Kullanıcı girişi

Sahabelerin Arap Kabilelerini İslam´a Daveti


Dımâm b. Sa’lebe’nin Hz. Peygamber’e Elçi Olarak Gönderilmesi ve Onun Hz. Peygamber’le Konuşarak Müslüman Olması

- İbn İshak, İbn Abbas’tan rivayet ediyor: Benî Sa’d b. Bekir, Dımâm b. Sa’lebe’yi elçi olarak Hz. Peygamber’e gönderdiler. Dımâm Hz. Peygamber’e geldi. Devesini mescidin kapısında çöktürdü, hayvanın ayağını bağladı ve sonra da Hz. Peygamber’in yanına girdi. O, sahabeleriyle birlikte oturuyordu. Dımâm kuvvetli, bedeni kıllı ve iki örgü sahibi bir kimseydi. Gelip Hz. Peygamber ile sahabelerin yanında durdu

‘Abdulmuttalib’in oğlu hanginizdir?’ dedi. Hz. Peygamber

‘Abdulmuttalib’in oğlu benim’ dedi. Dımâm

‘Muhammed misin?’ diye sordu. Hz. Peygamber

‘Evet!’ dedi. Bunun üzerine Dımâm

‘Ey Abdulmuttalib’in oğlu! Ben sana bazı şeyler soracağım ve çok da sert davranacağım. Sakın bundan dolayı bana kırılma!’ dedi. Hz. Peygamber de

‘Kırılmam. İstediğini söyle!’ deyince Dımâm

‘Senin ve senden öncekilerin ve kıyamete kadar senden sonra geleceklerin ilahı olan Allah ile yemin verdiriyorum. Seni Allah mı bize peygamber olarak gönderdi?’ diye sordu. Hz. Peygamber

‘Evet!’ dedi. Dımâm

‘Senden öncekilerin ve senden sonra geleceklerin ilahı olan Allah ile yemin verdiriyorum. Bizim yalnızca Allah’a tapmamızı ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmamamızı ve atalarımızın tapmakta oldukları bu putları atmamızı sana Allah mı emretti?’ diye sordu. Hz. Peygamber yine

‘Evet!’ deyince Dımâm

‘Yine senden öncekilerin ve sonrakilerin ilahı olan Allah ile yemin verdiriyorum. Bizim beş vakit namaz kılmamızı sana Allah mı emretti?’ dedi. Hz. Peygamber

‘Ey Allah’ım! Evet!’ dedi. Sonra Dımâm, İslâm’ın bütün farzlarını, zekât, oruç, hac hepsini teker teker sordu ve yemini de tekrarladı. Hz. Peygamber bunların hepsinde ona aynı cevabı verdi. Sonunda

‘Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed O’nun Rasûlü’dür. Ben bütün bu farzları da yerine getireceğim. Beni hangi şeylerden menetmişse onları terkedeceğim ve farzlardan da ne bir eksik ve ne de bir fazla yapacağım’ dedi. Sonra da devesine bindi ve gitti. Hz. Peygamber

‘Eğer şu iki örgü sahibi, dediklerinde doğru ise cennete girdi demektir’ buyurdu.[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu hadisten anlaşılıyor ki Allah’ın farzlarını yerine getirip yasaklarından kaçınan bir insan hiç nafile ibadet yapmasa bile cennete girer.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/184.

Benî Sa’d’ın Müslüman Olması ve İbn Abbas’ın Dımâm Hakkındaki Sözleri

- İbn Abbas der ki: Dımâm devesine binip doğruca kavmine gitti. Etrafında toplananlara ilk söylediği söz

‘Ne kötüdür Lat ve Uzzâ!’ oldu. Onlar

‘Ey Dımâm! Biraz yavaş ol. Sonra alaca hastalığına tutulur, cüzzama yakalanırsın, delirirsin!’ dediler. Dımâm

