Kullanıcı girişi

En Çok Sevdiğin Kim?


Muzaffer olarak dönen ordu Medine´ye ulaştığında Cafer ve arkadaşları çoktan Medine´ye gelmişlerdi. Cafer (r.a), Habeşistan´a gittiğinde yirmi yedi yaşındaydı, şimdi ise kırkında bir adam olmuştu. Sürekli iletişim halinde olmalarına rağmen, Peygamber (s. a.v.)´i onüç yıldan beri görmemişti. Peygamber (s.a.v.) onu kucakladı ve alnından öptü. Daha sonra: «Cafer´in dönü­şüne mi, yoksa Hayber´in fethine mi daha çok sevinece­ğimi bilemiyorum» dedi. Cafer´in yanında zevcesi Esma ve Habeşistan´da doğan Abdullah, Muhamed ve ´Avn adında­ki üç oğullan da vardı.

Yanlarında evi henüz tamamlanan Ümmü Habibe (r.a) de vardı. Onun Peygamber (s.a.v)´le evlenmesi üzerine bir düğün yemeği daha hazırlandı. Ümmü Habibe (r.a) şimdi otuzbeş yaşındaydı. Aişe (r.a) hariç, Peygamber (s.a.v.)´in diğer hanımları onu Mekke´den tanıyorlardı. Yanısıra o Zeyneb´in yengesi ve Habeşistan´daki hicret günlerinin ilk zamanlarından beri Ümmü Seleme (r.a) ile Şevde (r.a)´-nin yakın arkadaşı oluyordu. Onun gelişi bekleniyordu ve fazla heyecan yaratmadı. Peygamber (s.a.v.)´in hanımları­nı daha çok ilgilendiren bu mesele de Peygamber´in bek­lenmedik bir şekilde genç ve güzel Safiye ile evlenme-siydi. Medine´ye vardıklarında Peygamber (s.a.v.) onu ge­çici olarak konuksever Harise (r.a)´nin evine yerleştirdi. Onun çok güzel olduğunu duyan Aişe (r.a), yeni arkadaşlan hakkındaki fikrini sormak üzere Ümmü Seleme´ye git ti. Ümmü Seleme (r.a) «O gerçekten çok güzel bir kadın. Allah´ın Rasulü de onu çok seviyor» dedi. Aişe (r.a), Hari-se´nin evine gitti ve yeni gelini ziyarete gelen kadınların arasına katıldı. Yüzü peçeliydi. Kendisini tanıtmadan biraz geri plânda oturdu. (Fakat yeni geline, Ümmü Seleme´-nin söylediklerinin doğru olduğunu görecek kadar yakındı) Daha sonra evine döndü; fakat Peygamber (s.a.v.) oraday­dı ve onu tanımıştı. Dışarı çıktığında arkasından gelip: «Ey Aişe, onu nasıl buldun?» diye sordu. Aişe: «O diğer yahu-di kadınlarına benzer bir yahudi» dedi. «öyle söyleme» de­di Peygamber (s.a.v.), çünkü O İslâm´a girdi ve İslâm´ını güzelleştirdi.»

Bununla birlikte Safiye (r.a) diğer Peygamber (s.a.v.) eşlerinin yanında babasının kişiliği yönünden inciniyordu. -Ey Huyay´m kızı!» deyimi gerçekte saygılı bir hitaptı, fa­kat ses tonundaki bir değişme ile kolayca alaya dönüşebi­lirdi-. Bu nedenle bir keresinde Safiye ağlayarak Peygam­ber (s.a.v.)´e geldi, çünkü diğer eşlerden, biri onu küçük düşürmeye çalıştı. Peygamber (s.a.v.): «Onlara de ki: Be­nim babam Harun, amcam ise Musa´dır» dedi.

