Kullanıcı girişi

İttihat ve Terakki Üzerine Düşünceler-3


Balkan Savaşı, İttihat ve Terakki'nin Tekrar İktidarı Ele Geçirmesi
18 Ekim 1912'de Balkan Savaşı patlak verdi. İmparatorluk, bu küçücük Balkan devletleriyle de savaşa hazır değildi. Balkan Savaşı başlamadan kısa bir süre önce, hiç gereği yokken Balkanlardan 120 tabur asker terhis edilmişti. Erzincan, Şam ve Bağdat'taki askerî birlikler de Balkanlara kaydırılamadı. Her şeyden önemlisi, ordu politikaya bulaşmıştı. Subaylar, İttihatçı ve Halâskâr Zabitân diye ikiye ayrılmıştı. Bu arada Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümeti, daha savaşın başında 29 Ekim 1912'de istifa etti. Yerine Kâmil Paşa hükümeti kuruldu. Balkan Savaşı, bu siyasî ve askerî karışıklıklar içinde geçti. Halâskâr Zabitân, tamamen Balkanlarda savaşmakla meşguldü. İktidardan uzaklaştırılmış, fakat hiç yılmamış ve yeraltına kaymış İttihatçılar ise, tekrar iktidara dönmeye hazırlanıyordu (Lewis,1991:224).

İlerleyen günlerde Balkan Savaşı hızla aleyhimize gelişmiş, daha savaşın başlangıcında Bulgarlar karşısında, gırtlağına kadar politikaya batmış Türk ordusu bozulmuş, Kırklareli bile düşmüş, düşman Çatalca önlerine gelmişti. Türk ordusu, Sırp, Karadağ ve Yunan orduları karşısında da büyük bir bozguna uğramıştı. 6 Kasım 1912'de "Selânik'i müdafaa ile vazifeli jandarma generali Tahsin Paşa, tek silâh atmadan, muazzam kolordusunu, bütün silâhlarıyla beraber Yunanlılara teslim etti" (Öztuna,1978:265). Yunan donanması, Ekim-Kasım-Aralık 1912'de Bozcaada, Limni, Midilli ve Sakız'ı işgal etti. Balkanlarda yalnız, İşkodra, Yanya ve Edirne kaleleri hâlâ düşmana direniyordu. 3 Aralık 1912'de Osmanlı hükümeti ateşkesi kabul etti.

Bu arada İttihatçılar, Kâmil Paşa hükümetinin Edirne'yi Bulgarlara bıraktığı propagandasını yapıyordu. Hâlbuki böyle bir şey söz konusu değildi. 23 Ocak 1913'te Bulgar orduları Edirne'yi kuşatmış ve Çatalca mevzileri önüne gelmişken, İttihatçılar harekete geçti. Kurmay Yarbay Enver Bey, etrafına topladığı yaklaşık iki yüz kişilik bir kuvvetle Bâb-ı Âli'yi yani başbakanlığı bastı, nöbetçi iki subay ve sekiz eri şehit ederek Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Nazım Paşa'yı (Enver veya Yakup Cemil) tek kurşunla vurdu. Talat ve Enver beyler, 81 yaşındaki Başbakan Kâmil Paşa'nın odasına girdi ve ölüm tehdidiyle paşayı istifa ettirdi. Enver Bey, hiçbir sıfatı olmadığı hâlde Sultan Reşat'ı tehdit ederek, 23 Ocak 1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın Harbiye Nazırlığı da üzerinde bulunmak üzere Başbakan olarak tayin edildiğine dair irade-i seniyye çıkarttı.