‘Azap olunasıcalar! Allah’a and içerim ki Lat ve Uzzâ’nın her ikisi de ne zarar verebilirler, ne de yarar sağlayabilirler. Allah, Rasûlü’nü gönderdi. Ona kitap indirdi. Sizi içinde bulunduğunuz küfürden o kitap vasıtasıyla kurtardı. Şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir ve ortağı da yoktur. Şehâdet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasûlü’dür. Katından, size emrettiklerini ve yasakladıklarını getirdim!’ dedi. O gün akşama kadar orada bulunan kadın ve erkeklerin hepsi müslüman oldu. Hiç bir kavmin elçisinin Dımâm b. Sa’lebe’den daha üstün, kavmi için daha bereketli olduğunu işitmedim.[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bidaye, V/60 (İbn İshak’tan, o da Abbas’tan; yine burada İmam Ahmed’in, İbn İshak tarikiyle aynısını , Ebu Davud’unsa gene İbn İshak tarikiyle bunun bir benzerini rivayet ettiği söylenir. Vakidi’de ise şu ek vardır: ‘O gün oradakilerin hepsi müslüman oldu. Mescitler inşa edip, namaz için ezan okudular’.); Müstedrek, III/54 (İbn İshak tarikiyle bunun benzerini rivayet eder ve şöyle der: ‘Müslim ve Buhari, Dımamın Medine’ye geldiği hususunda müttefiktirler. Her ikisi de hadisi kısa olarak nakletmişlerdir ve bu sahihtir’. Zehebi de ona uyarak sahih olduğunu söyler).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/185.

Amr b. Mürre’nin Rasûlullah’ın Peygamberliği Hakkında Bir Rüya Görmesi

- Amr b. Mürre el-Cüheynî şöyle anlatıyor: Kavmimle beraber câhiliye döneminde hacca gittim. Mekke’de bulunduğum sırada rüyamda Kâbe’den bir nur çıktığını gördüm. Ben o nurun aydınlığında Medine’nin dağı ile Cüheyne’nin Eş’ar isimli dağını gördüm. Bir de baktım ki o nurun içinden şöyle bir ses yükseliyor:

‘Karanlıklar tamamen dağıldı, ışık göründü; peygamberlerin sonuncusu geldi!’ Bu nur ikinci kez parladı. Bu defa Hîre’nin kasırlarını, Medâyin’in beyaz saraylarını gördüm. Nurun içinden bir ses işittim, şöyle diyordu: ‘İslâm çıktı, putlar kırıldı, akrabalar gözetilmeye başlandı!’ Korku içinde uyandım ve kavmime ‘Allah’a yemin ederim ki şu Kureyş kabilesi içerisinde bir hadise meydana gelecektir’ dedim ve gördüğüm rüyayı onlara anlattım.[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/186.

Amr’ın Hz. Peygamber’e Gelerek Müslüman Olması

Memleketime döndüğümde ismi Ahmed olan bu peygamberin çıktığını haber aldım. Doğruca Hz. Peygamber’e giderek ona rüyamı haber verdim. Şöyle buyurdular:

‘Ey Mürre’nin oğlu Amr! Allah’ın kullarının tamamına peygamber olarak gönderilen zat benim. Bütün kulları İslâm’a davet ediyorum. Onlara emrediyorum ki, kanlar akıtılmasın, akrabalarla ilişkiler kesilmesin. Sadece Allah’a ibadet edilerek putlar terkedilsin. Kâbe ziyaret edilsin, oniki ayda bir de Ramazan orucu tutulsun. Bana icâbet edenlere cennet, isyan edenlere ise cehennem vardır. Ey Amr! İman et! Allah seni cehennemin dehşetinden emin kılacaktır!’ Bunun üzerine şöyle dedim:

‘Şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehâdet ederim ki sen Allah’ın Rasûlü’sün. Birçok kavmin hoşuna gitmese de ben, helal-haram ne getirdinse hepsine iman ettim’. Sonra ona, peygamberliğini duyduğumda söylediğim birtakım şiirlerimi okudum. (Bizim bir putumuz vardı. Babam da ona hizmet ediyordu. Ben Rasûlullah’ın peygamberliğini duyduğumda kalktım, onu kırdım. Sonra da Hz. Peygamber’e gidip ona şu şiiri okudum):

‘Şahitlik ederim ki Allah haktır.

Ve taşlardan yapılan ilahları ilk terkeden de ben oldum.

Hicret ettiğin halde eteklerini derledim.

Sıkıntılı ve meşakkatli yollardan geçtim.

Bütün bunları şahsen ve aslen insanların en hayırlısı

Ve göklerdeki padişahın elçisi olana arkadaş olabilmek için yaptım’.

Hz. Peygamber bunları dinledikten sonra ‘Ey Amr! Sana merhaba!’ dedi.[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/186-187.

