Kullanıcı girişi

Hendek


Hayber´e yerleşen Beni Nadir yahudileri kaybettikleri topraklan tekrar kazanmaya kararlıydılar. Ümitleri, Ku-reyş´in Peygamber (s.a.v.) üzerine düzenleyeceği son ve büyük saldırıda yoğunlaşıyordu, islam´ın beşinci yılının sonlarına doğru -MS. 627´nın başları- bu hazırlıklar, Hu-yay ve Hayber´deki diğer birkaç yahudi liderinin Mekke´yi ziyaret etmesiyle karara bağlandı. Ebu Süfyan´a: «Muham­medi, ortadan kaldırmada seninle birlikteyiz» dediler. Ebu Süfyan da: «Bizden sevgili olanlar, Muhammed´e karşı bi­ze yardım edenlerdir» cevabını verdi. Bunun üzerine Saf-van, Ebu Süfyan ve diğer Kureyş liderleri yahudileri Kâ´-be´nin içine soktular ve orada amaçlarına ulaşıncaya ka­dar birbirlerini terketmeyeceklerine dair Allah adına and içtiler. Kureyşliler bu fırsattan yararlanarak, yahudilere yeni dinin kurucusu ile aralarında çatışma konusu olan inançlarıyla ilgili sorular sordular. Ebu Süfyan: «Ey ya-hudiler,» dedi, «Siz ilk kutsal kitabın geldiği topluluksunuz ve sizin bilginiz var. Bizim Muhammed´e karşı konumu­muzun ne olduğunu bize söyleyin Bizim dinimiz mi daha iyi, yoksa onunki mi? «Yahudiler şu cevabı verdiler: «Si­zin dininiz onunkinden daha iyidir ve siz gerçeğe daha yakınsınız».

Bu noktada anlaşan taraflar plan hazırlamaya koyul­dular. Yahudiler, Medine´den hoşlanmayan tüm Necd ka­bilelerini ayaklandırma görevini üzerlerine almışlardı. Onlan ayaklanmaya razı edemezlerse, rüşvetle bu işi halle­deceklerdi. Beni Esed onlara yardım etmeye hazırdı. Beni Gatafan´a gelince, onlara katılmalarına karşılık kabileye Hayber*in hurma hasadının yansı verilecekti. Beni Gatafan´dan Fezare, Mûrre ve Aşça kollarının anlaşmaya da­hil olmasıyla ordu yaklaşık ikibin askere ulaştı. Yahudi­ler Beni Süleym´den de yediyüz kişinin kendilerine katıl­masını başardı. Bu sayı daha da fazla olabilirdi; fakat Ma­una kuyusu yakınındaki katliamdan sonra küçük, ancak sürekli artan bir grup müslüman olmuştu. Süleym´in gü­ney komşusu Beni Amir ise, Peygamber (s.a.v.)´Ie yaptığı anlaşmaya sadık kaldı.

Kureyş ve müttefikleri toplam dörtbin kişiyi buluyor­du. Güneyden gelecek olan birkaç grup destekle birlikte Mekke´den, Medine´ye giden sahil yolunu takib edecekler­di Uhud´ta da aynı yolu izlemişlerdi. Daha az birlik teş­kil eden ikinci bir ordu. da Medine´nin doğusundan, yani Kecd ovasından yaklaşacaktı, iki ordunun toplam olarak, Kureyş´in Uhud´daki gücünün üç katı olacağı tahmin edi­liyordu. Orada müslümanlar üç bin kişilik bir orduya ye­nilmişlerdi. Şimdi ise onbin kişi karşısında ne yapabilir­lerdi? Bunun yamsıra Kureyş bu kez ikiyüz atlı yerine üç-yûz atlı almıştı ve Gatafan´in da aynı büyüklükte bir grup­la onlan desteklemesi bekleniyordu.

Plânlarına uygun olarak Mekke´den yola çıktılar. Aynı anda, büyük bir İhtimalle Abbas´m düzenlediği bir Huzaa´lı grup atlarıyla, Peygamber Cs.a.v.) ´e saldınyı haber vermek ve ordunun gücü konusunda bilgi vermek üzere Medine´­ye doğru yola çıktılar. Bu grup Medine´ye ancak dört gün­de varabildi. Yani Peygamber´e hazırlanmak için sadece bir hafta kalmışta. Peygamber (s,a.v.) bu haberi alınca he­men tüm Medine´ye alarm verdi ve arkadaşlarına, eğer sabreder, emirlere uyar ve Allah´tan korkarlarsa zaferin kendilerinin olacağı konusunda müjdeleyîci sözler söyledi. Daha sonra, Uhud´ta yaptığı gibi onları istişare meclisine çağırdı. En İyi savunmanın nasıl olacağı konusunda çeşitli fikirler öne sürüldü. En sonunda Selman (r.) ayağa kalkti ve şöyle dedi: «Ey Allah´ın Rasulü, biz İran´dayken at­lıların saldırısından korktuğumuzda etrafımıza hendek ka­zardık. Şimdi de etrafımıza hendek kazalım.» Herkes Uhud´-daki stratejiyi tekrarlamak istemediği için Selman´ın önerisini kabul etti.

