....."[392] buyrularak, İnsanların, Âdem Aleyhisselâmın zürriyetinden oldukları -dolayısıyle de- açıklanmış bulun­maktadır.

Bu İlâhî gerçekler, görmezden gelinerek, Âdem Aleyhisselâmın, insanların Atası olduğu hakkında, Kur´ân-ı kerimde açık ve kesin bir Nass bulunmadığı veya in­sanların maymun cinsinden tekâmül ederek insan oldukları nasıl iddia edilebilir? Hayret!

Kâinatta bir tekâmül ve gelişme bulunduğunda şüphe yoktur.

Fakat, bu tekâmül; sanıldığı gibi, bir cinsten, diğer bir cinse geçiş şeklinde de­ğil, aynı cins dahilinde bir gelişme ve iyileşme mahiyetindedir.

Bu güne kadar, hiç bir hayvan, zahirî benzerliklerine rağmen, gelişerek, kendi cinsinden başka bir hayvan olmamış ve olmamaktadır.

At, deve, eşek, maymun... ehlî, vahşî, büyük, küçük... bütün hayvanlar, sayı­sız çeşidleriyle bütün kuşlar -birbirlerine olanca benzerliklerine rağmen- ancak, kendi cinslerini devam ettirmişlerdir.

Hiç birinin, kendi cinsinden başka bir cinse değiştiği görülmemiş ve görülme­mektedir.

Bitkilerde de, durum, aynıdır.

Hiç bir zaman, arpa ekilen yerden, buğday veya yulaf biçilmemiş, buğday eki­len tarladan da, pirinç elde edilmemiştir.

Hulâsa: kâinatta, her çekirdek, her tohum, ancak ve ancak, kendi cinsinin, kendi nevinin özelliğini taşımakta ve sürdürmektedir.

Gerçek ve vâki´ olan, budur.[393]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.27.

[2] Sa´lebî-Arâis s.26.

[3] Taberî-Tarih c.1,s.45, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.30,İbn.Asakir-Tarih c.2,s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.27, Ebülfida-elbidaye vennihaye c.1,s.85.

[4] Sâlebî-Arâis s.26.

[5] Taberî-Tarih c.1,s.45, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.30, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.342, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.27, Ebülfida-Elbidraye vennihaye c.1,s.85.

[6] ibn.Asakir-Tarih C.2.S.342.

[7] Mes´ûdi-Murucuzzeheb c.1,s.30, Sâlebî-Arais s.26,ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.27

[8] Taberî-Tarih c.1,s.45, Mes´udi-Murucuzzehebc.1,s.30,İbn.Asakir-Tarihc.2,s.342, İbn.Esîr-Kâmilc.1,s.27, Ebülfida-El-Bidaye vennihaye c.1,s.85.

[9] Sâlebî-Arâis s.26.

[10] Taberî-Tarih c.1,s.45, Mes´udi-Muruc. c.1,s.3O, ibn.Asakir-Ta. c.2,s.342,İbn.Esir-Kâmil c.1,s.27, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.86.

[11] Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.3O, ibn.Asakir-Tarih c.2,s.342

[12] Taberî-Tarih c.1,s.45, İbn.Esîr-kâmil c.1,s.27,Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.86

[13] Salebi-Arâis s.26

[14] Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.3O, Sâlebî-Arâis s.26

[15] Taberî-Tarih c.1,s.45, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.3O, Sâlebî-Arâis s.26, ibn.Asakir-Tarih c.1,s.342, Ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.27, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.86

[16] Sâlebî-Arâis s.26

[17] Taberî-Tarih c.1,s.45, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.3O, Sâlebî-Arâis s.26.İbn.Asakir-Tarih c.1,s.342, Ibn.Esîr-Elkâmil c.1,s.27, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.86

[18] Taberî-Tarih c.1,s-45, Mes´udî-Muruc.c.l.s.3O, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.342,lbn.Esir-Kâmil c.1,s.27,Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.86

[19] Taberî-Tarih c.1,s. 45-46, İbn.Asakir-Tarih c.2,s,342, Ibn.Eslr-Kâmil C.1.S.28, Ebültida-Elbidaye vennihaye C.1.S.86, Ibn.Sa^d-Tabakat d,s.26, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.400, Ebu Davud-Sünen C.4.S.222, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 204.

[20] Taberi-Tarih d,s.46,Mes udı-Muruc, c.ı,s.3o, ibn.Asakır-lann c.2,s.342, Ibn.bsir-Kamil c.1,s.28, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.86.

[21] Taberî-Tarih c.1,s.45, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.28, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.l.s.86

[22] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.26, Taberî-Tarih c.1,s.46 Mes´udî-Muruc. c.1,s.3O, Ibn.asakir-Tarih c.2,s.341,343, Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.82, Ebülfered ibn.Cevzi-Tabsıra c.1,s.14, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.28

[23] Taberî-Tarih c.1, s.51, ibn.Asakir-Tarih c.2,s.348

[24] ib


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.