Hz. Peygamber’in, Amr’ı Kavmi Cüheynî’yi Davet Etmesi İçin Göndermesi ve Ona Bazı Öğütler Vermesi

Hz. Peygamber’e şöyle dedim:

‘Anam babam sana feda olsun (ey Allah’ın Rasûlü)! Beni kavmime elçi olarak gönder. Umulur ki senin vasıtanla Allah bana nasıl iman nasip etmişse onlara da benim vasıtamla iman nasip eder’. Hz. Peygamber beni onlara elçi olarak gönderdi ve şu tavsiyelerde bulundu:

‘Çok yumuşak ve doğru sözlü ol ve sakın mağrur ve kıskanç olma!’ Kavmime döndüm ve onlara şunları söyledim:

‘Ey Benî Rifâa ve ey Cüheyne kabilesi! Ben Allah Rasûlü’nün elçisiyim ve size gönderildim. Sizi İslâm’a davet ediyorum. Kanların akıtılmasını durdurmanızı, akrabalık bağlarını koparmamanızı, bir olan Allah’a tapmanızı, putları terketmenizi, Kâbe’yi ziyaret etmenizi, oniki aydan Ramazan ayında oruç tutmanızı emrediyorum. Bana icâbet edenler için cennet, isyan edecek olanlar içinse cehennem vardır. Ey Cüheyne kabilesi! Allah sizi Arapların en hayırlısı kıldı. Câhiliye devrinde onlara sevdirilen şeyleri sizin için sevimsiz kıldı. Çünkü Araplar iki kızkardeşle birlikte evlenirler ve haram aylarda savaşırlardı. Babası ölen kişi kendi babasının karısıyla evlenirdi. Fakat siz bunları yapmıyordunuz. Gelin, şu Benî Lüeyy b. Gâlib’den gönderilen peygambere iman ediniz. Bu sayede dünya şerefini ve ahiret saadetini elde ediniz!’ Bunları söyledikten sonra bir kişi çıkarak şöyle dedi: ‘Ey Amr b. Mürre! Allah senin hayatını acı kılsın: Sen bize ilahlarımızı terketmemizi ve cemiyetimizi dağıtıp yüce atalarımızın dinine muhalefet etmemizi mi emrediyorsun? Tihâme ehlinden olan şu Kureyşli kişi bizi hangi şeye davet ediyor?’ Sonra o habis şu şiiri okudu:

‘Mürre’nin oğlu öyle bir şey getirdi ki bu insanları ıslah için söylenmiş bir söz değildir. Ben zannediyorum ki onun bu sözü yaptıkları bir gün gelecek bizim için boğaz acısı olacaktır. O bizim büyüklerimizi, atalarımızı ahmak saymaktadır. Kim onun sözünü tutar ve ona tâbi olursa kurtuluşa isabet etmemiş olur’.

Bu habis adamın şiirlerini dinledikten sonra şöyle dedim: ‘Hangimiz yalancı isek Allah onun hayatını acı kılsın. Onun dilini lâl, gözünü kör etsin!’Allah’a yemin ederim ki o şahıs, dişleri tamamen düşmeden, gözleri kör olmadan ve yaşlılıktan dolayı aklı ifsada uğramadan ölmedi. Bu kişi ne yese onun tadını alamazdı. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/187-188.

Amr’ın Kavminden İslâm’ı Kabul Edenlerle Birlikte Hz. Peygamber’e Gelmesi ve Peygamber’in Onlara Bir Ahitnâme Yazması

Kavmimden İslâm’ı kabul edenlerle birlikte Hz. Peygamber’e geldik. Bize selam verdi ve gelişimize çok sevindi. Bize şu mektubu yazdı:

“Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla!

Bu kitap (ferman) aziz olan Allah’tan hakla gönderilen Peygamber’in diliyle yazılmıştır. Doğru ve hakkı ayıran bir kitaptır. Amr b. Mürre vasıtasıyla Cüheyne b. Zeyd kabilesine yazılmıştır: Humus’u vermeniz, beş vakit namazı kılmanız, zekatın en azını vermeniz, deve ve koyun sürüsü birleştirildiğinde iki koyun, ayrıldıklarında ise her biri için birer koyun zekat vermeniz şartıyla arazinizin içini, ovalarını, vadilerin tepelerini, sırtlarını otlatabilir ve sularını kullanabilirsiniz. Çift hayvanı için sadaka (zekat) yoktur. Aynı şekilde at için de herhangi bir zekat yoktur. Aramızdaki bu şarta Allah ve müslümanlardan şu anda burada bulunanlar şahittir”[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kenz, VII/64 (Ruyani ve İbn Asakir’den); Bidaye, II/351 (Ebu Nuaym’dan); Mecma, VII/244 (Tabarani’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/188.

