1. Mahmud Devrinde Avrupa Devletleri

1. Mahmud Devrinde Avrupa Devletleri

Karlofça antlaşması sonrasın da, devlet-i âliye denizlerden çekilir olmuştur. İspanya donanması ülke arazisinin Akde­niz'in üzerinde topoğrafik te'siri, bu ülke donanmasına faikı­yet sunmaktaydı. Bu avantajı donanmasına önem vermek suretiyle, takviye eden İspanyol'lar bilhassa bizim Cebelita­rık, denizcilerin Cibraltı dedikleri boğazıda kontrol etmeleri hayli güçlü olmalarına yardımcı oluyordu. Denizlerin güçlü donanma sahibi olanlspanya, gerek İngilizlerin gerekse Fran­sızların kur yapmak durumunda olan paylaşılması güç bir sevgili gibiydi. Çünkü bu ülkenin yandaşlığını kazanmak ge­rek Fransa'nın, gerekse İngilterenin plânlarına doğrudan te'sir etmekteydi.

Fransa; Avrupa hakimiyetini ele almak hülyaları içindey­ken, ingilizler, dengeli bir Avrupa, harpte ve sulhte korkunç olmaktan çıkar anlayışını hâkim kılmak istiyordu.- Fransa'nın hâkimiyet projesi başını belâya sokacağı tabii idi. Çünkü ben hâkim olmak isteme plânlan yapmak yetmez, o plânlan kuvveden fiile çıkarmak esasdır. Böyle olunca da, denge un­suru isteyenlerin bir küçük organizasyonla karşında hasım olarak belirdiğini görürsün hemen. İşte; Fransa, karşısında Inglizlerin organize ettiği kuvvet dengeleri ülkelerinden ikisini safına çekmişti. Bu devletler; Avusturya ve Hollanda idi. Bu­na karşılık atmaca gibi yalnızdı Fransa.. Veraset savaşları da denen bu seri harplerde otuz yıl kadar imtidat etti. İlk zaman­larda Fransa büyük sıkıntılara düştü. İngiltere ve Hollanda savaştan çekildiğinde, bu ülkenin karşısında Avusturya yal­nız kalmakla beraber, Paris'in kapılarını zorlamaktaydı.

Fransız Generali Villars, önce Pâils önünde püskürttüğü Avusturya'ordusunu, kısa bir zaman sonra Ren Nehri boyun­da da ve ağlub edince, barış isteyen Avusturya old'j Neticede otuz seneyi bulan savaşın Fransa'yı bitap düşürdüğü şa-hid gerektirmez. Kral 15. Lûi'nin naibi olan Kardinal Fleru idareye akıllıca yürütmüştü. Fransa; avrupa üzerinde kendi­ne rakip addedip faik olmaya çalıştığı ülke olarak, Avustur­ya'yı görüyor ve bu üstünlüğü sağlamak üzere Osmanlı devletiyle yakınlaşma çabası harcıyordu.

Osmanlı devlet politikası o târihe kadar bir gayrimüslim ülke ile ittifaka sıcak bakmazdı. Ancak şunu da unutmamalı­yız ki Kaanuni döneminde, Hazreti Barbaros'un kapdan-ı deryalığı zamanında donanmamız askerî irtifaklar yaptığı da olmuştur ecnebi devletler ile.. 1740 yılında Avusturya kralı 6. Çarls'ın ölmesi Fransa'nın illâ Osmanlı ile ittifak arama lüzurnu eski önemini kaybetmişti. Çünkü Avusturya-Fransa savaşı kopmuştu. Bu savaşın nihayetinde de, Fransa rakibini Moris Saks adlı komutanın başarılı sevk-i idaresi üst üste üç defa Avusturya ordusunu mağlubiyete uğrattı. Herne kadar sulh müzakeresinde elde ettiği beldeleri geri verdiyse de, güçlü devlet intibaını daha da kabule uygun hâle getirdi.

