Hz. Ebu Bekir´in Cihada Teşviki

Hz. Ebu Bekir´in Cihada Teşviki

Hz. EBUBEKİR’İN ZEKAT VERMEKTEN KAÇINIP DİNDEN DÖNENLERLE SAVAŞMAYA BÜYÜK ÖNEM VERMESİ

Hz. Ebubekir’in Savaş Konusunda Ensar ve Muhacirlere Danışması

- Hz. Peygamber vefat ettiği zaman Medine’de münafıkların sayısı arttı. Arap ve Acem birçok kimse dinden döndü. Acemler Nihavend’de toplanarak “Arapların biraraya gelmelerini sağlayan kişi öldü!” dediler. Bunun üzerine Hz. Ebubekir, Muhacir ve Ensar’ı bir yerde toplayarak şunları söyledi:

“Bildiğiniz gibi Araplar zekat koyunlarını ve develerini vermeyerek dinden döndüler. Acemler de Nihavend’de toplanıp aralarında anlaşarak sizinle savaşmaya karar verdiler ve sizi birarad

a tutan kişinin öldüğünü söylediler. Bu konuda ne öneriyorsunuz? Çünkü ben de sizden birisiyim. Bu beladan en büyük pay da halifelik görevini taşımam dolayısıyla bana düşmektedir. Benim yüküm hepinizinkinden ağırdır”.

Orada bulunanlar başlarını eğerek uzun bir süre düşündüler. En sonunda Hz. Ömer sessizliği bozarak şunları söyledi:

“Ey Allah Rasûlünün halifesi! Bana kalırsa bu Araplardan namaz kılma ve zekat verme görevlerini affetmelisin. Çünkü onlar câhiliyeden henüz yeni çıkmışlardır. İslâmiyet onlarda yerleşmiş değildir. Ya Allah onları daha sonra imana yeniden döndürür ya da İslâm’ı güçlendirir ve gâlib kılar. O zaman da onlarla savaşabilecek duruma gelmiş oluruz. Şu anda ise Muhacir ve Ensar’ın bütün Arap ve Acemlere karşı savaşma gücü yoktur”. Hz. Ebubekir bu kez Hz. Osman’a dönerek ne düşündüğünü sordu. O da Hz. Ömer’i destekler mahiyette konuştu. Daha sonra Hz. Ali ve diğer Muhacirler de ona katıldılar. Hz. Ebubekir bu kez de Ensar’a baktı. Onlar da bu hususta Muhacirlere tâbi olduklarını söylediler. Böylece herkesin fikrini öğrenen Hz. Ebubekir minbere çıktı; Allah’a hamdu senâlarda bulunduktan sonra şunları söyledi:

“Ey İnsanlar! Allah, Muhammed’i gönderdiğinde hak taraftarları azınlıkta olup her taraftan ona hücum edilmekteydi. İslâm garipti ve her gittiği yerden kovuluyordu. Allah onları Muhammed vasıtasıyla biraraya getirdi. Onlar kıyamete dek devam edecek orta bir ümmet oldular. Yemin ederim ki Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve O’nun yolunda cihat etmek için hiç durmadan çalışacağım; tâ ki Allah Teâlâ’nın bize vermiş olduğu va’dini yerine getirinceye kadar. Bu uğurda öldürülenlerimiz şehit olur ve cennete giderler. Sağ kalanlarımız da yeryüzünde Allah’ın halifesi ve kullarının mirasçısı olacaklardır. Bunu Rabb’imiz va’detmiştir. O’nun va’di ise haktır. Allah Teâlâ şek ve şüphe götürmez kelâmında şunları söylüyor: “Allah sizden iman edip, salih amellerde bulunanlara (şunu) va’detmiştir: Onlardan öncekileri nasıl iktidar sahibi kıldı ise onları da yeryüzünde iktidar sahibi kılacaktır...’ (Nûr: 24/55) Allah’a yemin ederim ki Hz. Peygamber’e zekat olarak verdikleri bir yuları dahi vermeyecek olsalar, dünyadaki bütün ağaçlar, taşlar, cinler ve insanlar onlara yardım etseler yine de Allah’a kavuşuncaya dek onlarla cihada devam edeceğim. Çünkü Allah Teâlâ namaz ile zekatı birbirinden ayırmayıp birçok yerde birlikte zikretmiştir”. Halifenin bu sözleri üzerine Hz. Ömer tekbir getirerek