Eşler içinde Aişe (r.a)´ye yaş bakımından en yakın olan Safiye (r.a) idi, henüz yirmiiki yaşında olan Hafsa´dan bile daha yakın îlk önceleri bu Aişe (r.a)´nin korkularım artır­dı. Fakat günler geçtikçe iki genç hanım birbirlerine sem­pati duymaya başladılar. Hafsa da bu arkadaş çemberinin içindeydi. Aişe (r.a) sonraki yıllarda: «Biz iki gruptuk: bi­rinde ben, Hafsa, Safiye ve Şevde diğerinde ise Ümmü Se­leme ve diğerleri vardı» derdi.

Aişe (r.a) o zamanlar onaltı yaşındaydı ve yaşma göre bazı yönlerden olgun, diğer yönlerden değildi. Duygulan hemen yüzünden ve konuşmasından belli olurdu. Bir ke­resinde Peygamber (s.a.v.) ona: «Ey Aişe, bana kızgın ol­duğun zamanı da benden razı olduğun zamanı da biliyo­rum» dedi. Aişe (r.a): «Ey bana annemden ve babamdan daha sevgili olan, bunu nasıl anlıyorsun?» diye sordu. Peygamber (s.a.v.) de şövIp dedi: «Benden hoşnut olduğun zaman yemin ettiğinde. «Muhammed´in Rabbine yemin ol­sun ki hayır» diyorsun. Kızgın olduğunda ise: «İbrahim´in Rabbine yemin olsun ki hayır» diyorsun»[1]. Bir başka sefer Peygamber (s.a.v.) beklediğinden daha geç geldiğinde: «Günün bu saatine kadar neredeydin?» diye sordu. O: «Kü­çüğüm, Ümmü Seleme´nin yanındaydım» dedi. «Ummü Seleme´nin sırası geçmemiş miydi?» diyen Aişe´ye Peygam­ber (s.a.v.) cevap vermeksizin gülümsedi. Aişe: «Ey Allah´ın Rasulü, söyle bana. Bir vadinin İki yamacı arasında olsan; birisinden otlanmış, diğerinden ise otlanmamış olsa sürü­lerini hangisinde otlatırsın?» diye sordu. Peygamber (s.a.v.): «Otlanmamış olanda» dedi. Aişe (r.a): «öyle ise ben senin diğer eşlerin gibi değilim. Onların hepsi, ben hariç, senden önce birisiyle evlenmiştir», dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) gülümsedi ve hiçbir şey söylemedi[2].

Aişe, (r.a) Peygamber (s.a.v.)´in sadece kendisine ait ol­madığını biliyordu. O bir tek kadındı; Peygamber (s.a.v.) ise yirmi adama bedeldi. Vahiy onun hakkında: «Muhak­kak sen büyük bir ahlâk üzeresin» diyordu. Sanki O, ken­di içinde dış dünya ile karşılaştırılabilecek, bazı yönleriyle de onunla beraber, bir alem idi. Aişe (r.a) birçok kere, uzak­tan da gelse onun bir gök gürlemesi duyduğunda yüzü­nün sarardığını farketmişti. Aynı şekilde kuvvetli bir rüz­gâr sesi, onda gözle görülebilecek değişikliklere neden olur­du. Bir keresinde, bardaktan boşamrcasma yağmur yağar­ken başım, omuzlarını ve göğsünü açıp, yeryüzünün gök­ten gelen rahmet nedeniyle yaşadığı sevinci kendi teniyle paylaşmak istemişti.

Onun diğer insanlara benzememesi, Aişe (r.a)´nin kıs­kançlığını azaltan tek neden değildi. Fakat, O, kıskançlı­ğın, sevginin aksine sadece bu dünya için geçerli olduğu­nu biliyordu. Çünkü Cennet´ten bahsederken Kur´an söv-le diyordu: «Onların göğüslerindekinden (ne varsa tümünü) siytnp-çektik» (A´raf: 43, Hicr: 47),