Fransa; Osmanlı devletiyle çok yakınlaşmak arzusuyla 1757'de Baron Dö Vergegn b. elçi, sekreteri olarakda meş­hur Baron Dö Toth'u gönderdi. Topal Osman ve Hekimoğlu Ali Paşaların, Fransız eğilimi taşımaları bu gelen diplomalar­la beraber ilişkileri kuvvetlendirmeye başladı. Fransa'dan sonra Avusturya'ya baktığımızda, otuz sene savaşlarının bu ülkede üç imparatoru eskittiğiyle karşılaşırız. Bunlar ise, 1. Leopold, 1. Josef ve 6. Çarls'dır. Bu Avusturya, Osmanlı devletiyle veraset savaşları akabinde savaşmış ve Pasarofça-da yapılan antlaşmayla Tamışvar, Banat, Eflâk ve Belgrad gibi değeri hayli yüksek bölgelere mâlik oldu ve bu hâl ^Avusturya'yıda büyük devlet olarak isimlendirmeye yetti. 6. Çarls, Rusya'nın, Osmanlı devletine karşı açtığı savaşda bir açgözlülük yapmış, daha fazla arazi elde etmek için Ruslar ile müttefik olarak karşımıza çıkmaktan çekinmemişti. An­cak; Osmanlı karşısında bozgun halinde çekilirken Pasarof-ça'da ele geçirdiği her şeyi elinde tutamıyor, baş da Tamiş-var olmak üzere eline geçirdiği yerlere veda etmek mecburi­yetinde kalıyordu. Buna rağmen Avusturya, Osmanli devleti­ne karşı her fırsatta saldırıya katılma eğiliminde olduğu gö­rüldü.

Prusya devleti Büyük Fredrik tarafından, 1688'de, Kiev, Brandenburg ve Prusya dukalıklarını birleştirdiğinde 1713'de yapılan Ütreht antlaşmasıyla bir krallık olarak tanındı. Bu "Büyük Almanya" hülyasının belirginleşmeye başlamasıdır. Büyük Almanya politikasının temeli ise şöyleydi: "Almanla­rın yabancı bir bayrak altında yaşayamayacağı nerede bir Alman kitlesi varsa oranın Alman toprağı olması gerekir.." düşüncesine istinad ediyordu. Ancak böyle bir hedefe asker ve disiplinli bir millet meydana getirmekle ulaşılabileceğini tatbike koyan Büyük Fredrik adım adım bunu gerçekleştir­mekte başarılı oldu. Bu tarihlerdeki Prusya, Osmanlı devleti ile bir ilişkisi bahse konu değildir.

İngiltere'nin, 18. yüzyıl, diğer bir deyimle 1701'den sonra bu ada devletinde birliğe doğru gidişin sancılarına rastlanır. Iskoçya bölgesi, Stuart hanedanına bağlı kalmıştı. Adanın bir başka bölgesini de, Hannover hanedanı idare etmekteydi. ]701 senesinde yapılan birleşme kanunu dolaysıyla, Stu-art'Iarın krallığı Hannover hanedanına bırakmak zorunda kalması, bu krallık görevini Hannover hanedanından 1. Ge-orge üstlendi vede bütün İngiltere'nin kralı olarak hükmet­meye başladı. Ortaya çıkan idare tarzı, patrimonyal anlayış-dan uzak, güçlü parlamento, birliği temsil eden sembolik kral hâli idi. Bu sayede de devlet işlerinin ve toplum ihtiyaç­larının daha iyi incelenmesi kabil olabiliyordu. Avrupa'nın di­ğer devletleride, Ada'nın bu tarzına olumlu bakıyor ve üike-lerinde de uygulanmasını isteyen kişi ve guruplar ortaya çı­karken, imparator ve krallar bu şekildeki değişikliğe karşı ol­duklarını açıklamaktan imtina etmiyorlardı.

Böylece; avrupahların karşıdakiler dedikleri ingilizlerin kullandığı devlet anlayışı sistemi kara avrupasinda hayat bu­lamıyorlardı. Sunuda hemen hatırlatmamız gerekir ki; ingilte­re, daha o zaman stratejisini denizlere hâkim olma şeklinde tesbit ederek, gereklerini yerine getirmeye, deniz ticaret filo-larıyla da her tarafa ulaşabilmeyi plânlamıştı. Tabiiki Ameri­ka kıtasının bakir olmasının getirdiği kolaylıkların, istihsalde­ki verimden İngiltere'nin istifade etmesini sağlamak, ancak böyle bir, strateji ile mümkün olabilirdi.