Zaman kısaydı ve savunmada bir boşluk bırakmamak için çabanın doruk noktasına kadar harcanması "gereki­yordu. Fakat hendeğin sürekli olması gerekmiyordu. Şeh­rin sınırında, birçok yerde savunmayı sağlayacak kaleye benzer evler vardı. Kuzey-batıda ise kale vazifesi gören fa­kat aralarının birleştirilmesi gereken, büyük kaya .yığın­ları vardı. Bunlardan en yakını Sel´ dağı olarak bilinen yı­ğındı ve hendeğin içinde kalması gerekiyordu. Çünkü bu dağın Önündeki düzlük kamp yapmaya uygun bir yerdi. Hendek bu kamp yerini, bir kaya yığınından başlayıp şeh­rin güney duvarındaki bir noktaya kadar uzayarak kuzey­den çevreleyecekti. Bu kazacak olan en uzun hendekti ve en Önemlisi de buydu.

Stratejiyi ortaya koymanın yamsıra Selman, hendeğin hangi genişlik ve derinlikte olması gerektiğini de biliyor­du. Beni Kurayza´da çalıştığı için onların, hendeğin ka­zılması için gerekli olan tüm araçlara da sahip olduklarını biliyordu. Bu ortak düşman karşısında Beni Kurayza´lılar bunları ödünç vermekten kaçınmadılar. Çünkü Peygamber (s.a.v.)´i sevmemelerine rağmen, hepsi onunla yaptıkları antlaşmanın politik bir anlaşma olduğu ve bu anlaşmayı bozmamaları gerektiği kanısmdaydılar. Bu nedenle yahudiler kazma, kürek ve çapalarını ödünç verdiler. Bunun yanısıra, sıkı hurma liflerinden örülmüş sağlam hurma se­petlerini de kazılan toprağı taşımak üzere verdiler.

Peygamber (s.a.v.) topluluğun her grubunu belirli bir hendekten sorumlu olmak üzere görevlendirdi. Kendisi de onlarla birlikte çalıştı. Her şafak vakti namazdan sonra yoîa çıkıyorlar ve alacakaranlıkta evlerine dönüyorlardı. İlk günlerden birinde sabahleyin hendek kazmaya gider­ken Peygamber (s.a.v.) onlara Mescid´i inşa ederken oku­dukları bir beyti hatırlattı:

«Allahım, ahiret saadetinden başka saadet yoktur.

Muhacirleri ve Ensan bağışla!»

Hep birlikte bu beyti tekrarladılar. Bazen de şöyle der­lerdi:

«Ahiret yurdundan başka gerçek hayat yoktur.

Allahım, Ensar ve Muhacirine merhamet et!»

Birbirlerine sürekli zamanın kısa olduğunu hatırlatı­yorlardı. Düşman her an gelebilirdi. Kim biraz gevşeklik gösterirse, hemen aralarında alay konusu oluyordu. Diğer taraftan Selman büyük bir saygı ve övünç kaynağı idi. O sadece güçlü ve sağlam vücutlu değil, aynı zamanda yıl­lardan beri Beni Kurayzalılar arasında yaşadığı için kazman ve taşımacılıkta da becerikliydi. Kendi aralarında: «O, on kişinin işini yapıyor» dediler ve dostça bir tartış­maya giriştiler. Birçok yerden göç ettiği için Muhacirler: «Selman bizimdir- diye iddia ettiler. Ensar: «O bizden bi­ri, bizim onda daha çok hakkımız var» diye karşı çıktı. Fakat Peygamber (s.a.v.) : «Selman bizden, yani Ehl-i Beyt´-ten biri» (Peygamberin ailesi) dedi.