“Yemin ederim ki Ebubekir onlara savaş açma konusunda haklıdır!” dedi.[1]

- Arapların dinden döndükleri sıralarda Hz. Ebubekir minbere çıkıp Allah’a hamdu senalar getirdikten sonra şunları söylemiştir:

“Hamd, hidâyete erdirdiğine yeterli olan ve onu zengin kılan Allah Teâlâ’ya mahsustur. Allah, peygamberi Muhammed’i sıkıntılar içerisinde göndermiştir. İslâm garip ve sıkıntılı olarak başlamıştır. Allah’ın insanlara yüklemiş olduğu ahdi zayıflamış ve eskimişti. Allah Teâlâ kitap ehline gazap etmiş ve onların yanlarında hayır denilebilecek hiç bir şey bırakmamıştı. Onlar kötülüklerden sakınmadığı için Allah da onlardan şerleri uzaklaştırmamıştı. Onlar kitaplarını tahrif edip ona yabancı şeyler sokuşturdular. Araplarsa ümmiydi (mektep ve medrese görmemişti). Allah konusunda birşey bilmiyorlar ve O’na kulluk da yapmıyorlardı. Mâddî bakımdan çok büyük sıkıntılar içerisinde olup din yönünden de dalâlette bulunuyorlardı. Toprakları ise çorak ve verimsizdi. Bunların yanısıra bir de sahabe kitlesi vardı ki Allah Teâlâ onları Muhammed’le biraraya getirdi. Onları hayırlı ve orta bir ümmet kıldı. Onları, kendilerine katılanlarla destekledi ve karşılarındakilere gâlib getirdi. Bu durum Hz. Peygamber’in vefatına kadar böyle devam etti. Onun vefatından sonra şeytan yine onların enselerine bindi. Onları eski sapıklıklarına çevirdi. Allah’ın koymuş olduğu sınırları çiğnediler. “Muhammed sadece bir peygamberdir ve ondan önce de (nice) peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geriye dönerse (bilsin ki) o Allah’a hiç bir zarar veremez! Muhakkak Allah şükredenlerin mükâfaatını verecektir!” (Âl-i İmran: 3/144).

“Etrafınızdaki Araplar zekât koyunlarını ve develerini vermemek için isyan ettiler. Onların, dinlerini bugünkü kadar hiçe saydıkları görülmemiştir. Siz de Hz. Peygamber’in bereketini kaybetmenize rağmen dininizde hiç bir zaman bugünkü kadar kuvvetli olmamışsınızdır. Hz. Peygamber sizleri, kendisini dalâlette bulup da hidâyete erdiren o Kâfî ve Evvel olan Allah’a emanet etmiştir. Onu fakir bulup zengin eden Allah, sizi de durmakta olduğunuz ateş çukurunun kenarından kurtardı. Allah’a yemin ederim ki O va’dini yerine getirip bize vermiş olduğu ahdini ifa edene kadar O’nun emirleri doğrultusunda savaşacağım. Bizden öldürülenler şehid olur ve cennete giderler. Kalanlarımız ise yeryüzünde Allah’ın halifesi ve vârisi olacaklardır. Bu Allah’ın vermiş olduğu sözüdür ki O sözünden dönmez. “Allah sizden iman edip sâlih amellerde bulunanlara onları yeryüzünde iktidar sahibi yapmayı va’detmiştir” (Nûr: 24/55) Hz. Ebubekir bu sözlerden sonra minberden inmiştir.[2]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kenz III/142 (İmam Malik, İbn Ömer’den).

[2] Kenz III/142 (İbn Asakir, Salih b. Keysan’dan); Bidaye VI/311 (İbn Asakir’den bir benzerini).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/422-424

Hz. Ebubekir’in Savaşa İsteksiz Olan Veya Mühlet İsteyen Kimseleri Azarlaması

- Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Araplar irtidat ettiklerinde ben de dâhil olduğum halde muhacirler olarak Ebubekir’in yanına gidip

“Ey Allah Rasûlünün Halifesi! Halktan ne istiyorsun, onların yakalarını bırak! Namazı kılsınlar; fakat razı olmadıkları zekâtı vermesinler. Kalblerine iman girdiği zaman bunu da kabul edeceklerdir” dedik. Buna karşılık Hz. Ebubekir şunları söyledi:

“Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki gökten düşüp parça parça olmam benim için Hz. Peygamber’in savaşmakta olduğu birşeyi terketmemden daha sevimlidir!”. Böylece Hz. Ebubekir Araplara savaş açtı ve İslâm’a dönünceye kadar da onlarla savaştı. Allah’a yemin ederim ki Ebubekir’in o günü bile tek başına Ömer’in ailesinden daha hayırlıdır.[1]

- Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’in vefatından sonra Araplardan bazıları irtidat ettiler ve

“Namaz kılarız ama zekât vermeyiz” dediler. Ben Ebubekir’e giderek

“Ey Allah Rasûlünün Halifesi! Halka şefkat göster. Çünkü onlar vahşi hayvanlar gibidirler” dedim. O da bana şunları söyledi:

“Ben senden yardım umuyorken sen tutmuş bana engel olmaya çalışıyorsun. Bildiğim kadarıyla sen câhiliye döneminde çok cesurdun, müslüman olunca mı korkaklaştın? Ne yapmamı isterdin? Onlara, uydurulmuş garip bir şiir mi okuyaydım? Ya da iftiradan ibaret olan bir sihir mi yapaydım? Çok yazık! Hz. Peygamber Rabb’ının huzuruna gitmiş ve vahiy de kesilmiştir. Yemin ederim ki kılıç tutacak gücüm olduğu müddetçe Hz. Peygamber’e verdikleri bir yuları bana da verene kadar onlarla savaşacağım”. Bu sözler üzerine onun bu konuda benden daha azimli olduğunu gördüm. Hz. Ebubekir bu gibi hususlarda halkı o kadar güzel eğitti ki halifeliğim sırasında çok faydasını gördüm.[2]

- Dabbe b. el-Muhsan el-Anzî şöyle anlatıyor: Ömer b. Hattab’a

“Sen Ebubekir’den hayırlısın dedim. Bunun üzerine ağlayarak şunları söyledi:

“Ebubekir’in bir gecesi ve gündüzü vardır ki o bile Ömer’den ve ailesinden daha hayırlıdır. Bu gece ile gündüz hakkında sana bilgi vermemi ister misin?” Ben de

“Evet, ey Mü’minlerin Emîri! Buyurun anlatın” dedim. Hz. Ömer

“Onun gecesi, Hz. Peygamber’in Kureyş müşriklerinin zulümlerinden kurtulmak için yola çıktıkları gecedir ki o gece Ebubekir de onunla birlikte idi” dedi ve bu olayı sonuna kadar anlattı. Sonra da sözü Hz. Ebubekir’in sözkonusu gündüzüne getirerek şunları söyledi:

“Onun gündüzüne gelince bu da Hz. Peygamber’in vefat edip Arapların dinden döndükleri gündür. O gün Arapların bazıları: “Namaz kılarız; fakat zekat vermeyiz”, bazıları ise “Ne namaz kılarız, ne de zekât veririz? diyorlardı. Ben nasihatımı ondan esirgemezdim; bu kez de yanına gidip

‘Ey Allah Rasûlü’nün Halifesi! Halka şefkatli davran’ dedim.”[3]

- Hz. Peygamber’in vefatından sonra Ebubekir halife seçildi. Bu sırada Araplardan dinden dönenler oldu. Hz. Ebubekir de Onlara karşı savaş açtı. Bunun üzerine Hz. Ömer onun yanına giderek

“Ey Ebâbekir! Hz. Peygamber ben insanlarla, “Allah’tan başka ilah yoktur” demelerine kadar savaşmakla emrolundum. Kim “Allah’tan başka ilah yoktur” derse o malını ve canını benden korumuş olur. Onun kalbindekilere gelince bunun hesabı Allah’a aittir buyururken nasıl oluyor da sen bu insanlara savaş açabiliyorsun?” dedi. Hz. Ebubekir de şunları söyledi:

“Allah’a yemin ederim ki namazla zekatı ayıranlarla sonuna kadar savaşacağım. Çünkü zekât malın hakkıdır. Andolsun ki Hz. Peygamber’e verdikleri bir yuları dahi vermeyecek olsalar onlarla savaşmaya devam edeceğim”. Hz. Ömer de

‘Vallâhi Allah Teâlâ, Ebubekir’in göğsünü savaş için açmıştır. Ben şu anda onlarla savaşmanın, hakkın tâ kendisi olduğunu anlamış bulunuyorum” dedi.[4]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kenz III/141 (Adni’den).