Aişe (r.a) birguu Peygamber (s.a.v.)´e «Ey Allah´ın Ra-sulü, Cennette senin hanımların kimler olacak?» diye sor­du. «Sen onlardan birisin» cevabını alınca, bu sözleri Ömür boyu bir hazine gibi sakladı. Bir keresinde de Peygamber (s.a.v.) ona: «Cebrail burada ve sana selâm ediyor» demiş­ti. O da: «Selâm onun üzerine olsun, Allah´ın rahmeti ve bereketi de» cevabını vermişti[3]

Aişe (r.a) kıskançlığı hakkında daha sonraki yıllarda şöyle derdi: «Peygamber´in eşleri arasında Hatice´yi kıs­kandığım kadar hiçbirini kıskanmadım. Çünkü, Allah ken­disini Hatice´ye cennetteki kıymetli taşlardan yapılmış bir sarayı müjdelemesini emrettiği için Peygamber (s.a.v.) sü­rekli onu anardı. Ne zaman bir koyun kurban etse, büyük bir bölümünü onun yakın arkadaşlarına gönderirdi. Çoğu kez ona: «Sanki dünyada Hatice´den başka kadın yokmuş gibi, derdim.»[4].

Aişe (r.a)´nin etki ve tepkileri aşırı derecede hızlıydı. Hayber´den hemen sonra veya bir süre önce Ebu´I-As´ın an­nesi Hale oğlunu, gelini Zeyneb´i ve küçük torunu Ünıa-me´yi görmeye Medine´ye gelmişti. Birgün Peygamber (s.a.v.) Aişe´nin odasında iken kapı çalındı ve bir kadın sesi girmek için izin istedi. Peygamber (s.a.v). sarardı ve titre­di. Bunun sebebini anlayan Aişe ona sitem etti. Çünkü onun Hale´nin sesinde Hatice´nin sesini duyduğunu anla­mıştı. Peygamber (s.a.v.) daha sonra bunu doğrulamış ve onun içen girme İzni isteyiş şeklinin de aynı ölen zevcesi gibi olduğunu söylemişt[5].

Artık çok yaşlanan Şevde (r.a), Peygamber (s.a.v.) ´le birlikte geçireceği günü Aişe (r.a)´ye vermişti. Çünkü Pey­gamber (s.a.v.)´in buna çok memnun olacağını biliyordu