Düşmana karşı silah olarak kullanılabilecek olan taşar hendek boyunca Medine´nin çevresine yığıldı. Kazıdan çıkan toprak sepetlere doldurulup, baş üzerinde uzağa ta­şınıyor ve dönüşte aynı sepetlere taş doldurulup hendeğin yanına yığılıyordu. En iyi taşlar Sel dağının eteklerinde bulunuyordu. Adamların hepsi bellerine kadar çıplaktı. Se­pet bulamayanlar üstlerinden çıkardıkları elbiseleri, taş ve topraklan taşımakta çuval olarak kullanıyorlardı. Hendek kazmaya gittikleri ilk sabah onları bir grup genç takip et­ti, hepsi de bu çabada görev almak istiyorlardı. En küçü´c olanlar hemen geri gönderildi, fakat Peygamber (s.a.v.) düşman görünür görünmez, kampı terketmeleri şartıyla, di­ğerlerinin kazma taşımada yardım etmelerine izin verdi. Uhud´tan geri gönderilen Usame CrJ, Ömer´in oğlu Abdul­lah (r.) ve arkadaşları artık onbeş yaşlarındaydılar. Ve sadece kazmada değil, savaşta da diğer mü´minlerle bir­likte görev yapacaklardı. Bunlardan biri olan Evs´in Ha­rise kolundan Bera´ sonraki yıllarda hendek kenarında kırmızı cüfabesi, tozlu göğsü ve omuzlarına değen uzun saç­larıyla Peygamber (s.a.v.)´in ne kadar güzel olduğunu an­latmıştır. «Ondan daha güzelini görmedim» demişti. Onun ve genelde tüm manzaranın ne kadar güzel olduğunu far-keden sadece Bera´ değildi, özellikle Peygamber (s.a.v.), çevresine baktığında, çevresindekilerin basitliğini ve ne kadar doğal olduklarını -insanın fıtratına ne kadar yakın olduklarını- görüp seviniyordu. Bu sevinçle, sonradan her­kesin katıldığı bir şarkı okumaya başladı: «Hayber´in bu güzelliği bir güzellik değil, Yarab, bu daha saf, daha temiz bir şey*[1]. O, bir Muhacirlerle, bir Ensar*la birlikte çalışıyordu-bazan kazma, bazan kürek, bazan da sepet kullanıyordu. Fakat o nerede olursa olsun, olağan üstü bir zorlukla kar­şılaşıldığında ona haber vermeleri gerektiğini herkes bili­yordu, îşin çok sıkı ve zor olmasına rağmen eğlenceli da­kikalar geçiriyorlardı. Mescidde yaşayan Ehl-i Suffa´dan biri olan Beni Demre´li bir müslümanm görünüşte acına­cak bir hali vardı. Bunun üstüne bir de ailesi ona «küçük böcek» anlamına gelen Cü´eyl adını vermişlerdi. Peygam­ber s.a.v.) kısa bir süre önce onun adını, hayat ve ruh) sağlık anlamlarına gelen ´Amr olarak değiştirmişti. Hen-dek´te onun halini gören bir muhacir şu mısraları söyl» inekten kendini alamadı:

«Onun adını Cü´eyl´den Amr´a değiştirdi, îşte o gün bu zavallı adama yardım etti». Muhacir bu beyti Amr´a okudu. Onu duyan diğerleri de beyti şarkj haline getirip gülüşerek okudular. Peygam­ber (s.a.v.) her seferinde vurguyla söylediği «Amr» ve «yardım» kelimeleri dışında bu şarkıya katılmadı, Dsha sonra onları şu şarkıyı okumaya teşvik etti:

«Rabbim, biz hiçbir zaman sana yönelmez. Zekât vermez ve namaz kılmazdık. O halde üzerimize huzur indir,

Bu karşılaşmada ayaklarımızı sabit kıl.

Bu düşmanlar bizi bastırmak istiyor ve ifsad etmeye

çalışıyorlar,

Fakat biz onlara karşı koyuyoruz.»[2].

