Kullanıcı girişi

Bir Destandır Çanakkale


Kızının doğduğunu cephedeyken öğrenmişti. Yavrusunu görmesi için izin verildi. Ancak o, vazifeyi her hazzın üstünde tuttu. Gözleri kızını görecekken, düşmanı takip etti. Yeni doğan bebeğini göremeden adını mektupla koyan babaların düşmanla çarpıştığı yerdir Çanakkale.

Düşman bütün hazırlıklarını yapmış, 18 Mart'ın ikindi çayını Marmara sularında içmeyi plânlamıştı. Bunun için Boğaz'ın sularını hemen her damlasına kadar taramış, dökülen bütün mayınları toplamıştı. 17 Mart günü hazırlanan raporda Boğaz artık temiz gözüküyordu. Aynı günün gecesi ise, tuzak kuranların tuzaklarını ters yüz eden, tuzakların en hayırlısını kuran Küllî İrade'nin Sahibi, görünenlerin arasından görünmeyen Nusrat'ı yüzdürmüş, İsmail Hakkı Efendi'ye kalan son 26 mayını döşetmişti. Boğaz'ın serin sularında her gece yarısı düşmana görünmeden yüzen Nusret Mayın Gemisi'nin demir attığı yerdir Çanakkale.

"Ağır adımlarla sınıfın merdivenlerini çıkmaktaydı. Her gün seslerini sınıfın kapısına yaklaştığında duymaya alışık olan Ahmet Fevzi Bey sınıftan hiçbir sesin gelmediğini fark etti. İçeriye girdiğinde sınıfın boş olduğunu gördü; masasına doğru ilerlediğinde tahtadaki yazıyı fark etti. Tahtada: 'Hocam biz hep beraber karar verdik ve Çanakkale'ye gidiyoruz sizi de orada bekliyoruz. Hakkınızı helâl edin! Allahaısmarladık!' yazıyordu.

Ahmet Fevzi Bey'in kanı donmuş, son bir solukla kendisini dışarı atmıştı. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akmaktaydı. Artık onun da İstanbul'da durmasının bir mânâsı kalmamıştı. İstikamet belliydi Çanakkale."* 1915'te birçok okulumuzda buna benzer durumlar yaşanmıştı ve o sene bu okullarımız mezun verememişti. Öğretmenlerin talebeleriyle kavuşup gülle yağmurlarının altında onları mezun ettikleri yerdir Çanakkale.

Gemiler şafakla birlikte harekete geçmişti, bataryalarımızın üstüne tonlarca mermi yağmakta, gemiler âdeta kan kusmaktaydı. Askerlerimiz ise, sabırla sıranın kendilerine gelmesini beklemekteydi. Bekleyenlerden biri de, atılan mermilerle alt-üst olan Mecidiye Tabyası'nın Onbaşısı Koca Seyid'di. Kullandıkları bataryanın vinç sistemi bozulmuş, 275 kg mermiyi topa yüklemek için kaldırma imkânı kalmamıştı. Koca Seyid, önünden geçen Ocean Zırhlısı'nı gözüne kestirmişti. Göz göre göre geçemezdi düşman buradan. Koca Seyid âdeta kollarıyla boğazı kesmeye hazırlanıyordu. Yere eğildi. Kımıldatılması dahi zor olan son mermiyi açık bir İlâhî nusret ile kaldırarak topun namlusuna sürdü ve ateşledi; gemi sanki kaşının ortasından vurulmuştu. Artık savaşın seyri değişecekti. Birkaç kişi kaldıkları tabyada, âdeta toprak altından dirilen, mağrur düşmanın gemisine geçit vermemek için, sadece koca mermiyi değil, gerektiğinde bütün Gelibolu'yu tek başına kaldıracak olan Koca Seyid'in, âbideleştiği yerdir Çanakkale.

Hamilton 18 Mart günü denizden geçemeyeceğini anlamış, bütün plânlarını değiştirmek zorunda kalmıştı. Artık her gün asker yığıyordu Gelibolu'ya. Dünyanın dört bir yanından askerler Çanakkale'ye akın etmekte, hançerlerini Osmanlı'nın kalbine saplamak için çekmekteydiler. Haksızca, zalimce, kinle çekilmiş hançerlerin, hedefine ulaşamadan kırıldığı yerdir Çanakkale.

Hamilton, çıkartma yapılacak koyları harita üzerinde işaretlemiş, ertesi günü beklemekteydi. 25 Nisan sabahı şafakla beraber emir verildi. Gemiler işaretlenen koyları ara vermeden dövüyorlardı, tek bir canlının yaşamasına tahammülleri yoktu. Seddülbahir, Ertuğrul Koyu, Alçıtepe âdeta yanıyordu. Düşen her mermi Mehmetçiğin avucunda söndürülüyordu. Fennin, teknolojinin yetmediği, her metrekaresinde 6.000 merminin söndürüldüğü yerdir Çanakkale.