Urve’nin Müslüman Olup Kavmini İslâm’a Davet Etmesi ve Kavmi Tarafından Şehit Edilmesi

Tabarânî, Urve bin Zubeyr’den rivayet ediyor:

- Halk, hicretin dokuzuncu senesinde hac farizasını yapmaya başlayınca Urve b. Mes’ud, Hz. Peygamber’e müslüman olarak geldi. Hz. Peygamber’den, dönüp kavmini hidâyete davet etmek için izin istedi. Hz. Peygamber

‘Seni öldürmelerinden korkarım!’ dedi. Urve

‘Beni uyku halinde görseler uyandırmaya dahi kıyamazlar’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona izin verdi. Kavmine bir müslüman olarak döndü. Akşam olduğunda Sakîfliler ona hoşgeldine geldiler. O da onları İslâm’a davet etti. Sakîfliler onu itham etmeye başladılar ve öfkelendirdiler. Hoşa gitmeyecek şeyler söylediler ve onu öldürdüler. Bunu duyan Hz. Peygamber

‘Urve’nin işi Yâsin sahibininkine benziyor. O kavmini Allah’a davet etti, kavmi de onu öldürdü’ buyurdu.[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Heysemi, IX/386 (Tabarani’den o da Urve b. Ez-Zübeyr’den; ‘Hakim III/616 aynı manada rivayet etmiştir.’ deniliyor).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/189.

Urve’nin Allah Yolunda Öldürülmesine Sevinmesi ve Kavmine Vasiyette Bulunması

Urve b. Mes’ud, akşamleyin evine geldi. Sakîfliler hoşgeldine geldiler, onu câhiliye selamıyla selamladılar. O da buna şiddetle karşı çıktı ve onlara

‘Beni cennet halkının selamıyla selamlayınız. Yani es-selâmu aleyküm deyiniz’ dedi. Urve’ye eziyette bulundular ve onun haysiyetini kırmaya çalıştılar. O ise bunlara karşı sabır gösterdi. Gelenler oradan ayrıldılar. Çıkıp halkı onun aleyhinde kışkırttılar. Sabah namazı vakti olduğunda Urve kendisine ait yüksek bir binaya çıkarak sabah ezanını okudu. Her taraftan Sakîfliler oraya toplandılar. Bu kargaşa esnasında Benî Mâlik’e mensup Evs b. Avf adında birisi bir ok atarak onu büyük bir damarından vurdu. Kanı durdurulamadı. Bunun üzerine Gaylân b. Seleme, Kinâne b. Abdi Yâ Leyl, Hakem b. Amr gibi ileri gelenler ayaklandılar. Silahlarını kuşandılar ve dövüşmek üzere saf kurarak şöyle dediler:

‘Ya hepimiz öleceğiz ya da Urve’nin yerine Benî Mâlik ileri gelenlerinden on kişiyi öldüreceğiz!’ Bu durumu gören Urve şöyle haykırdı:

‘Benim için birbirinizi öldürmeyiniz. Ben kanımı beni vuran arkadaşa sadaka olarak verdim. Bu, sizinle onlar arasında bir barış yerine geçsin. Bu kan bir şereftir, ki Allah Teâlâ beni onunla şereflendirmiştir. Bu bir şehâdet mertebesidir ki onu bana Allah göndermiştir. Şahitlik ederim ki Muhammed, Allah’ın Rasûlü’dür. Çünkü o, sizin beni öldüreceğinizi haber verdi’. Sonra yakınlarını çağırdı. Onlara şu vasiyette bulundu: ‘Beni Hz. Peygamber’le gelip de o henüz buradan ayrılmadan oklarınızla şehit ettiklerinizin yanına gömünüz’. Vefat ettikten sonra onu, daha önceki şehidlerin yanına gömdüler. Bu olayı duyan Hz. Peygamber şöyle buyurdular: ‘Urve’nin işi Yâsin sahibinin işi gibidir’[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] İbn Sa’d, V/369, (Vakidi’den. Bir önceki hadisi uzun uzun nakletmiştir. Bu hadiste şu yazılan ziyade vardır). Yasin sahibi, daha önce de geçtiği Antakyalıları, gelen elçilere uymaları hususunda uyaran ve onlar tatafından şehit edilen Habib en-Neccar’dır.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/189-190.