Bâb-ı Âli Baskını'ndan (23 Ocak 1913) 1. Dünya Savaşı'na (1914) Kadar İttihat ve Terakki
İttihat ve Terakki Cemiyeti, 23 Ocak 1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın başbakanlığı döneminde ordu, polis ve sivil bürokraside, ciddi bir tasfiye daha gerçekleştirdi. Artık Jön Türkler tam anlamıyla iktidara gelmişti. Fakat İttihat ve Terakki'nin kesin iktidarı, ülkeyi hızla çöküşe doğru götürdü. Bu dönemde Balkan Savaşı, bütünüyle hezimete dönüştü. Direnmekte olan Yanya, İşkodra ve Edirne de düşman eline geçti. 30 Mayıs 1913'te imzalanan Londra Antlaşması'yla, Edirne dâhil bütün Balkanlar kaybedildi. Türkiye Midye-Enez çizgisine çekilip bugünkü Trakya topraklarının bile yarısını düşmana terk etmek zorunda kaldı. Mahmut Şevket Paşa'nın başbakanlığa gelişinden dört ay 19 gün sonra, 11 Haziran 1913'te bir suikasta hedef olup öldürülmesi, İttihat ve Terakki'ye son muhalefet kırıntılarını da yok etme fırsatını verdi. Suikastla ilgisi olmayan 350 muhalif, yakalanıp Sinop'a sürüldü. 29 kişi idam edildi. Cemiyet'e sadakatinden şüphe edilen bütün memur ve subayların görevine son verildi. Sıkıyönetim ilân edilip muhalefet susturuldu. Liberal muhalefetin lideri Prens Sabahattin, tekrar yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.

Bu arada İttihat ve Terakki Cemiyeti, İttihat ve Terakki Fırkası'na dönüştü. Mahmut Şevket Paşa'nın yerine İttihatçılar, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın torunu, İttihatçı Prens Sait Halim Paşa'yı başbakanlığa getirdi; fakat Sait Halim Paşa, İttihatçı liderler Enver, Cemal ve Talat'ın kuklası durumunda idi. Türkiye'de artık bir tek parti diktatörlüğü kurulmuştu.

Tam o günlerde, Balkan Savaşı'nın galibi küçük Balkan devletleri, Osmanlıdan aldıkları büyük mirası paylaşamamış, 29 Haziran 1913'ten itibaren birbirlerine düşmüşlerdi. Bunu fırsat bilen Osmanlı Devleti, 21 Temmuz 1913'te Edirne'yi Bulgarlardan geri aldı. Aşağı yukarı bugünkü Trakya sınırı çizildi.

Yarbay Enver Bey, 3 Ocak 1914'te üst üste terfi ettirilerek Paşa ve Harbiye Nazırı oldu. Şehzade Süleyman Efendi'nin kızı Naciye Sultan'la evlenerek sarayın damadı hâline geldi. "Enver Paşa, 21 Ekim 1914'te Başkomutan Vekili unvanını alarak bütün orduya hâkim oldu" (Öztuna,1978:280).

Cemal Bey, 1913'te İstanbul Muhafızı (Emniyet Müdürü) olup başşehrin güvenliğinden birinci derecede mesul kişi hâline geldi. O da hızla terfi ettirilerek Paşa yapıldı. Önce Bahriye Nazırı, sonra Suriye'de ordu komutanı oldu.

Talat Bey ise, İttihat ve Terakki'nin en nüfuzlu adamı idi. 2. Meşrutiyet'ten önce telgraf memurluğu, Selânik Posta Müdürlüğü Başkatipliği yaptı. 2. Meşrutiyet'ten sonra ise, hızla yükseldi, önce milletvekili sonra Dâhiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) oldu. Prens Sait Halim Paşa'nın ardından Şubat 1917'de, imparatorluğun başbakanlık koltuğuna oturdu.

"Bu üç adamın yönetimi altında devlet gücünün mekanizmasının vidaları, gittikçe sıkıştırıldı. Muhalefet partileri yıkıldı, liderleri sürüldü veya zararsızlaştırıldı ve bazen bir terör idaresi oranlarına yaklaşan bir baskı uygulandı" (Lewis,1991:226). 1914 kışında yapılan parlamento seçimlerine muhalefet katılmadı, dolayısıyla seçimlerden sonra oluşan meclis, İttihat ve Terakki'nin tam bir kuklası durumunda idi.