[2] Kenz III/300 (İsmaili’den)

[3] Dineveri, Mecalis’de; Ebu’l – Hasen b. Bişran, Fevaid’de; Beyhaki, Delail’de ve el-Le’lekai, es-Sünne’de; Müntehab-ı Kenzi’l-Ummal IV/348 (Bir benzerini).

[4] Kenz III/301 (İmam Ahmed, Müslim ve Buhari, Ebu Hüreyre’den. Ayrıca İbn Mace müstesna sünen sahiplerinin dördünün, İbn Hibban ve Beyhaki’nin de rivayet ettiği kaydedilmektedir).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/424-425

Hz. EBUBEKİR’İN ALLAH YOLUNDA ORDULAR SEVKEDİP HALKI CİHADA TEŞVİK ETMESİ ve RUMLARLA SAVAŞMA KONUSUNDA SAHABİLERLE İSTİŞÂREDE BULUNMASI

Hz. Ebubekir’in Bir Hutbe ile Halkı Cihada Teşvik Etmesi

- Bir gün Hz. Ebubekir minbere çıkarak Allah’a hamdedip, Rasûlüne salavat getirdikten sonra şunları söylemiştir:

“Ey İnsanlar! Her dinde birçok manaları kendisinde toplayan bazı şeyler vardır. Kim bunları elde edebilirse o kendisi için yeterlidir. Kim de Allah için çalışmışsa mükâfaatını O’ndan alacaktır. Ciddiyetten ve itidalli hareketlerden ayrılmayınız. İyi biliniz ki itidalli hareket insanı hedefe ulaştıran şeylerin başında gelir. Şunu da biliniz ki imanı olmayanın dini de olamaz. Allah için çalışmayan kimse hiç birşey kazanamaz. Niyetsiz iş yapanın ameli yok sayılır. Dikkat ediniz, Allah’ın kitabında, O’nun yolunda cihad için insanın kendisini o yola vakfetmesine değecek kadar sevap olduğu bildirilmektedir. O Allah’ın insanlara gösterdiği kurtuluş yoludur. İnsanlar rezilliklerden ancak onun sayesinde kurtulabildiği gibi dünya ve âhiret şerefi de onunla elde edilebilir.”[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] İbn Asakir I/133 (Kasım b. Muhammed’den); Kenz VIII/207; İbn Cerir et. Taberi; IV/30 (O da Kasım b. Muhammed’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/426

Hz. Ebubekir’in Halid b. Velid ve Beraberindekilere Cihad Hakkında Mektup Göndermesi