1717 yılında İngiltere başbakanı olan Stanhop, sanayii ve ticari alanlarında iyi bir sıçrama yapmayı evvelâ savaşı poli­tika dışına atmakta buldu. Fransa'ya sulh isteyen eli uzat­maktan çekinmedi. Fakat; bu davranışı ahali tarafından be­nimsenmedi ve desteklerini çektiler. 1739 sonrasında İngiltede saltanatla ilgili ihtilaflar tırmandı ve bu arada da, İspan-ile savaşılmaktaydı. Özetleyecek olursak şunu söylemek kabildir: "İngiltere, 1750'ler sonrasına kadar Osmanlı devle­tiyle pek ilgilenebilecek zaman bulamamıştı başındaki gaile­ler yüzünden. Amansız düşmanımız moskof diğer adı ile Rusya, 2. Bayezid döneminde İstanbul'a gönderdiği, garip kıyafetli elçisinden sonra tahlil etmeye çalıştığımız dönem arasında geçen yıllar doğrusu, Rusların iyi değerlendirdiği bir zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Karlofça antlaşmasıyla Rusya, avrupa kıta devletleri arasında mümtaz bir mevkie yükselirken, Azak kalesini alması münasebetiyle, Karade niz'e çıkma şansını yakalamasrda bir büyük merhaledir on­ların hesabına..

Me varki; Baltacı Mehmed Paşanın Deli Petro'yu Prut'da, pek feci bir mağlubiyete uğratması ve Azak kalesinin eski sahibi Osmanlı devletine rücû edişi, Rusların kafalarında ser­semlik husule getirdi. Sıcak denizlere çıkmak hayali, böyle güçlü bir engelle karşılaşınca bu sefer gözlerini soğuk deniz­lere çevirmelerini getirdi. Burada da karşısına Kuzey Avru­pa'nın patronu mesabesinde olan, İsveç ve onun 12. Şarl ad­lı Demirbaş namlı kralı çıkmıştı. Karadeniz ile Baltık denizin­de önüne çıkan bu iki devletin, Rusya tarafından alt edilme­sini icâb ettiren güçler idi.

Rus Çarları bu hususda sinsi ve iki taraflı bir politika güt­meye başladılardı. Birine sataşırlarken, diğeri ile ilişkileri en üst düzeye taşıyorlardı. Bu politika sadece askerî amaçlı ol­mayıp, Rusya'nın ekonomi bakımındanda plânları vardı ve Osmanlı devleti elindeki boğazlar ekonomi için istifade olun­ması gereken vasıtalardı. Bu vasıtadan İstifade edebilmek başka, mâlik olmak daha başkaca birşeydi.. Yukarıda söyle­diğimiz sinsi politikanın ilk merhalesi, İsveç topraklarına göz diken Çar'ın ilk işide Dersaadet'e Daskov adlı bir büyükelçi seviyesinde diplomat göndermek oldu. Bu diplomatda, pek pesimist bir yaklaşımla, ılık bir diplomatik hava teminde ba­şarılı oldu. Bu durum da, Rusya'nın işine hayli yaradı.