Yanan Ertuğrul Koyu'nun gerçek sahipleri, bu amansız top yağmurunun dineceği ânı iple çekiyorlardı. Nihayet saatlerdir devam eden ateş son bulmuş, çıkartma gemileri Ertuğrul Koyu'na demirlemişti. Şimdi sıra Yahya Çavuş ve yiğitlerindeydi. Sahile yaklaşan ilk düşman askerleri artık tepeden gözüküyordu ki, işte o ân kıyamet koptu. Askerlerimizin bulunduğu tepe alevden bir sel hâline dönüşmüş, önüne kattığı her şeyi denizin dibine sürüklemekteydi. Sahile çıkmak isteyenlerin bu selden kurtulmalarına imkân gözükmüyordu. Bir ara Yahya Çavuş'un sesi duyuldu: "Mermilerinizi sakın boşa harcamayın. Bir mermiyle iki kişi vurmaya çalışın."

Yahya Çavuş ve arkadaşları, akşama kadar düşmana nefes aldırmamış, düşmanın rahatlıkla çıkacağını zannettiği tepeyi onlar için bir cehenneme çevirmişti. Düşman orada sadece 63 kişi olduğundan habersiz, koca bir alayla savaştığını zannediyordu. Akşam olduğunda, tepedeki siperden artık mermi sesi duyulmaz olmuştu. Bir bölüğün bir alay gibi vuruştuğu, Yahya Çavuş ve askerlerinin Allah'a kavuştuğu yerdir Çanakkale.

Çok uzak yerlerden -Hindistan'dan- yola çıkmışlardı; maksatları Osmanlı'ya yardım etmekti. İngilizler onları kandırmış, hain bir plânın parçası olarak Osmanlı'nın karşısına çıkarmıştı. Saldırı emri siperlerde bir defa daha yankılanmış, askerler siperlerinden ok gibi fırlayıp göğüs göğüse kıyasıya bir mücadeleye başlamıştı.

Âsım, yerde boğaz boğaza mücadele ettikten sonra öldürdüğü düşmanın cansız vücudundaki garip şişkinliği fark etti. Elini gömleğinden içeriye soktu ve hiç yabancısı olmadığı bir şeyi çıkarttı. Soluk alması değişmiş, dudakları kurumuştu. Elindeki, uğruna canların feda edildiği, hepsinin canlarından çok sevdikleri Kur'ân-ı Kerîm'di. Her şeyi anlamış, kardeşinin cansız bedenine kapanarak ağlamaya başlamıştı. Hain oyunların oynandığı, kardeşin kardeşe vurdurulduğu yerdir Çanakkale.

Kurban bayramıydı. Bütün alay, bayram namazı için bir araya gelmiş, sükûnetle bayram hutbesini dinliyordu. Namaz kılındı, herkes tertemiz bir hâlde birbirleriyle bayramlaştı. Bu, birçoğunun dünyadaki son bayramlaşmasıydı. Dünya tarihinin en şanlı alayı (57. Osmanlı Piyade Alayı) kurban bayramının birinci günü, alay komutanından saka erine kadar Hakk'a yürüdü; güneş battığında bütün alay şehit olmuştu. Dünya tarihinin en şanlı alayının en büyük bayramı yaşadığı yerdir Çanakkale.

Siperler arası mesafe yer yer sekiz metre. Ölüm muhakkak; ancak müthiş bir teslimiyet ve tevekkül var. Her dakikaya, her metrekareye bir şehit düşmekte, mermi mermiyle çarpışmaktadır. Conkbayırın'da, Anafartalar'da, Arıburnu'nda, Bombasırtı'nda, Zığındere'de kimi on beş, kimi on altı yaşındaki er oğlu erler bir bir toprağa düşmektedir. Toprağın bağrında binlerce çiçek açmaktadır. Bu en güzel çiçeklerden birinin mektubu, açtığı günün ardından gelir anasına: "Oğul, arkadaşların saçındaki kınayı merak ederlermiş. Neden annen seni buraya gönderirken saçına kına yakmış derlermiş. Oğul söyle onlara, herkes duysun! Herkes öğrensin! Ben seni vatanımıza, Allah'ımıza kurban seçtim, o yüzden saçını kınalayıp gönderdim." Her adımında binlerce Kınalı Hasan'ın, Ali'nin, Mehmet'in yattığı yerdir Çanakkale.

"Eller tutmasa da
Gözler görmese de
Kulaklar işitmese de
Bir neslin vatanı beklediği yerdir Çanakkale."

*Mustafa Necati Sepetçioğlu, Geldiler, İrfan Yay., İst., 1998.


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.