Bu arada Avusturya veliahdı Ferdinand'ın 28 Haziran 1914'te Saray Bosna'da bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesinin ardından, milletlerarası gerginlik hızla arttı ve 1. Dünya Savaşı patlak verdi. İttihatçı liderler Başbakan Sait Halim Paşa, Enver Paşa, Talat Paşa ve Meclis Başkanı Halil, gizlice Almanlarla bir ittifak antlaşması müzakerelerine girişti. 2 Ağustos 1914'te Almanlarla ittifak antlaşması imzalandı. Hemen ardından, Meclis tatil edildi. İttihat ve Terakki'nin kukla bir meclise bile tahammülü yoktu. Osmanlı Devleti, 11 Kasım 1914'te İngiltere, Fransa ve Rusya'ya karşı savaşa girdi. Hâlbuki devlet, askerî, iktisadî, haberleşme ve ulaşım açısından büyük bir savaşa hazır değildi.

1. Dünya Savaşı Yıllarının Acıları ve İttihat-Terakki
Türk ordusu, 1914–1918 yılları arasında, dört yıl boyunca Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan'ın müttefiki olarak, Çanakkale'de İngiliz ve Fransızlara, Doğu-Anadolu'da Ruslara ve onlara yardım eden Ermeni çetelerine, Irak'ta ve Filistin'de İngilizlere karşı savaştı. Yine Türk ordusu, Alman genelkurmayının isteği üzerine, Galiçya'da müttefikleri Alman ve Avusturya ordularının, Makedonya'da Bulgarların yardımına koştu. 1915–1916 yıllarında Çanakkale ve Irak cephelerinde büyük zaferler kazanılmasına rağmen, 1917'de Irak ve Filistin cepheleri çöktü. Bağdat ve Kudüs düştü. Yüz binlerce Anadolu çocuğu, hayatının baharında şehit düştü. Yüz binlercesi sakat kaldı. Milyonlarca Türk, bu büyük savaşın ağır şartları altında, açlık, yokluk, sefalet ve hastalıklar içinde kıvrandı. İttihat ve Terakki'nin bir avuç maceraperest yöneticisinin elinde Türk milleti, binlerce yıllık tarihinin en acı, en kötü yıllarını yaşadı ve en büyük felâketine maruz kaldı.

Ağustos 1918'den itibaren Almanlar, Fransa karşısında geri çekilmeye başladı. Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti'ni birbirine bağlayan Bulgaristan, Selânik'ten karaya çıkan İngiliz ve Fransız ordularına yenilerek 2 Ekim 1918'de teslim oldu.

İttihat ve Terakki hükümeti, artık ateşkes istemekten başka çâre kalmadığını anlamıştı. Ermeni tehciri ve İngiliz esirlerine kötü muameleden dolayı, kendilerini savaş suçlusu ilân eden İtilaf devletleriyle ateşkes imzalamanın zor olacağını gören Talat Paşa hükümeti, 8 Ekim 1918'de istifa etti. Yerine kurulan Ahmet İzzet Paşa hükümeti, 30 Ekim 1918'de İtilaf devletleriyle Mondros Mütarekesi'ni imzaladı. Koskoca bir imparatorluk tarihe karışıyordu.

Mütareke imzalanır imzalanmaz 1 Kasım 1918'de, savaş suçlusu olarak yargılanmalarından korkan İttihat ve Terakki liderleri, Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Bedri, Azmi, Bahattin Şakir, Dr. Nâzım ve Dr. Rusûhi beyler, bir Alman denizaltısına binerek yurt dışına kaçtılar. Böylece, 1908'de 2. Meşrutiyet'in ilânıyla başlayan İttihat ve Terakki iktidarı sona erdi.