- Hz. Ebubekir Yemâme savaşını bitirdikten sonra henüz orada bulunan Halid b. Velid’e şu mektubu yazmıştır: “Allah’ın kulu ve Rasûlünün halifesi Ebubekir’den Velid’in oğlu Halid’e onun beraberinde bulunan Muhacir, Ensar ve onlara iyilik üzerine tâbi olanlara! selam sizlerin üzerine olsun! Ben, şahitliğiniz altında, kendisinden başka ilah olmayan Allah’a hamdederim. Hamd, va’dini yerine getirerek kuluna yardım etmiş olan, kendisini dost edinenleri aziz, düşmanlarını ise zelil edip bütün gruplara karşı tek başına gâlip gelen Allah Teâlâ’ya mahsustur. O, kendisinden başka ilahın olmadığı Allah Teâlâ Kur’anda şöyle buyuruyor: “Allah sizden iman edip, sâlih amellerde bulunanlara (şunu) va’detmiştir: Onlardan öncekileri nasıl iktidar sahibi kıldı ise onları da yeryüzünde iktidar sahibi kılacaktır. Kendileri için beğendiği dinlerini (İslâm’ı yeryüzünde) sâbit kılıp sağlamlaştıracaktır. Onları korkularından sonra güvenliğe kavuşturacaktır. (Çünkü onlar sadece bana ibadet eder ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra küfre saparsa işte onlar fâsıkların tâ kendisidirler”. (Nûr: 24/55). Bu Allah’ın, kendisinde şek ve şüphe bulunmayan ve kesinlikle dönmeyeceği va’didir. Allah Teâlâ mü’minlere cihadı farz kılarak şöyle buyurmaktadır: “(Ey mü’minler) Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen birşey sizin için hayırlı olabilirken, sevip hoşlandığınız bir şey de sizin için şer olabilir. (Bundaki hikmeti) Allah bilir ama siz bilemezsiniz”. (Bakara: 2/216). Allah’ın sözüne güveniniz. Uğrunda mallarınız ve canlarınız gitse dahi Allah’ın farzlarına riâyet ediniz. Çünkü bu çekecekleriniz O’nun vereceği mükâfatın yanında hiç mesâbesinde kalır. O halde mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihada devam ediniz. “Hafif ve ağır olmak üzere (her iki şekilde de) savaşa katılın. Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihat edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır”. (Tevbe: 9/41) Artık oradaki işiniz bitmiştir. Halid b. Velid’e Irak’a gitmesini emrediyorum. Benden emir gelinceye kadar da oradan ayrılmasın. Siz de onunla birlikte gidiniz ve sakın gevşeklik göstermeyiniz. Çünkü biliyorum ki bu yol uzun ve meşakkatli bir yoldur. Ancak şunu biliniz ki Allah bu yolda iyi niyetle hareket edenler için çok büyük hayırlar ve mükâfaatlar verecektir. Irak’a vardığınızda emrim gelinceye kadar siz de Halid’in yanında kalınız. Allah hem sizin ve hem de bizim dünya ve âhiret ihtiyacımızı gidersin! Selam, Allah’ın rahmet ve bereketi üzerinize olsun.”[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Beyhaki, Sünen IX/179 (İbn İshak b. Yesar’dan).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/426-427

Hz. Ebubekir’in Rumlarla Savaş Hususunda Ashabla İstişâre Etmesi

- Hz. Ebubekir, Rumlara karşı savaş açmak istediğinde içlerinde Hz. Ali, Ömer, Osman, Abdurrahman b. Avf; Sa’d b. Ebî Vakkas, Said b. Zeyd ve Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın da bulunduğu Muhacir ve Ensar’ın Bedir’e katılanlarıyla diğer sahabileri çağırttı. Huzurunda toplandıklarında onlara şunları söyledi: “Allah’ın nimetleri sayılamayacak kadar çoktur ve hiç bir amel de Allah Teâlâ’nın bu mükâfaatlarına karşılık olamaz. Hamd yalnızca O’na mahsustur. Allah sizin kalblerinizi birleştirip aranızdaki düşmanlıkları kaldırdı.

O sizi İslâm’a kavuşturarak şeytanı sizden uzaklaştırdı. Artık şeytan sizi tekrar şirke düşürmekten ümidini kesmiştir. Allah’tan başka ilah edinmeyiniz. Bugün Araplar bir baba ile bir annenin çocuklarıdırlar. Sizleri şunun için çağırttım ki ben müslümanları Şam diyarında bulunan Rumlarla cihat etmeye göndereceğim. Gayem Allah Teâlâ’nın müslümanlara yardımlarıyla O’nun isminin en yüce olmasıdır. Bunun yanısıra bu cihatta müslümanlar için çok büyük kazançlar da olacaktır. Şöyle ki müslümanlardan bu yolda ölenler şehit olacaklar ve Allah katında çok büyük mükâfaatlar göreceklerdir. Geride kalanlar ise dinlerini müdâfaa etmiş olarak yaşayacaklar ve bunlar da Allah’tan cihad sevabını alacaklardır. Bunlar benim görüşümdür; şimdi de sizler, görüşlerinizi söyleyin!”. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/427-428

Hz. Ömer’in Rumlarla Cihat Hususunda Hz. Ebubekir’i Desteklemesi

Bunun üzerine Hz. Ömer ayağa kalkarak şunları söyledi:

“Hamd, yarattıklarından dilediğine hayır ve iyilikler veren Allah Teâlâ’ya mahsustur. Allah’a yemin ederim ki biz davet edildiğimiz bütün hayırlı işlere icâbet etmişizdir. Bu da Allah’ın, kullarından istediklerine verdiği bir faziletidir. O en büyük fazilet sahibidir. Andolsun ki ben de sana böyle bir teklifle gelmek istiyordum. Fakat sen benden daha önce davrandın. Çok yerinde bir karardır ve ben de bu konuda sana katılıyorum. Allah seni isabetli kararlarında dâim kılsın! Bana göre en kısa zamanda ordu sevketmeli. Sonra bu orduları da arkadan göndereceğin diğer ordularla takviye etmelisin. Eminim ki Allah Teâlâ kendi dinine yardım ederek, onu ve müslümanları aziz ve gâlip kılacaktır”. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/428

Abdurrahman b. Avf’ın, Rumlarla Nasıl Savaşılması Hakkındaki Görüşlerini Bildirmesi

Hz. Ömer’den sonra Abdurrahman b. Avf kalktı ve o da şunları söyledi:

“Ey Allah Rasûlünün Halifesi! Rumlar (Esferoğulları) çok kuvvetli olup adeta aşılmaz bir kale gibidirler. Bana sorarsan bir orduyla ve tüm gücümüzle saldırmamız doğru olmaz derim. Önce süvari birlikleri göndererek merkeze en uzak yerlerdeki birimlere saldırılarda bulunmalıyız. Onlar geldikten sonra taze birlikler sevkedip bu işi birkaç kere tekrarlamalıyız. Bu şekilde onlara kayıplar verdirir, ganimetler alırız. diğer taraftan da gözlerini korkutarak yıldırmış oluruz. Bu arada Sen de Yemen’e kadar en uzak yerlere haberler gönderir, Rabîa ve Mudar kabilelerinden askerler toplayıp hazırlıklar yaparsın. Bundan sonra da başına ya bizzat kendin geçerek ya da bir kumandan tayin ederek onları Rumların üzerine gönderirsiniz”. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/428-429

Hz. Osman’ın Hz. Ebubekir’i Desteklemesi ve Diğer Sahabilerin de Ona Uymaları

Abdurrahman’dan sonra bir sessizlik oldu. Bunu takiben Hz. Ebubekir

“Peki sizlerin görüşü nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Osman b. Affan şöyle konuştu:

“Ben senin bu dine mensup olanların iyiliğini ne kadar istediğini ve yine onlara ne kadar merhametli olduğunu biliyorum. Eğer onların geneli hakkında faydalı olacağını düşünüyorsan bu işe hemen başla. Çünkü biz senin hakkında bir şüphe beslemediğimiz gibi seni kınayacak da değiliz”. Hz. Osman’ın bu sözleri üzerine Talhâ, Zübeyr, Sa’d, Ebu Ubeyde, Said b. Zeyd ve orada bulunan diğer Muhacir ve Ensar

“Osman doğru söylüyor. Sen nasıl uygun bulursan öyle yap. Biz sana ne karşı çıkarız ve ne de seni suçlarız” dediler. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/429

Ebubekir Sıddîk’in Hz. Ali’nin Müjdesine Sevinmesi ve Ashâbı Cihada Davet İçin Bir Hutbe İrad Etmesi

Hz. Ali, orada bulunmasına rağmen hiç konuşmamıştı. Ebubekir Sıddîk ona dönerek

“Ey Eba’l-Hasan! Senin bu konudaki görüşün nedir?” diye sordu. Hz. Ali de

“Şunu derim ki ister başında bulun istersen de bulunma, Rumlar üzerine ordu gönderirsen Allah’ın izniyle gâlip geleceksin!” diye cevap verdi. Hz. Ebubekir de

“Allah sana hayırlı müjdeler versin! Onları mağlup edeceğimi de nereden çıkarıyorsun?” diye sordu. O zaman Hz. Ali şunları söyledi:

‘Ben Hz. Peygamber’in ‘Bu din kuvvetlenecek ve kendisine mensup olanlar yeryüzünde hâkim oluncaya dek, karşısına çıkan herkesi yenecektir’ buyurduğunu işittim”. Bunun üzerine Hz. Ebubekir

“Sübhânallah! Bu ne güzel bir hadistir! Beni bununla sevindirdiğin gibi Allah da seni sevindirsin!” dedi. Sonra Hz. Ebubekir minbere çıktı; Allah Teâlâ’yı şanına yaraşır bir şekilde andıktan ve Hz. Peygamber’e salavât-ı şerîfe getirdikten sonra şunları söyledi:

“Ey İnsanlar! İyi biliniz ki Allah Teâlâ İslâm dinini ihsan etmekle size çok büyük bir iyilikte bulunmuştur. Sizi cihatla şereflendirip bu din vasıtasıyla diğer milletlere gâlip getirmiştir. Sizleri diğer bütün dinlerin mensuplarına üstün kılmıştır. Ey Allah’ın kulları! Hazırlıklarınızı tamamlayıp Rumlarla savaşmaya çıkınız. Ben sizin için sancak bağlatıp başınıza kumandanlar tayin edeceğim. Rabb’inize itaat ediniz. Kumandanlarınıza karşı çıkmayınız. İşiniz de niyetiniz de güzel olsun. Allah Teâlâ’nın takvâ sahipleri ile iyilik yapanların yanında olduğunu da aklınızdan çıkarmayınız!”. [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/429-430

Hz. Ömer ile Amr b. Said’in Tartışmaları; Halid b. Said’in Hz. Ebubekir’i Destekleyen Konuşması

Bu sözler üzerine oradakiler sustular, cevap vermediler. Sonunda Hz. Ömer şunları söyledi:

“Ey müslümanlar topluluğu! Niçin Allah Rasûlünün Halifesine cevap vermiyorsunuz? O sizi hayat verici birşeye davet etmektedir. “Eğer çağrıldığınız şey elde edilmesi kolay bir dünya menfaatı ve sıradan bir yolculuk olsaydı ona koşacaktınız...’ (Tevbe: 9/42) Bunun üzerine Amr b. Said ayağa kalkarak

“Ey Hattab’ın oğlu! Sen bizim için münafıklar hakkında söylenmiş şeyleri mi söylüyorsun? Bizi kınayacağına sen kendin niçin ilk icâbet eden olmuyorsun?” dedi. Hz. Ömer de

“Halife, çağırdığında benim kendisine icâbet edeceğimi çok iyi biliyor. Eğer beni şu anda harbe gönderse itirazsız giderim” diye karşılık verdi. Amr b. Said ise

“Eğer biz savaşa gidecek olsak sizin için değil Allah için gideriz” dedi. Hz. Ömer de ona

“Allah seni muvaffak eylesin, doğru söyledin!” deyince sözü Hz. Ebabekir alarak

“Otur! Allah sana rahmet eylesin. Ömer bu sözlerini herhangi bir müslümana eziyet etmek veya onlardan birini küçümseyip kınamak için söylememiştir. O ancak cihat hususunda gecikenleri teşvik etmek istemiştir”.

Bu sırada Halid b. Said ayağa kalkarak

“Allah Rasûlünün Halifesi doğru söyledi. Ey kardeşim, yerine otur!” dedi. Halid, kardeşi Amr’ın yerine oturmasından sonra da sözlerine şöyle devam etti:

“Hamd, kendisinden başka ilah olmayan Allah’a mahsustur. O Allah ki müşrikler istemeseler de diğer bütün dinlere gâlip gelmesi için Muhammed’i hak dinle göndermiştir. Yine Allah’a hamdolsun ki O va’dini yerini getirmiş ve düşmanlarını helak etmiştir. Ey Allah Rasûlünün halifesi! Biz muhalefet etmediğimiz gibi ihtilaf da çıkarmayız. Sen bizim emîrimiz, şefkatli bir idarecimiz ve halifemizsin. Sen bizim için daima iyi bir nasihatçı oldun. Bizleri savaşa çağırdığında sana icâbet eder, emrettiğindeyse itaat ederiz”. Hz. Ebubekir bu sözlerden ziyadesiyle memnun oldu ve Halid’e şunları söyledi:

“Allah sana iyilikler ihsan etsin! Sen hem bir kardeş ve hem de bir dostsun. İsteyerek ve Allah’tan korkarak müslüman oldun. Sonra mükâfaatını Allah’tan bekleyerek hicret ettin. Allah ve Rasûlünün rızasını kazanmak ve Allah isminin en yüce olması uğrunda çalışmak için dinini müşriklerden kaçırdın. Ey Allah’ın rahmetine mazhar olan kişi! Seni ordunun başına emir tayin ediyorum; git hazırlığını yap!” Sonra da minberden indi. Halid b. Said de evine dönerek yolculuk hazırlıkları yapmaya başladı. Bu arada Bilal de Hz. Ebubekir’in emriyle çıkıp halka şunları ilan etti:

“Ey insanlar! Şamda’ki Rumlarla cihada çıkmak için hazırlanınız!” Halk Halid b. Said’in orduya kumandan olarak tayin edildiğini öğrenmişlerdi. Ordunun toplanacağı yere ilk giden Halid oldu. Bundan sonra halk on, yirmi, otuz, kırk elli ve yüzer kişilik gruplar halinde akın akın gelmeye başladılar. Kısa bir zamanda büyük bir kalabalık toplandı. Hz. Ebubekir bir gün yanına sahabilerden bazılarını da alarak ordugahı teftişe çıktı. Hazırlıkların tamamlanması için askerlerin ve halkın canla başla çalıştıklarını gördüyse de sayılarını yeterli bulmadı. Beraberinde götürdüğü kişilere

“Sizce bu ordu Rumlar için yeterli mi?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ömer

“Ben bunları yeterli bulmuyorum” dediler. Hz. Ebubekir diğerlerine de görüşlerini sordu. Onlar da

“Biz de Ömer gibi düşünüyoruz’ dediler. Bu cevapları alan Ebubekir bu kez onlara

“Ne dersiniz? Yemenlilere bir mektup yazıp onları cihada davet edeyim mi?” diye sordu. Onlar da bunu uygun buldular ve “Çok iyi olur!” dediler. bu karar üzerine Hz. Ebubekir aşağıdaki mektubu yazdı: [1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/430-431

Hz. Ebubekir’in Allah Yolunda Cihad İçin Yemenlilere Mektup Yazması

“Rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla! Allah Rasûlü’nün halifesinden kendilerine bu mektubun okunduğu her mü’min ve müslümana! Allah’ın selamı üzerinize olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a hamdederim. Şunu söyleyeyim ki Allah Teâlâ mü’minler üzerine cihadı farz kılmıştır. Hafif ağır bütün mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihat etmeleri müslümanlara emredilmiştir. Onun sevabı Allah katındadır. Biz müslümanların tamamını Şam’daki Rum ordularına karşı savaşmaya çağırdık. Onlar da buna süratle icâbet ettiler. Böylece onlar iyi niyetlerini göstermişler ve Allah da sevaplarını artırmıştır. Ey Allah’ın kulları! Bu mektubu aldığınızda siz de hemen diğer müslümanların yanlarına gidiniz. Bu hususta niyetiniz güzel olsun. Siz şu iki güzel şeyden birine davet ediliyorsunuz: Ya şehit olacaksınız ya da zafere ve ganimete erişeceksiniz. Allah Teâlâ kullarından amelsiz bir söze razı olmamıştır. Yeryüzünde Allah düşmanları var olup onlar Allah’ın dinine dönünceye ve O’nun indirdiklerini kabul edinceye kadar cihat devam edecektir. Allah dininizi muhafaza edip kalplerinizi hidâyete erdirsin! Amellerinizi tertemiz kılarak size kendi yolunda sabır gösteren mücahitlerin sevabını versin!”[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhtasar II/126; Kenz III/143; Mektubu Enes b. Malik görmüştür.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/431

Müslümanları Şam’a Gönderirken Hz. Ebubekir’in Bir Konuşma Yapması

- Hz. Ebubekir, Şam’a gidecek orduyu uğurlarken kalktı Allah Teâlâ’ya hamd ü senâlar getirip Şam’ın fethedileceğini müjdeleyerek şunları söyledi: “Orayı fethettiğinizde mescitler inşa edeceksiniz. İnsanlar sizleri sadece toprak istilacıları olarak tanımayacaklardır. Şam diyarı bolluk ve bereket ülkesidir. Orada çok bol yiyecek bulacaksınız. Sakın oburluk yapmayınız. Kâbe’nin Rabb’ine yemin ederim ki siz çok yeyip bu konuda aşırı gideceksiniz. Size bu konuda şu on şeyi tavsiye ediyorum. Bunları iyi dinleyip öğreniniz: 1-Sakın eli silah tutmayan ihtiyarları öldürmeyiniz...”[1]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kenz III/143 (İbn Asakir, Abdullah b. Cübeyr’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/432
Top