Çünkü Osmanlı-İsveç savaşına Osmanlı, atf-u nazar eyle­medi bile. Yukarılarda İsveç'in antlaşma maddeleri arasına sokmaya çalıştığı taleplerden bahsettiğimizden, bunu burada tekrar etmeye lüzum görmüyoruz. Ancak; Rusları İsveç'le uğraşırken biz arkadan sıkıştırsaydik, dünya târihinde bir hayli değişikliğin sahibi olabilirdik. Bu İsveç savaşı için Çar, başşehrini değiştirerek, Moskova'yı terk etmiş, Finlandiya yakınlarındaki eski adı Petersburg, boişevik ihtilâli sonrasın­da da Leningrad olan şehre taşımıştı. Rusya; İsveç'e savaş ilân ettiğinde müttefikleri olarak en azından, siyaseten Hol­landa ve Lehistan yanındaydı. Savaş sonunda Raştad antlaş­ması yaplmış Kuzey avrupa patronajı İsveç'den uçup, Rusya'nın avucuna konmuştu. Litvanya, Estonya, Finlandiya'nın bazı parçalan Rusya topraklarına dahi! edilerek sonuçlandı. Peşinden de; Petro; Osmanlı üzerindeki sakimâne düşünce­lerine hayat verme hazırlıklarına koyuldu. Çar'ı, oğlunu öl­dürtmüş olarak görüyoruz bu sırada ve yeni bir taht statüsü hazırlarken de ölümü vukubuldu. Rusya bu ölümle karışır­ken, Çar karısı Katerina durumu teskine muvaffak oldu. An­cak iki seneye kalmadıki Katerina ölümüyle Çarlığa oğlu 2. Petro adıyla geçmesini hazırlamış oldu.

Takvim 1730'ü gösterirken, 2. Petro'yu Çiçek hastalığının ahirete götürdüğünü görüyoruz. Bu sefer Çarlığın başına 1, Petro'nun kızı 2. Katerina unvanıyla Çariçe oldu. Cinsiyetin akla ne derece alakası vardır? Bu Allahımızın indinde olup, kullarında çeşitli ilimlerin yardımıyla bir şeyler beyan ettikleri doğru olmakla beraber, bazende görünen köyün klavuza ih-tiytacı olmaz anlayışı içinde yapılanlar kendini gösterir, 2. Katerina'da Rusya'nın, ticaret yollarında kendisinin de yeri ^olduğunu gösterebilmek ve o yolda, ülke ticaretine İâzımge-

ı faydayı sağlamak için, kıtalar arası ticarete mâlik olabil­mek için, hem deniz ticaret filosu hem de bu ticari filonun emniyet içinde dünya denizlerinde gezebilmesi için onu sa­vunacağı bir askeri donanmaya ihtiyacı olduğunu akıl eden, Çariçe 2. Katerina bir değil, hem de, iki donanma yapmayı plânladı ve gerçekleştirdi.

Birini Karadeniz, diğerini Baltık donanması olarak isimlen­dirdi. Karadeniz donanmasını dokuzu büyük, yetmiş tanesini de küçük gemiden oluşturdu ve Amiral Predal'in emrinde su­ya saldı. Rusya'nın denizciliğe verdiği önem, o sırada bizim gönlümüzce, denizlere ehemmiyet vermekten uzaklaştığımız döneme denk gelirken, Rusların kabiliyet kısırlığı onların de­nizcilikte hızlı hamleler yapmalarına izin vermedi. Osmanlı devleti Rusların; Karadeniz üzerindeki varlığını ve boğazlar üzerindeki emellerini bildiğinden, artık Karadeniz'de asla Rus donanmasından aşağı düşmeyen seviyede bir filo bulundur­mağa mecburdu ve buna ilâve olarak da, artık cidden çok ve iyi denizciler yetiştirmesi icâb ediyordu. İstikbâl bu iki ülke arasında Karadeniz'de bir mücadele alanının açılacağını gös­teriyordu.

İsveç Kralhğma gelince, Avrupanın kuzey taraflarını, pat­ronajı altında tutan İsveç, cesur fakat maceracı kralları De­mirbaş lakablı 12. Şarl'ın Rusya ile siyasi ve tedafüi bir pak­tın vücudunu sağlamadan, seli-i seyf etmesi yâni moskof'a savaş açması, hâttâ daha fazlası büyük bir ukalâlıkla Os­manlı devletindeki politikalara müdehaleye kalkışması, Rus­ların yanına aldığı müttefiklerle çarpışırken, yalnız kalmasına sebeb oldu böylece de sadece savaşı değil, harbin sonunda bir çok toprak kaybına uğrarken, kuzey avrupa liderliğini de kaptırmış oluyordu. Bu cesur fakat tecrübesiz kral, 1718'de Frediskal kalesini muhasara ettiği esnada kale'den gelen bir mermi, Şarl'ın hayatını sona erdirdi.