İttihat ve Terakki, tam anlamıyla iktidarda olduğu 1913–1918 yılları arasında "Teşkilât-ı Mahsusa adında paramiliter bir örgüt ve Türk Gücü Cemiyeti, Osmanlı Güç (daha sonra Genç) dernekleri gibi yine paramiliter gençlik örgütleri kurduğu gibi, Kara Kemal Bey'in organizatörlüğü ile çok sayıda esnaf kuruluşunu kendisine bağladı, kendisini desteklemeyen basını susturdu, esasen dolaylı kontrolü altında olan Türk Ocakları'nı ise, fırka ideolojisini yayan bir kurum haline soktu" (Hanioğlu,2001:482). Türk toplumu içinden, millî bir burjuvazi oluşturmaya çalıştı. Kendini "vatan kurtarıcı" bir teşkilât olarak gördü. Kendine muhalefeti, vatan hainliği ile bir tuttu ve bütün bu uygulamalarıyla, daha sonra Türk siyasî hayatı üzerinde derin tesir icra edecek bir tek parti geleneğinin kurulmasında önemli bir tesiri oldu (Hanioğlu,2001:483).

İttihat ve Terakki Cemiyeti/Fırkası'nın ideolojik yönüne gelince, Pantürkizme kadar uzanan bir milliyetçilik, bilimin tek yol gösterici olduğunu savunan pozitivist inanç ve bu milliyetçi ve pozitivist anlayışın geniş kitlelere benimsetilmesi için, merkezî devletin ve merkezî otoritenin lüzumuna kuvvetli bir iman, onların hayata bakış tarzlarının özünü teşkil etti.

Mütareke ve Millî Mücadele Yıllarında İttihat ve Terakki (1918–1923) Son Çırpınışlar ve Acı Son
İttihat ve Terakki son kongresini 1 Kasım 1918'de yaptı. 5 Kasım 1918'de kendini feshetti ve yeni bir parti kurulmasını kararlaştırdı. İttihat ve Terakki'nin yerine, 11 Kasım 1918'de Teceddüt Fırkası kuruldu. Teceddüt Fırkası, Meclis'te hâkim parti hâline geldi; fakat Meclis'in 21 Aralık 1918'de feshi, İttihat ve Terakki'nin son kozunu da elinden aldı. Teceddüt Fırkası, 5 Mayıs 1919'da bakanlar kurulu kararıyla kapatıldı.

8 Mart 1919 tarihli kararname ile kurulan sıkıyönetim mahkemesi, yurt dışına kaçanlar dışındaki İttihatçı önde gelen bakan, milletvekili ve sorumlu yöneticileri yargıladı. 5 Temmuz 1919'da İttihatçı liderler, çeşitli cezalara çarptırıldı. Bazı İttihatçı liderler, İngilizler tarafından Malta'ya sürüldü (Hanioğlu,2001:483).

Yurt dışına kaçan İttihatçı liderlerden Talat Paşa 1921'de, Cemal Paşa ve Bahattin Şakir 1922'de, Ermeniler tarafından öldürüldü. Enver Paşa ise, Odessa'dan, önce 1918'de Kafkasya'ya geçti. Orada mücadeleyi devam ettirme imkânı kalmayınca, Berlin'e geldi. Bir buçuk yıl Berlin'de kaldı. 1920'de Azerbaycan'a gitti. Gayesi Sovyet parası, silâhı ve desteğiyle bir ordu kurup, sonra Anadolu'ya girmekti. Fakat Sovyetler, Ankara'yla anlaşıp, Enver Paşa'ya beklediği desteği vermedi. Bunun üzerine Enver Paşa, 30 Temmuz 1921'de Moskova'dan Batum'a geldi. 5–8 Eylül 1921'de Batum'da İttihat ve Terakki kongresini topladı. Anadolu'ya geçip siyasete devam etmek istedi, fakat Türkiye'ye girmesi kabul edilmedi (Zürcher,2004:230-231). Enver Paşa, Batum'da iki hafta daha kaldı ve sonra Türkistan'a gitti. Pantürkist hayallerinden hiç vazgeçmemişti. Haziran 1922'de Afganistan sınırı yakınında, Türk birliklerinin başında Kızıl Ordu ile savaşırken öldü (Zürcher,2004:232). Dolayısıyla, İttihatçı liderlerin Millî Mücadele'yi bir İttihatçı harekete dönüştürme gayretleri, başarılı olmadı.