Tufeyl b. Amr’ın Mekke’ye Gelmesi ve Mekkelilerle Konuşması

- Hz. Peygamber kavminden gördüğü eziyete rağmen onlara bol bol nasihat ediyor; onları, içinde bulundukları felaketten kurtarmaya çalışıyordu. Allah onu Kureyş’in şerrinden emin kıldıktan sonra Kureyş, halkın ona gitmesini engellemeye çalışıyor, gelen Arapları onunla görüştürmemek için gayret ediyorlardı. O sıralarda Tufeyl b. Amr ed-Devsî, Mekke’ye geldi. O sırada Hz. Peygamber de Mekke’deydi. Kureyş’ten birkaç kişi Tufeyl’in yanına gittiler. Çünkü Tufeyl şerefli, şair ve hatırlı bir insandı. Bundan sonrasını Tufeyl şöyle anlatıyor: Bana ‘Ey Tufeyl! Sen bizim memleketimize geldin. Aramızdan birisi çıktı. Bu kişi bizi sıkıntıya soktu; dirliğimizi dağıttı. Onun sözleri sihir gibidir. Kişiyi babasından, kardeşinden ve hanımından ayırıyor. Bizim başımıza açtığı bu şeyleri senin ve kavminin de başına açmasından korkuyoruz. Sakın onunla konuşma ve kendisini dinleme!’ dediler. O kadar propaganda yaptılar ki ben, Muhammed’in sözünü dinlememeye ve onunla konuşmamaya karar verdim. Hatta mescide gittiğim zamanlar sözlerini işitmemek için kulaklarımı tıkıyordum.[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/191.

Tufeyl b. Amr’ın Müslüman Olması

Ertesi gün mescide gittim, baktım ki Hz. Peygamber, Kâbe’nin yanında ayakta ibadet ediyor. Ona yakın bir yerde durdum. Bütün tedbirlerime rağmen Allah Teâlâ onun sözlerinin bir kısmını bana duyurdu. Duyduklarım çok güzel şeylerdi; kendi kendime şöyle dedim:

‘Annem yasımı tutsun! Ben akıllı ve şair bir kişiyim. Çirkin ile güzeli ayırdedebilirim. Niçin ben bu kişi ile konuşup da ne söylüyorsa anlamayayım. Eğer getirdikleri güzelse kabul ederim, çirkinse atarım’. Bu karar üzerine Hz. Peygamber’in gitmesini bekledim. O doğruca evine gitti. Ben de arkasından giderek evine girdim ve

‘Ey Muhammed! Kavmin bana senin hakkında şunları şunları söyledi. Andolsun ki onlar seni bana korkunç göstermek için çok çaba sarfettiler. Öyle ki seni işitmemek için kulaklarıma pamuk bile doldurdum. Fakat Allah Teâlâ ille de bana senden birşeyler dinletmek istedi. Senden duyduklarım çok güzel şeylerdi. Görüşlerini bana da anlatır mısın?’ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber bana İslâm’ı anlattı ve Kur’an okudu. Allah’a yemin ederim ki o güne kadar bundan daha güzel bir söz duymamış ve bundan daha adil bir durumla da karşılaşmamıştım. Bunun üzerine şehâdet getirdim ve şöyle dedim:

‘Ey Allah’ın Peygamberi! Ben, kavmi içerisinde sözü geçen birisiyim. Onlara dönerek kendilerini İslâm’a davet etmek istiyorum. Öyleyse Allah’a yalvar da bana onları davet ettiğim hususlarda yardımcı olmak üzere bir alamet versin!’ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber

‘Ey Allah’ım! Ona bir alamet ver!’ buyurdular. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/191-192.

Tufeyl’in Babasını ve Hanımını İslâm â Daveti ve Onların da Bunu Kabul Etmesi

Eve vardığımda yaşlı babam yanıma geldi. Ona

‘Benden uzak dur ey babam! Sen benden, ben de senden değiliz’ dedim. Babam

‘Niçin ey oğul!’ deyince de

‘Ben müslüman oldum, Muhammed’in dinine tâbi oldum’ dedim. Bunun üzerine babam

‘Benim dinim de senin dinindir!’ diyerek yıkandı ve elbiselerini temizledi. Sonra yanıma geldi. Ona İslâm’ı anlattım, o da müslüman oldu. Daha sonra hanımım da geldi. Ona da

‘Benden uzak dur! Ben senden, sen de benden değiliz!’ dedim. Hanımım

‘Anam-babam sana feda olsun! Niçin!’ dedi. Ben de

‘Benimle senin aranı İslâm ayırmıştır’ dedim. Bunun üzerine müslüman oldu. Bundan sonra kabilemi İslâm’a davet ettim. Fakat onlar bu davetime çok geç icâbet ettiler. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/192.


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.