Tüm topluluk ve diğer eşler de Peygamber s.a.v´in yaşa­yan, eşleri arasında en çok Aişe (r.a) ´yi sevdiğini biliyorlar­dı. Bu sadece bir tahminden ibaret değildi. Çünkü Saha­beden biri veya diğeri sık sık Peygamber (s.a.v.)´e: «Ey Al­lah´ın Rasulü, bu dünyada en çok kimi seviyorsun?» diye sorardı. Peygamber (s.a.v.) bu soruya her zaman aynı ce­vabı vermezdi. Çünkü onun sevgisi çok yönlüydü: Kızları, torunları, Ali (r.a), Ebu Bekir (r.a), Zeyd (r.a), Üsame (r.a). Fakat cevap hiçbir zaman diğer eşler olmaz, bazen İse Aişe (r.a) olurdu. Bu nedenle Medine´de, birisi Peygamber (s.a.v.)´den birşey rica edeceği zaman veya Kur´an da emredildiği gibi dilekte bulunmak için hediye vermek iste­diği zaman. Peygamber (s.a.v.) Aişe (r.a)´nin odasında ola­na kadar bu dileğinin geciktirilmesi adet haline gelmişti. Çünkü onlar, Peygamber (s.a.v.) ´in onun yanında iken çok mutlu olduğunu ve bu nedenle ricaları kabule daha hazır olduğunu düşünüyorlardı. Fakat bu Peygamber (s.a.v.)´in ailesinde kötü duygulara neden oluyordu. Ümmü Seleme (r.a) kendi ve diğer eşleri adına gidip Peygamber (s.a.v)´-den ona hediye vermek isteyenlerin özellikle bir günü beklemeyip ne zaman isterlerse hemen vermelerini belirten bir duyuru yapmasını istedi. Peygamber (s.a.v.) ona cevap vermedi. Ümmü Seleme (r.a) isteğini ikinci kez yineledi. Fakat o yine sessiz kaldı. Üçüncü kez yinelediğinde: «Be­ni Aişe ile ilgili konularda üzme, çünkü Aişe( r.a) hariç hiç bir hanımımın yatağında iken bana vahiy gelmiyor»[6] dedi. Ümraü Seleme (r.a): «Seni üzdüğüm için Allah´a tevbe ediyorum» dedi. Fakat Peygamber (s.a.v.)´in diğer eş­leri burada durmaya niyetli değillerdi. Fatima´dan kendi adlarına gidip Peygamber (s.a.v.)´e: «Eşlerin senden, Ebu Bekir (r.a)´in kızına karşı kendilerine eşit davranmam rica ediyorlar» demesini istediler. Fatıma (r.a) istemeyerek bu­nu kabul etti, fakat birkaç gün bunu yerine getirmedi. Sonunda kuzeni, Cahş´m kızı Zeyneb geldi ve ısrar etti. Bunun üzerine babasına gitti ve kendisine söylenenleri ona iletti Peygamber (s.a.v.): «Benim küçük kızım, benim sev­diğimi sen sevmiyor musun?» dedi. Fatıma (r.a) «evet* ceva­bım verince Aişe (r.a)´yi kastederek: «O halde onu sev» dedi. Daha sonra: «Seni buraya gönderen Zeyneb´ti değil-mi?» diye sordu. «Zeyneb ve diğerleri» dedi Fatıma (r.a) Peygamber (s.a.v.): «Yemin ederim ki bunu düzenleyen Zeyneb» dedi. Faüma bunu kabul edince gülümsedi.

Fatıma (r.a), Peygamber (s.a.v.)´in eşlerinin yanına döndü ve olanları anlattı: «Ey Allah´ın Rasulü´nün kızı, bi­ze birşey kazandırmadın- dediler. Onu ikinci bir kez gön­dermeye zorladılar, fakat O kabul etmedi. Bunun üzerine Zeyneb (r.a)´e: «Sen git» dediler, O da Peygamber (s.a.v)´e gitti. Peygamber (s,a.v.) sonunda Aişe (r.a)´yle konuşması­nı söyledi. Aişe (r.a) Zeyneb´in cevap veremeyeceği fikirler öne sürerek onu susturdu. Peygamber (s.a.v) eşlerine eşit ve adaletli davranmak ve diğerlerini de buna uymaya teş­vik etmek zorundaydı. Fakat O, başkalarının Peygamber (s.a.v.) eşlerine eşit davranmasını sağlamakla sorumiu değildi. Onun duygusallığı da zaten buna elvermezdi. O, sadece bir hediyeyi teşekkürle kabul etmek ve geri kalanı­nı bağışlayan kişiye bırakmakla görevliydi. Zeyneb (r.a ), gittiğinde Peygamber (s.a.v.) Aişe (r.a)´ye: «Sen, gerçekten Ebu Bekir´in kızısın»[7] dedi.

Resulullah (s.a.v.) aynı şekilde, Ali (r.a) ve Fatıma (r.a) ´-dan olan torunlarına da büyük bir sevgi besliyordu. Onlar hftkkmda= «Bana ev halkım içinde en sevgili olanlar Hasan ve Hüseyin´dir» derdi. Üsame (r.a)´yi de torunlarından bin sayardı. Çoğu kez Hasan´ı ve Üsame´yi ellerinden tutup «Allahım, ben onları seviyorum sen de sev»[8] diye dua ederdi.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] I SVIII 47

[2] I. S. VI», 55.

[3] I. S. VII, 55.

[4] B. LX1II, 20.

[5] Age,

[6] B. LI. 8

[7] B. LI, S; I. S. VIII,

[8] 123. 18) I. S. IV/1, 43.


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.