Kralın Ölümü üzerine, kızkardeşi Prenses Eleanora, İsveç tahtına geçti ve Osmanlı devletiyle, dostluk yollarını arama­ya başladı. Frediskal kuşatması, Osmanlı'yı Ruslar'a saldirt-mak için bir kışkırtma hareketidir ki, Osmanlı devlet ricali, bu hususu tecrübeleri vasıtasıyla hissetmişler ve Rusya ile İs­veç arasındaki savaşı seyretmeyi daha mâkul bulmuşlardı böylece Kraliçe Eleanora devlet siyasetini kocası Fredrik'in ellerine bırakmıştı. Bu zat; intikam politikasının terkini istedi­ğinden ve bunun da, devlet adamlarımız tarafından bilinme­si, bahse konu ettiğimiz yukarıdaki K=»le kuşatmasının plânlı bir aldatmaca olduğunu anlamışlar böylece isveçlilerin eniş­tesinin oyunu boşa çıkmıştı.

Lehistcn yâni Polonya; gerek Rusya gerekse Avusturya baskısı altında kral yapıla i 2. Agust idaresindeydi tabiiki

Ruslara diyetini ödemek için İsveç'e savaş açan bu devlet, İsveçlilerin önünde mağlup olmuş, bir müddet için Kral 2. Agust tahtından uzak kaldı bilahirede yine Rusların yardı­mıyla krallığına devamede bilmiştir. Yâni Rus yanlısı bir Po­lonya kralı, tabiatıyla Osmanlı aleyhtarı olması mukadderdi. Prut'ta Rusya'yı mağlup edebilen Baltacı Mehmed Paşa, ya­pılan Prut Antlaşmasına Ruslar, Lehistan topraklarından çı­kacaktır şeklinde madde koymasına rağmen, ifade kâğıt üzerinde kalmıştır. Böylece Rusya'nın Lehistan üzerinde te'siri gittikçe artmıştır. 2. Agust'un ölümü Lehistan'a seçile­cek kralın devletler arası bir mesele hâline geldiği görüldü.

Nitekim; Rusya, ölen 2. Agust'un oğluna 3. Agust unvanı­nı vermek suretiyle Lehistan tahtına çıkardı. Fransa; Rus­ya'nın bu kadar çok söz sahibi olmasını kendi emellerine ay­kırı gördüğü için, Lehistan, Rusya ve Avusturya'ya savaş ilân etdi. Tabii Leh vatanseverleri, bu hususda Fransa'ya kucak açtı. Çünkü Rus emperyalizmi, Polonya'nın bağımsızlığının ıd üzerinde kalması demek idi. Nitekim, Fransa açtığı bu ıvaşı kazandığında, Rusları Lehistan topraklarından çekil­miş, Avusturya kendi kabuğuna dönmüş böylece de, Lehis­tan'da karışıklık ve huzursuzluk izale olmağa başlamıştı. Ve­nedik Cumhuriyeti ile devlet-i âliye donanmaları hayli zayıf düştüğünden, 18. yüzyıla barış içinde girme ve devam ettir­me her iki ülkenin hedefiydi.

Mora ise yine Osmanlı devletinin kontrolunda idi. Fakat meydana gelen savaşsız zaman dilimi, her iki devletinde işi­ne gelmişti. İspanya devleti; İngilizler ile uzun zaman süren savaş neticesinde donanması dahi yıpranmış ve her yönüyle ülke de zaafa uğramıştı. İspanyollar, düştükleri hâl münase­betiyle artık Doğu Akdenizde olsun, Kuzey Afrika da olsun eski hegomanyollannı ve emellerini sürdürmekten pek uzak­tılar. İspanya bütün gücüyle Amerika kıtasında tesis ettiği kolonilerini muhafazaya çalışıyordu. 1714'de yapmak zorun­da kaldığı Raştad antlaşması Hollanda, Milano, Napoli duka­lıkları elden çıkmıştı. Sardunya Adası İspanya'dan kopmuş gitmişti.
Top