tik yardım çağrısı, hiçbir aletin çıkarmaya güç yetire-mediği bir kaya ile karşılaşan, Cabir (r.)´den geldi. Pey­gamber (s.a.v.) biraz su istedi ve suyun içine tükürdü. Dua ettikten sonra suyu kayanın üstüne döktü. Adamlar, kaya­yı sanki kum yığını imiş gibi kürekle alıp attılar[3]. Diğer bir gün de Muhacirlerin yardıma ihtiyacı oldu. Rastladığı kayayı yerinden çıkarmak için bir hayli uğraşan, fakat kı­mıldatmayı başaramayan Ömer (r.), Peygamber (s.a.v.)´e gitti. Peygamber (s.a.v.) kazmayı onun elinden aldı ve ka­yaya bir darbe indirdi. Bu darbe ile birlikte kayanın üs­tünden şimşek gibi bir ışık çıktı, tüm şehri geçip güneye doğru kayboldu. Peygamber (s.a.v.), ikinci kez vurduğun­da kuzeye, Uhud´a doğru bir ışık çıktı. Kayayı parçalayan üçüncü vuruşla da doğuya bir ışık fışkırdı. Selman (r.) bu üç ışığı da görmüş ve bir şeye delalet ettiğini düşüne­rek Peygamber fs.a.v.)´e sormuştu. Peygamber (s.a.v.) ona şu cevabı vermişti: -Onları gördün mü, Selman? İlk ışık­la Yemen kalelerini gördüm ikinci ışıkla Suriye kalelerini gördüm, üçüncü ışıkla da Kisra´nm[4] Medain´deki beyaz sa­rayını gördüm. îlk ışıkla Allah bana Yemen yollarını açtı, ikincisiyle Batı´da Suriye´ye üçüncüsüyle de doğuya yol aç­tı.[5]

Hendekte kazma işiyle uğraşanların çoğunun yeteri kadar yiyeceği yoktu ve ağır çalışma koşulları da açlığı artırıyordu. Cabir, hendekte kendisinden yardım istediği gün Peygamber (s.a.v.)´in aşırı derecede zayıf olduğunu farketmişti. akşam eve geldiğinde karısından yemek ha­zırlayıp ha´ .ayamayacağmı sordu. Karısı: «Bu kuzudan

ve bir ölçek arpadan başka şeyimiz yok» dedi. Bunun üze­rine Cabir (r.), kuzuyu kurban etti. Ertesi gün karısı ku­zuyu haşladı, arpayı öğüttü ve ekmek yaptı. O gün hava çalışılmayacak kadar karardığında Cabir, hendekten ay­rılmak üzere olan Peygamber (s.a.v.) ´in yanma gitti ve ku­zu eti ve arpa ekmeği yemeye davet etti. Cabir şöyle dedi: -Peygamber Cs.a.v.) avuç içini benim avuç içime koydu ve parmaklarını kenetledi. Ben, onun yalnız gelmesini is­tiyordum. Fakat o bağırarak şöyle dedi: «Allah´ın Rasulü, ile birlikte Cabir´in evine gidin. İcabet edin, çünkü Cabir sizi davet ediyor». Cabir, bir felâket zamanında okunan şu âyeti okudu-:

«Biz Allah´a ait (kullar)iz ve şüphesiz O´no dönücüleriz.» (Ba­kara: 156).

Daha sonra uyarmak azere karısının yanına gitti. Ka­rısı : «O mu davet etti, yoksa sen mi?» diye sordu. Cabir: «O davet etti» dedi. Karısı: «O halde bırak gelsinler, çün­kü O daha iyi bilir,» dedi. Yemek, Peygamber (s.a.v.)´in önüne kondu. Peygamber dua etti, besmele çekti ve yeme­ye başladı. Onunla birlikte on kişi daha oturuyordu. Hep­si de doyana dek yedikten sonra kalkıp evlerine gittiler ve yerlerini diğer on kişiye bıraktılar. Hendekte çalışan tüm İşçilerin karnı doyuncaya dek bu devam etti. Herkes doy­duktan sonra bile hâlâ biraz et ve ekmek vardı[6].

Bir başka gün Peygamber (s.a.v.), elinde bir şeyle kamp yerine gelen bir kız gördü ve onu yanına çağırdı. Kız, Abdullah îbn Revaha (r.)´nm yeğeniydi. O günü ken­disine şöyle anlatıyor: «Allah´ın Rasulüne, amcam ve ba­bam için hurma getirdiğimi söylediğim zaman onları ken­disine vermemi emretti. Ben do hurmaları onun eline bo­şalttım, fakat hurma avuçlarını dolduracak, kadar çok de­ğildi. Peygamber (s.a.v.î, bir bez parçası istedi. Yayılan bez parçasının üstüne hurmaları saçtı, örtünün her tarafı hurma olmuştu. Daha sonra yanindakilerden, hendek kaz makta olanları yemeğe davet etmelerini istedi. İşçiler gel­diler ve yemeye başladılar. Hurmalar artıyordu, onlar ka-nnlarım doyurup kalktığında hurma örtünün kenarların­dan taşıyordu.»[7].

--------------------------------------------------------------------------------

[1] W. 446.

[2] W. 448 49; I. S. 11/1,51.

[3] I. I, 67..

[4] Iran Kralı.

[5] W. 450.

[6] I. I. 672; W.,452. ´

[7] I. I. 672


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.