Cumhuriyet Devrinde İttihat ve Terakki (1923–1926)
Millî Mücadele'nin zaferle bitmesinden sonra yurda dönen İttihatçılar, yeniden teşkilâtlanmaya başladı. 1922 yılında eski Maliye Bakanı Câvit Bey'in evinde toplanıp, yeni bir parti programı hazırladılar. Daha sonra 1924 yılında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın faaliyetlerinde, önemli rol oynadılar. 1926 yılı Haziran ayında Mustafa Kemal Paşa'yı hedef alan İzmir Suikastı dolayısıyla 26 Haziran–12 Temmuz 1926 tarihleri arasında süren davada, bazıları eski İttihatçı olan on dört kişi idama mahkûm oldu. Bunlardan on ikisi, 13–14 Temmuz 1926 gecesi idam edildi. İttihat ve Terakki esnaf teşkilâtının en önemli iki ismi Kara Kemal ve Abdulkadir beyler, gıyaben idama mahkûm oldu (Hanioğlu,2001:483). Mahkeme heyeti tarafından suikast girişiminin ardındaki beyin olarak görülen Kara Kemal, İstanbul'da saklandığı yer ortaya çıkarılınca kendini vurdu (Zürcher,2004:254–255). Diğer İttihatçı liderler, diğer muhaliflerle beraber 1 Ağustos 1926'dan itibaren Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde yargılandı. Bu mahkeme sonunda, İttihat ve Terakki'nin ünlü teşkilâtçısı ve eylem adamı Dr. Nâzım, eski Maliye Bakanı Cavit Bey, Hilmi ve Nâil beyler, 26 Ağustos 1926'da idam edildi. Diğer İttihatçılar ise, çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. İzmir ve Ankara İstiklâl Mahkemeleri, bir anlamda İttihatçılığın sonu oldu (Hanioğlu,2001:484).

Bu yazımızı, yakın Türkiye tarihi üzerinde çalışan biri yerli, diğeri yabancı iki ünlü bilim adamının İttihat ve Terakki ile ilgili şu değerlendirmeleriyle bitirmek istiyoruz:

Birincisi, Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu. Hanioğlu, İttihat ve Terakki ile ilgili şu ilginç değerlendirmeyi yapıyor:

"İttihat ve Terakki'nin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasî hayatı ve bu yeni yapı içerisinde, siyasî teâmüllerin teşekkülü üzerindeki tesiri tartışılmaz"dır (Hanioğlu,2001:484).

İkincisi, Türkiye Cumhu­riyeti'nin kuruluş devriyle ilgili parlak araştırmalarıyla tanınan Amsterdam ve Nijmegan Üniversiteleri öğretim üyesi, Milletlerarası Sosyal Tarih Enstitüsü Türkiye Bölümü Başkanı Dr. Erik Jan Zürcher, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nin belli başlı üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulan Modernleşen Türkiye'nin Tarihi (Turkey, A Modern History) adlı eserinin ikinci bölümünün başlığını şöyle koymuştur:

"Türk Tarihinde Jön Türk Dönemi (1908–1950)" (Zürcher,2004:137).

Bu iki ünlü tarihçinin, bu iki ilginç ve üzerinde u­zun uzun düşünülmesi gereken tespiti anlaşılmadan, Türkiye'nin yakın tarihini ve yakın tarihinde cereyan eden olayları anlamak çok zordur.

Kaynaklar
1. HANİOĞLU, M. Şükrü (2001), "İttihat ve Terakki Cemiyeti", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt: 23, ss. 476–484, İstanbul, Güzel Sanatlar Matbaası.
2. LEWİS, Bernard (1991), Modern Türkiye'nin Doğuşu, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 4.bs.
3. ÖZTUNA, Yılmaz (1978), Büyük Türkiye Tarihi, cilt:7, İstanbul, Ötüken Yayınevi.
4. ZÜRCHER, Erik Jan (2004), Modernleşen Türkiye'nin Tarihi (Çeviren: Yasemin Saner Gönen), İstanbul, 18.bs.


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.